Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı


 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

NURİYE AKMAN



Futbol yorumcusu Erman Toroğlu: Boş zamanlarımda boş gezerim, mis gibi uyurum

“Futboldan hoşlanmasanız da futbol adamlarıyla söyleşi yapmalısınız” diyen okurlarımı kıramadım. Futbol seyircisinin bilinçlendirilmesine büyük katkısı olan Erman Toroğlu ile konuştum. Tabii ki ağırlığı futbola değil, kendisine verdim. Onun nasıl bir insan olduğunu anlamaya çalıştım. Sağ olsun, bol bol ipucu verdi bana. Neyse ki “agresiflik” onun yorumculuk, benim de röportajcılık tekniğimin bir parçası. Doğrusu iyi anlaştık. Gündeme yeni tartışma konuları hediye etme açısından hiçbir fedakârlıktan kaçınmadık.

 

Sizi seven de kızan da çok. Aynı anda bu kadar itici ve çekici olmayı nasıl başarıyorsunuz?

Futbol oynadığım 19 yıl boyunca “Bir gün hakem olacağım, Türkiye’de bazı şeyleri göstereceğim. Ama ilk başta fazla sesimi çıkarmayacağım. Artık bana hakim olamayacaklarını anladıkları an, sesimi yükselteceğim, bazı şeyleri değiştireceğim” dedim. Çünkü “çocukken” yakalarlarsa götürürler seni. Bana çok küfür eden de var, helal olsun diyen de. İşimi “Koçum Erman” desinler diye yapmıyorum. 19 yıllık futbol, 9 yıllık hakemlik, 19 yıllık ticaret, 4 yıllık üniversite birikimimi üst üste koyuyorum, hamur yapıyorum, yavaş yavaş veriyorum. Hepsini de bir anda vermiyorum. Kademe kademe veriyorum.

Şu anda kaçıncı kademedesiniz?

Daha yarıya bile gelmedim.

Demek karşımda bir süpermen var!

Öyle bir şey demiyorum. Bir şeyleri söylersin ortalık karışır. Tartışılır tartışılır. O karışmada duracaksın. Her şey yerine oturacak. Sonra yolu tekrar açacaksın, greyder gibi.

Neden bu kadar çok karıştırmayı seviyorsunuz?

Başkaları da biliyor benim kadar ama söylemiyorlar; çünkü hamileler. Onların bir kısmı Futbol Federasyonu’ndan hamile, bir kısmı gazetelerden hamile, bir kısmı kulüplerden hamile, bir kısmı işten dolayı hamile.

Sizi kimse iğfal edemedi mi yani?

Ben hamile değilim. Belki ticaretle uğraştım ondan. Şu anda devletle de iş yapmıyorum.

En kral yorumcu siz misiniz şimdi?

Onu kamuoyu bilir; ama benim ikinci bir örneğim yok. Yani 19 sene futbolculuk, 9 sene hakemlik yapmış kimse yok. Gözümü kapatınca, soyunma odasındaki futbolcuyu görürüm ben.

Hıncal Uluç mu, siz mi daha bilgilisiniz?

Bu tartışmaya girmem. Çünkü sıkletlerimiz yanlış. Hıncal topa vurmuş mu hayatında, düdük çalmış mı? O zaman onun yorumculuğu bir yere kadar olur. Ne kadar zorlasa, freni, gaz pedalını çıkarır alttan.

Agresifliğinizi, zamanında büyük takımlara transfer olamamanın getirdiği ezikliğe bağlasam...

Olmaz! Aslında güzel bir soru bu. Ankaragücü’nde oynarken, üç büyük takımdan da geldi teklif. Fakat 68–78 döneminde, biz Galatasaraylı bir futbolcudan daha fazla para kazanıyorduk. Fener’i, Galatasaray’ı, Beşiktaş’ı İstanbul’da fındık fıstık gibi yeniyoruz. Öldürüyoruz herifleri. O zaman bana cazip değil ki.

