Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı


 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

  Yorum

Siyaset ve sivil toplum üzerine...

Yusuf Engin



Siyaset’in genel kabul görmüş anlamıyla ‘yönetebilme kabiliyeti ve iradesi’ olması; yöneten ve yönetilen ilişkilerinin ‘halkın verdiği’ yetki ile kuşatılıyor olması ilk planda doğrudan bir ‘sivil toplum–siyaset’ ilişkisini gündeme getiriyor. Gerçekte olması gereken de budur.

Oysa Türkiye’de niteliği ve referansları ne olursa olsun her siyasal grup, ‘halkın gücü’nden, ‘halkın iradesi’nden, ‘kaynağını halktan almayan hiçbir hareketin meşru olmayacağı’ndan bahseder ve bunun demokrasinin temeli olduğunu kabul eder. Ancak pratikte, uygulamada yetkilerin kaynağının ‘halk olduğu’nu söylemek oldukça zor. Daha doğrusu halk adına kullanılan yetkilerin halkın verdiği yetkiler mi olduğu tartışmalıdır.

Uzun bir toplumsal süreçten beri bu yönde yönelimler olmasına rağmen, bugüne kadar böyle ‘reel yetki veren’ bir halk tanımından çok, ‘sanal bir halk’ kavramı var. Yani; halkın fiilen katıldığı değil, temsilen katıldığı varsayılan bir siyasal durum söz konusudur. Bu süreç de sonuç itibariyle siyasetin halktan kopmasını ve ‘halka rağmen’ yapılmasını da beraberinde getiriyor. Onun için de sürekli ‘temsil krizleri’nin oluşması kaçınılmaz hale geliyor.

Türkiye bu krizleri sürekli yaşıyor. Ekonomik krizlerin temelinde de bu siyasal krizlerin yattığını söyleyebiliriz.

Öyle ki; Türkiye; 21 Şubat krizinin ekonomik tetiklemesini yaptığı uzun bir atalet, rehavet, kilitlenme, durağanlık ve moralsizlikten sonra şimdi de tanımlanamaz bir sürece sokulmakta hatta bu süreçten geçmektedir. Bu tanımsız süreç; ülkemizdeki yönetme iradesini büsbütün kaosa sokmakta, bu şekilde siyasetin fonksiyonsuzlaşmasıyla birlikte, sivil toplumun kendi geleceğiyle ilgili siyasi süreçlere müdahale edememesi, yani bir katılımsızlık sürecini doğurmaktadır.

Bu durum Türkiye’yi her yönüyle tanımsız, kimliksiz, yönsüz bir kulvara itmektedir.

İktidarda bütünüyle bir siyasal boşluk olmasına rağmen sanki böyle bir durum yokmuşçasına Türkiye’nin iyi yönetilebildiği fotoğrafı verilmeye çalışılmaktadır.

Siyasi iradenin Türkiye’yi yönetememe basiretsizliği sonucu;

Mali politikalar sadece ‘borç bulup borç ve faiz ödeme’ye endeksleniyor. Avrupa Birliği önemli bir sorun olarak ortada bırakılıyor. Kimin niçin direndiği, kimin niçin kabullendiğinin izahı yapılmıyor. Halk bu yönde bilinçlendirilmiyor. Toplumsal taleplere karşı duyarsızlık devam ediyor. Dış politikada vizyonsuzluk sürüyor. Sağlık, eğitim, güvenlik sistemimiz sarsılmaya devam ediyor.

Avrupa Birliği tartışmalarından komşularımızla olan dış güvenlik tartışmalarına, seçim tartışmalarından Başbakan’ın sağlığı tartışmalarına kadar, artık hiçbir mahremiyet kalmamış, siyasetin yönetme ciddiyet ve iradesi önemli ölçüde parçalanmıştır.

Ancak; siyasete ve sivil topluma güvenen, inanan, bu ülke için seve seve cümlesini slogandan pratiğe indirgemiş sorumlu insanların siyasette yeni duruş alternatifleriyle ortaya çıkmaları gerekiyor.

