3 Kasım tarihinde yapılması hedeflenen erken genel seçime ilişkin yasama çalışmalarının arifesinde Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu siyasi riskler iyi analiz edilmelidir. Analizimizde sadece seçim kararının alınması ile birlikte seçim öncesi ve sonrasında oluşabilecek siyasi riskler değerlendirilmekte, seçimin ertelenmesi halinde oluşacak riskler analiz dışı bırakılmaktadır. Türkiye’nin öncelikli sorunları AB uyum yasalarının çıkarılması ile ekonomik dengelerin gözetilmesi gibi görülüyor olmakla birlikte, temel öncelik siyasi istikrarın sağlanması ihtiyacıdır.
Bu nedenle öncelikle seçim ile birlikte böyle bir siyasi istikrarın sağlanabilirliği ölçülmekte ve değerlendirilmektedir.
Siyasi sistemde yeniden yapılanmaya ilişkin olarak; ilk ayağı oluşturan ve siyasi sistemi düzenleyen Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’na ilişkin değişikliklerin erken genel seçim öncesine yetiştirilmesi olasılığı çok zayıftır.
Siyasi yelpazede yeniden yapılanma konusunda ise mevcut siyasi anlayışın ve aktörlerin yenilenmesi ihtiyacını karşılayacak sınırlı sayıda alternatif bulunmaktadır. Türkiye’de siyaset giderek çok parçalı hale gelmektedir. Bu parçalanma, siyasette yeniden yapılanma öncesinde öngörülen ve beklenilen siyasette taşların yerinden oynaması olarak değerlendirilebilir. Ancak seçim tarihi nedeni ile siyasette taşların tamamen yerine oturması ve yeni yapının kurulması için yeterli zaman bulunmamaktadır.
Bu nedenle erken genel seçim, sonuçları muhtemelen siyasi tasfiyede bir araç olacak, bazı siyasi kurumları ve aktörleri siyasi sistem dışına taşıyacak ve yeni yapılanma için yön gösterici olacaktır. Halkın siyasi tercihleri ve teveccühleri ile birlikte siyasette yeni ve kalıcı aktörler meşruiyet kazanacaklardır.
Seçmen profili
Seçim sonrasında oluşabilecek siyasi riskleri analiz etmeden önce seçimde belirleyici olacak seçmen profilini analiz etmek yerinde olacaktır. Kesin olmayan nüfus sayımlarına göre 38 milyon seçmen bulunmaktadır. Seçmenin yüzde üçünün arızalı oy atacağı, yüzde 15’inin ise sandığa gitmeyeceği varsayılmaktadır. Kalan 32 milyon oy, yüzde 65 sağ, yüzde 35 sol olarak iki blok arasında dağılmaktadır. Seçimde ülke genel barajının yüzde 10 olarak korunması halinde temmuz ayı sonu itibari ile sağda iki partinin baraj sorunu olmadığı görülmektedir. Bunlar AKP ve MHP’dir. DYP barajın sınırında yer almaktadır. ANAP’ın durumu ise AB’ye endekslidir. Yüzde 15 oranında bir kitle AB’yi seçim kararlarında kriter olarak kullanacaktır. Bu oyların talibi olarak ise başta ANAP ve yanı sıra YTP ve kısmen HADEP bulunmaktadır.
Solda ise CHP’nin Meclis’e girebildiği görülmektedir. YTP’nin de Meclis’e girebilme olasılığı bulunmaktadır. DSP’nin barajı aşma şansı yok gibidir. ÖDP ve HADEP ise solun marjinal partileri olarak yüzde 35’lik oy pastasına talip olmaktadırlar ve yüzde 6–9 arasında bir oy alabilmektedirler.
Siyasetteki yeniden yapılanmada sol ilk kez çok önemli bir fırsat yakalamış görünmektedir. Özellikle Kemal Derviş’ in siyasette alacağı konumlanma ile birlikte solda bir ana yapının oluşması ihtimali yüksektir. Ancak bu bire bir solda yer alan partilerin üst üste toplanması ile olamayacaktır. Solun muhafazakâr merkez ile kalıcı bir uzlaşma yapması halinde ise daha güçlü bir sol siyasi kurum kurulabilecektir. CHP veya YTP için bu olasılık bulunmaktadır.