Kitap okuyan bir insan mısınız?

Hayır ben yaşayan bir insanım. Kitaba çok fazla inanmam. İmkanım olmasına rağmen VIP’ten, CIP’ten uçmam. Pazara giderim, dolmuşa binerim. Kitap okumak avantaj bir olay. Diksiyonunu düzeltirsin, bilgini artırırsın; ama başından geçerse, ağaçtan düşersen bilirsin.

Ne okudunuz en son?

Hatırlayamıyorum valla. Boş zamanlarımda yatarım abi, mis gibi uyurum. Bakarım sağa sola, boş gezerim.

Kullandığınız kelimelerin yüzü geçmediği yorumlarına ne diyorsunuz?

Televizyonda konuşurken, gazetede yazarken, eğer seni ilkokul talebesi de, ev kadını da, üniversite mezunu da anlayabiliyorsa, sen başarılısındır diyorum.

Eşiniz sizi hangi konuda eleştirir?

Üslup konusunda. Televizyonda önce kıyafetime bakarmış. İyi mi değil mi? “İlerleyen saatlerde fazla dinlemek istemiyorum. Çünkü bazen ağır konuşuyorsun. Sağa sola dalıyorsun. O zaman ben de sinirleniyorum, başka kanala geçiyorum. Kavga istemiyorum.” diyor.

Bu kavgacılığın altında çocukluktan kalan ne var?

Orta ikiden beri ticaretin içindeyim. Samanpazarı’ndan Kader–Kısmet oyunu alır Kocatepe’de satardım. Kazancımla tatile giderdim. Lise birde Ankara Oteli inşaatında çalıştım. Hayata erken atılırsan avantajı oluyor, koyun gibi olmuyorsun. Birisi gelir de dirseğini koyarsa, onun iki mislini benden yer. Bazıları tersliğe bulaşmak istemezler. Ben bulaşırım. Öndeki araba, sigara paketini tutup dışarı attığı zaman, camı açıp, “Evde de yere mi atıyorsun?” derim. “Sana ne lan eşekoğlu eşek” diyebilir, o riski var tabii.

Nitekim bir taksiciyi dövdünüz.

Görüntüde yüzde yüz suçluyum. Adam “Bana vurdu ve arabadaki paralarımı gasp etti” diyor. Soruyor polis “Peki sana hangi eliyle vurdu?” “Sol eliyle.” “Para neredeydi?” “Vites kolunun orada.” “Yani, bir eliyle sana vururken, bir eliyle paranı mı aldı?” “Evet” diyor. Aslında az dövmüşüm adamı.

Tv starısınız, popüler bir adamsınız. Eşiniz, diğer kadınların ilgisini kıskanır mı?

Yok. Onu tanıdığımda lise birdeydi, ben üniversite birdeydim, futbolcuydum. Cebimde param, altımda arabam vardı. Erken yaşta alıştı yani.

Ama çok çapkınmışsınız.

Çok fazla çapkın değilsem de efendi, oturan bir adam da değilim. Bir erkek neler yapabiliyorsa ben de onu yapabilirim. Ama ben çapkın değilim. Kadınlar çapkın.

Kolay gaza gelen bir adamsınız yani?

Hayır. Ben hiçbir kadınla kendiliğimden münasebete giremem. Kadın kuyruk sallayacak, erkek o zaman konuşur.

Bu “kuyruk sallama” çok kötü bir deyim.

Çok net bir tabir.

Onda kuyruk varsa, sizde de kuyruk var.

Şimdi, kadın evet demese, erkek ne yapabilir? Döve döve de götürecek halin yok ya.

Köpeğin peşinden köpek gider ama.

Herkesin peşinden gitmekten bahsetmiyorum. Kızdırdım seni.

Ben niye kızayım; ama ailede epey kriz yaşanıyor herhalde.