Demokrasi tabanında ne kadar alternatif arayış varsa; ülke geleceği de o kadar aydınlık olacaktır. Aksi hal yani dar, şematik, “küçük olsun benim olsun”, “benden başkası yapamaz”, “siyaset bunları kaldırmaz” yaklaşımları Türkiye’nin önünü kilitleyici yaklaşımlardır. Ve Türkiye’nin bugünkü sancıları da bu anlayışlardan kaynaklanmaktadır.

Bir toplum; alternatif düşünceler üretebildiği oranda canlı ve diri kalabilir. Alternatif düşünceler rekabeti kamçılar ve hızı artırır. Dünyada eski çatışmacı kamplaşmalar bugünün rekabetçi alternatif düşüncelerine dönüşmüştür. Türkiye istese de istemese de bu sürecin içine girmek zorundadır.

Siyasetin yönetme iradesini kaybediyor olması sivil toplum örgütlerine de sıçramıştır. Siyasette sağlıklı bir zemin aynı zamanda sivil toplumun (dolayısıyla onun örgütlerinin) sağlıklı bir sivil inisiyatif forumu olmalarıyla mümkündür. Sivil toplum örgütleri yaş itibarıyla olgunlaşmasına rağmen fonksiyon olarak henüz olgun ve yetkin hale gelememişlerdir. Bu durum da siyasetin önünü görememesine neden olmaktadır. Sadece adına ‘Sivil Toplum Örgütü’ denilmesinden ibaret örgütler sivil değil ‘sığ’ mekanizmalardır.

Sivil toplum örgütleri; siyasete yeni damarlar üreten mekanizma olma hüviyetlerini kaybettikleri sürece siyaset de beslenme kaynaklarını yitirecektir ve bugünkü görüntü de bunun bir yansımasıdır.

Siyaset ve sivil toplum birbirinin alternatifi değil, aynı düzlemdeki fonksiyonlardır. Türkiye’de siyasetçiler ve sivil toplum yöneticileri bu gerçeği anlamalıdırlar!

Siyaset eğer yönetemiyorsa yeni siyasi duruşlara, yeni aktörlere ihtiyaç var ve yeni malzemelerin ortaya çıkması gerekir! Yeni duruş; Türkiye gerçekleriyle toplumsal talepleri örtüştürmüş, insanla devleti barış zemininde kaynaştırmış, ülkenin sosyo–ekonomik tabanının rahatlamasına yönelik reel politikaları oluşturabilen ‘duruş’lardır. Sivil toplum örgütleri de bunun öncüsü olmalıdır!

Öz İplik–İş Send. Genel Başk. ve Hak–İş Genel Eğitim Sekreteri

01.08.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Erken seçim; siyasî fırsatlar ve riskler Can Fuat Gürlesel (01.08.2002)

> Avrupa Birliği üyeliğine aykırı bir bakış Atilla Yayla (31.07.2002)

> İslam dünyası maalesef çok zayıf Mahatir Muhammed (31.07.2002)

> “Yeni”nin dayanılmaz cazibesi üzerinden bir Türkiye partisi M. Naci Bostancı (30.07.2002)

> Aşk üfürüzü Yalçın Çetinkaya (30.07.2002)

> ‘Köprü kurmak’ Mehmet S. Aydın (29.07.2002)

> Akıl ile kalbi buluşturan bir tavrın gerekliliği Nazife Şişman (28.07.2002)

> Ordunun devleti mi, devletin ordusu mu? Uri Avnery (28.07.2002)

> Seçim mi, istikrarsızlık mı? Salim Uslu (27.07.2002)

> “Taş” olmak Uğur Özakıncı (27.07.2002)

> Global sermaye hareketleri ve finansal krizler Muhammet Akdiş (26.07.2002)

> Sivil örgütler afetlerde daha etkin olamazlar mı? Abdullah Yılmaz (26.07.2002)

> Uzlaşma ruhu M. Şevki Aydın (25.07.2002)

> Abant; küreselleşme ve tarihin sonu Durmuş Hocaoğlu (25.07.2002)

> Dini anlatma ve kutlular ufku Ahmet Kurucan (24.07.2002)





Zaman'da Bugün
01 Ağustos 2002


Zaman Spor

Yorumlar

Anadolu Finans Kurumu


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.