Buna karşın, YTP’ nin CHP ve DSP’den oy çalması ile birlikte, YTP ve CHP’nin her ikisinin de yüzde 10 barajını aşamama olasılığı artmaktadır. Bunun için bu partilerin kendi aralarında işbirliği yapmamaları halinde barajı aşmalarını sağlayacak unsur soldaki marjinal partiler ile işbirliği yapmaktansa muhafazakâr merkez ile işbirliği yapmaları olabilecektir. DTP bu anlamda önemli bir unsurdur. DTP orta uzun vadede üç buçuk parti ile sağlanacak siyasi istikrar tablosu içinde belki bu seçimde değil, ama bir sonraki seçimde sağda yeni ve toparlayıcı parti olabilecektir. ANAP ve DYP’nin bu seçimlerde başarısızlığı halinde sağın da Meclis’te temsil edilememe olasılığı bulunmaktadır. Solun kendi içinde yeniden yapılanması ile göstereceği başarı, DTP için belki de bu seçimde bir yenilgi getirecek; ama hemen sonrası için sağdaki yenilenme de tek adres olabilecektir. DTP bu misyonu bugünden üstlenmeli, üstlenmiyor ise solun muhafazakâr merkez ile buluşmasına aracılık etme işlevini taşımalıdır.
Siyasi analizimizde seçim sonrasında yaşanabilecek riskler de yer almaktadır.
Seçimlerde belirleyici olacak üç farklı seçmen profili bulunmaktadır. İlk grup nüfusun toplam yüzde 65’ini oluşturan, krizden en çok etkilenen, sosyal yaşam bakımından yoksul ve yoksullaşan kimselerdir. Bu kesim aynı zamanda eriyen ve yok olan orta direk ile öfkeli kalabalıklardır. İkinci grup yüzde 30’u oluşturan bilgi, beceri sahibi ve üretici kesimdir. Bu grup kendi durumunu korumuş ya da pek az kaybetmiş; ancak umut bakımından yoksullaşmıştır. Üçüncü grup ise yüzde 5’lik bir nüfus olup, krizlerden ve olumsuz süreçlerden etkilenmemektedir.
Seçim sonrası kriz
Seçimin sonrasında yaşanması olası iki önemli kriz ise; temsil krizi ile Parlamento krizi olacaktır. Yüzde 10 barajı altında kalacak oylar ile birlikte oy kullanmayanların sayısının toplam seçmen sayısının yüzde 40’ını aşma riski bulunmaktadır. Bu sonuç, oyların yarısının yakınının Meclis’te temsil edilememesi anlamına gelmektedir ve bir temsil krizi ile karşılaşılmaktadır. Parlamento krizi ise Meclis’e sadece iki veya üç partinin girmesi halinde yüzde 21 oy alan bir partinin 300 milletvekili, yüzde 15 oy alan bir partinin 150 milletvekili, yüzde 11 oy alan bir partinin ise 100 milletvekili ile temsil edilmesi sonucunu verecektir. Oy oranları ile milletvekili sayıları arasında görülen bu dengesizlik Türkiye’yi bir parlamento krizine sürükleyecektir.
Her iki halde de demokratik çözüm seçimlerin yenilenmesi olacaktır. Aksi takdirde iktidar Meclis’te, muhalefet ise Meclis dışında oluşacaktır ve yönetebilir demokrasi açısından sorunlar ile karşılaşılacaktır. Bu öngörülen risklerin seçim sonrasında oluşması halinde ise özellikle ekonomi ve dış politika açısından öncelikli alanlarda sıkıntılar yaşanacaktır.
Seçimin siyasi istikrar sağlayabilmesi için üç buçuk partili bir yapı hedefinin en azından 2,5’luk bölümünün oluşması; yani gelenekçi ve muhafazakâr yapının temsilcisi AKP ile milliyetçi ve muhafazakâr yapının temsilcisi MHP’nin yanı sıra sol ve sağda iki ana kitle partisinden en azından birinin oluşması gereklidir. Bu seçimlerde böyle bir olasılık sol için yükselmektedir. Diğer seçim sonuçları siyasi istikrar için daha zaman geçirilmesini gerekli kılacak, bunun ekonomik ve sosyal külfetleri ise karşılanabilirlik sınırını aşabilecektir.
Dr., Yüksek Strateji Merkezi Başkanı
01.08.2002
|