Yok. Ben çok fazla kriz yaşatan bir erkek değilim. Arada sırada yani. Bir kadın, bir erkek karşılıklı oturuyoruz diyelim. Ben kadına bir defa bakarım, o bana bakmazsa ikinci defa bakabilir miyim? Gidip de yanına “hadi buyrun gidelim” diyebilir miyim? O çanak tutacak ki ben de gelip oraya oturacağım.

Sonra da “Ne yapalım karıcığım, kadın kuyruk salladı bana. Dayanamadım” mı diyorsunuz?

Böyle bir şey demiyorum. Konuşulmuyor. Konuşulursa söylerim. Bana ne sorulursa onun cevabını veririm.

Dünya Kupası günlerinde Milli Takım’la ilgili eleştirilerinizde haksızlık yaptığınızı düşünüyor musunuz?

Hayır, aynı fikirdeyim hâlâ.

Adam ne yapsın ya, üçüncü oldu, milli duyguları kabarttı.

Milli duyguların kabarması, basılması hiç ilgilendirmez beni. Ben teknik olarak işe bakarım. Herkes milli duygularla kabarır gezer, bayraklar çeker. Ben o bayrağı düşünmem, altı ay sonra o takımda kim oynar, kim oynayamaz, iki sene sonra takıma kimi monte ederimi düşünürüm.

Final oynasalardı mı “haksızlık yapmışım” diyecektiniz?

Kosta Rika maçından sonra, “Bu Milli Takım finali de oynar, şampiyon da olur” dedim. Bu takım, Şenol Güneş yüzünden finali oynayamadı.

Ona hiç mi teşekkür borcunuz yok?

Yok. Aferin çocuğa üçüncü yapmış takımımızı!

Şenol Güneş’i bir maçta sakatladığınız doğru mu?

Türkiye’de bazı gazeteciler geri zekâlı. Türkiye gazetesinde bir yazı: Erman, Şenol’u sakatladı, ölüyormuş Şenol. Ve ben Şenol’u hastanede ziyarete gitmemişim. O günler başlamış kavga, hâlâ devam ediyormuş. Mahkemelik olursak çok iyi olacak bu yazıyı yazan geri zekâlıyla. Şenol Güneş’i hastanede ziyaretine gidemezdim. Çünkü, aynı odada yan yana yattım.

Siz de yaralıydınız yani.

Tabii. Kafa kafaya çarpıştık, ikimiz de yaprak gibi düştük. Onu sedyeyle götürmüşler. Ben oynadığım yedi dakikayı hatırlamıyorum. Soyunma odasında ağlıyordum kendime geldiğimde. Oradan aldılar, hastaneye götürdüler. 4 ay oynayamadım.

Sizin için “Milli Takım’ı o kadar aşağıladı ki, artık milli maçlara rahatlıkla gidemeyecek. Çünkü küfür yiyecek” diyorlar.

Ben çok rahat giderim her yere. Küfür müfür fark etmez, kulüplerden de yiyorum. Benim için önemli değil. Ben televizyondan bakıp maç yazmıyorum. Kore’ye, Japonya’ya gelip, viskiyi çekip, otel odalarından maç yazdıranları da biliyorum.

Siz de maçlara geç gitmişsiniz, antrenmanlara gitmemişsiniz, siz de otel odasından çıkamamışsınız, yaptığınız eleştiriler yüzünden.

Bak şimdi ne kadar hıyarca! Ben tam 18 maça gittim. Şenol Güneş’i anlayamıyorum ki basın toplantısına gideyim. Dinliyorum, tercüman lazım. Çözemiyorum ki çocuğu. Anlatamıyor derdini. Antrenmanlar zaten kapalı. Beş dakika fotoğraf, beş dakika röportaj, hadi güle güle diyorlar. Ne seyredeyim abi antrenmanı! Açık olsa gideceğim. Hayatımda televizyondan seyrederek iki defa maç yazdım. Onu da yazıda belirttim. Onun haricinde, o maça gitmeden yazanlara illet olurum, çıldırırım.

Peki, siz hakemken, Erman Toroğlu gibi bir yorumcu olsaydı, “Oynat Uğurcuğum” diye sizin kararlarınızı bir saniyede aldığınız kararı ileri geri, ileri geri, defalarca oynatıp, irdeleseydi..

Bayılırdım! Ha s... lan, derdim. Lan herif doğru da söylüyor derdim ama. Önce kızarsın, sonra bakarsın, herif doğru söylüyor dersin. Bak, televizyonda görebilmek daha zor. (Neden zor olduğunu, konu mankeni kullanarak hakemin görmesi gereken sonsuz açıyı, bana görme kesitleri yaratarak açıklıyor.) Hakemler bu yüzden kendine çok iyi bakacak, çok koşacak. Kamera her durumu göremiyor; ama hakem olarak senin oraya girip görme şansın var. Bunları ben teknik olarak anlatıyorum, işlerine gelmiyor.

Hakemken verdiğiniz her karar isabetli miydi?

Hakemken doğru kararlar da verdim, yanlış kararlar da. Futbolcuyken doğru işler de yaptım, yanlış işler de. Şimdi doğru yorumlar da yapıyorum, yanlış yorumlar da. İnönü’ye başarısını neye borçlu olduğunu sormuşlar. “Aynı hatayı hayatta iki defa yapmadım” demiş. Bu kadar basit.

Kaç takımı yaktığınızın muhasebesini yaptınız mı?

Yapmadım. Yanlış karar verdiğimi anlayınca ne yapacağım, özür mü dileyeceğim? Yoo bir daha yapmam o hatayı. O kadar basit.

Hakemlerle ilgili şike iddialarını Tuncay Özkan gündeme getirdi. Ne oldu onlar? Niye üstüne düşmediniz?

Tuncay Özkan’dan dört sene evvel bunları dibine kadar kurcaladım. Çok yazarlar aleyhime yazdılar. Hakemler dava açtılar, hem karşı taraftan para aldılar, hem benden aldılar. Teleferik gibi. Ondan sonra da diyorsunuz ki, niye üstüne düşmedin. Başkaları da çıksın benim gibi, çıkamaz. Çünkü çok yükseklere kadar gider bu.

Ne kadar yükseğe?

En yükseğe. Siyasiler girer işin içine. Ben görevimi yaptım. Gerisi yargının. Bir ortaoyunu oynanıyor Türkiye’de.

Haluk Ulusoy ne yapıyor orada?

Ulusoy, bu sistemde oraya geldi. Spor âlemini, grupları, neler olduğunu iyi biliyor.

Niye sonuç çıkmadı haberlerden?

Onu Ulusoy’a sorun. Haluk, işin başındakini, Ali Fevzi Bir’i, Futbol Federasyonu genel kurul üyesi yaptı.

Ulusoy mu kapattı iddiaların üstünü?

Onu ona sorun. Dünya Kupası’na giderken, bu işlerin üzerine gidilip, altı çomaklansaydı, biz Dünya Kupası’na gitmeden, FIFA bizi ihraç edebilirdi. Yıllar evvel Fransa’da ve İtalya’da oldu, üstüne gittiler. Biz hep üstünü kapatıyoruz.

Dünya Kupası bitti, artık ortaya çıkabilir mi?

Bilmiyorum, teferruatla uğraşılıyor. Futbolun sahibi, kulüplerdir. Futbol Federasyonu, kulüplerin yürütme kuruludur. Ama sistem öyle yürümüyor. Kulüpler razıysa, bu âlemden bu iş çözülmez. Haluk benimle konuşmuyor şimdi. Bundan beş sene evvel, Şenes’in yanında çalışırken, “Erman abi, Türkiye’nin en baş aktörlerinden birisi sensin, her şeyi yazıyorsun. Şenes benim arkadaşım, Şenes’i de yazıyorsun, helal olsun be abi” diyen Haluk’u eleştirdik. Şimdi beni gördüğü zaman, öbür taraftan gidiyor.

Bu olayların dışında, başka akçeli işlerde de “yamukluk” yapılıyor mu?

Bilemiyorum. Müfettişlerin verdiği raporlar değişti, siyasilerin araya girmesiyle. Haluk Ulusoy’a televizyonda sordum. “Federasyon başkanı olurken, Alaattin Çakıcı’ya kaç tane koyun kesme sözü verdin? Niye koyunları eksik kestin?” Dedi ki: “Sana bu konuda açıklama yapmaya mecbur değilim.” Canlı yayında söylüyorum ya, daha ne söyleyeyim hocam? Çıksın desin ki, “Arada Ergun Gürsoy vardı, 150 koyun kesecektim, 50 koyun kestim. Fazla paraydı.”

Size hakemken, şike teklif ettiler mi?

Ettiler bir defa, Gürcistan’da. Türkiye’de etmediler.

Nasıl oldu, o pisliğin içinde tek başınıza nasıl kalabildiniz?

Gıyabımda olmuş, işi hallediverdim. Şenes’le bire bir konuştum. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi uçtu. Beş tane falan hakem uçurdum. Hiç basına yansımadı.

Türkiye’nin Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği’nin kurucularından birisisiniz. Ama orada devam etmediniz, MHK’ya geçmediniz.

MHK’da görev almayacağımı hakemken söyledim. Ben faal hakemlerin başına gelseydim, o zaman faal hakemler şimdiki gibi değil, çok etkin. Şu andaki âlemin içinde olan yüzde 70 adam olmazdı. Ha, bir gün Futbol Federasyonu’nda görev alırsam, orada neler yapacağımı herkes görecek. Ha getirirler mi, o da onların sorunu. Bak, hakemlik ne olacak, görecek herkes.

Ne oldu hormon davası ?

Menemenli çilek üreticileri dava açmıştı, ben de Tarım Bakanı’na bayağı külliyetli miktarda dava açacağım. Kısasa kısas. Çünkü Sağlık Bakanı “Çilekte hormon yok”, dedi önce. Bir hafta sonra, Tv’de “Çilekte hormon var; ama bu çiçek aşamasında.” dedi. Nasıl üniversite mezunu ise. Çiçek aşamasında olan bir hormon meyveye geçmez mi? Ben kazanacağım davayı. Zirai ilaçlar yasaklandı biliyorsun. Şu tarım olayında, hormon ve zirai ilaç konusunda verdiğim hizmet, belki futbolun da önüne geçti.



E-Posta: n.akman@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Röportaj

> (21.07.2002) - İşadamı Ali Şen: Uzan, Nuriye Akman’ın karşısına çıkmazsa politika yapamaz

> (14.07.2002) - DSP’li 9’lardan Prof. Dr. Cengiz Güleç: Özkan hiçbir zaman Ecevit’in oğlu olmadı

> (13.07.2002) - Gülben Ergen’den Hülya Avşar’a: Beni alkışlamayı öğrenecek

> (07.07.2002) - Halit Akçatepe: Türkiye’nin kültürü tiyatrodan anlayacak kalitede değil

> (06.07.2002) - Biri kaplumbağaları gözetliyor

> (30.06.2002) - Ben orta sınıfın sanatçısıyım

> (29.06.2002) - Ego azgınlığının fışkırdığı mekânlar

> (23.06.2002) - ‘İnançlar eylemlerle tercüme edilmeli’

> (22.06.2002) - Postacı size kaç defa ‘cihet’ değiştirtti?





Zaman'da Bugün
28 Temmuz 2002


Zaman Spor

Röportaj

Anadolu Finans Kurumu


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.