SERBEST VURUŞ - Şov değil, istikrar
Sevimsiz kelimelerden biridir “istikrar”! Halbuki çok sevilen “değişim”in bir gelişme anlamı taşıması “istikrar” şartına bağlı. Ve aslında o soğuk karşılanan istikrar, çok sırlı, derinlikli ve renkli bir kavram.
Kaide malum: Devam ederek değişmek, değişerek (yenilenerek) devam etmek. Yani; değişmeden, yenileşmeden ve gelişmeden varlığını devam ettiremezsin; varlığını korumadan da yenileşmeyi ve değişmeyi müspet anlamıyla gerçekleştiremeyip sürüklenmeye, yozlaşmaya mahkum olursun.
Bu genel doğru, her alan için olduğu gibi futbol için de geçerli.
Milli Takım’ın ve Galatasaray’ın son yıllardaki başarısı, istikrarı anlamış bir kadronun varlığıyla ilgilidir. Büyük Hakan, Küçük Hakan, Ergün, Bülent, Okan, Arif, Hasan ve benzerleri, hayat disiplinine sahip insanlardır.
Hayat disiplini, zorun değil, şahsiyetliliğin eseridir ve oyun disiplininden daha zor bir şeydir.
Adam bir olimpiyat (şampiyona) için her gün 5–6 saat çalışıyor ve öyle bir hayat düzeni içinde yıllarca yaşıyor. Bunu da ancak “Niçin bu kadar üzüldün?” sorusuna verdiği tepkisel cevap sırasında ağlayarak açıklıyor. Şikayeti yoktur da, bir anlık feveranı söz konusudur.
... Futbol ağır bir spordur; bu gerçekle ilgili belki de aşırı bulunabilecek görüşlerim vardır. 100 metrenin hızı bir noktada başlar bir başka noktada biter. Maraton, “uygun vites” temposuyla koşulur. Ama futbol, ikisini bir arada yapmayı gerektirir! Mesele, hep söylendiği 10–12 km. koşmaktan ibaret olsaydı, kolaydı. O 12 km. sırasında; adalelerinizi ters ve dik biçimlerde zorlayacaksınız, 100 metreci gibi deparlar atacaksınız, bir sinir imtihanının çekmeli–itmeli stresini yaşayacaksınız, boksta ve güreşte bile olmayan darbelerin ve hamlelerin ihtimal hesaplarını yapacaksınız vs.
İstikrarlı bir hayat yok ise, bu yük doğru–dürüst taşınamaz.
Gençken bir sahil beldesinde kurduğumuz takıma, oranın en hızlı yüzücüsünü alalım dedik. Adam 7–8 saat suda kalıyor, bin metreyi yunus gibi atlaya atlaya her defasında birinci bitiriyor. “Bu güç işimize yarar” diye düşünmüştük. 15 dakika yetti, hakikati görmemize! “Bir tarafını (yahut bir tarafımızı) kırıp koparacaksın. Sen yüzmeye devam et aslanım” deyip gönderdik! Başladığı gibi devam etmenin öyle bitirmenin temposuna alışmış. Futbol, inişli çıkışlıdır; uyutmalı patlamalıdır; bazan kılıç gibi keskin, bazan pamuk gibi yumuşaktır; futbol sadece topla oynamak değil, insanın kendisiyle, kendi imkanlarıyla da oynamasıdır. Futbolda sakatlıklar, çelişkilerin büyüklüğünden ve uyum problemlerinin ağırlığından dolayı çoktur... 30’a yaklaşmak, futbol için yaşlılıktır. En büyük çelişki de burada yaşanır. Şöhreti ve parayı taşımayı öğrenmeden bir yerlere çıkarsınız, aklınız başınıza gelince de tren kaçmış olur!
Diyorlar ki: “Bu bir şov sanatıdır, bırakın çocukları da kendilerini dağıtsınlar!”
Dağıtsınlar da, sonra onları ne zaman ve kim toplayacak?
Top kendisine doğru geliyor; ama yanındaki rakip oyuncu pozisyon hakimiyetini ele geçirmek üzere. Hışımla gelmiş olacak... Üstünden aşırma değil, topa öyle bir dokunuşla özel bir falso veriyor ki Sergen; top rakibin önünden açılıyor, dönüp Sergen’in yeni pozisyondaki buluşma noktasına geliyor! Bu çapta bir adam, istikrar kazanabilseydi, bir dünya yıldızı olurdu. Asıl şovunu da o zaman yapardı!
Sadece Sergen mi? Niceleri var. O Oktay, kabiliyetçe Romario gibi adamdır. Ne yazık ki, istikrarı olmadığı için kendisi de yok.
... Mesela Fenerbahçe, her zanan iyi kadrolara sahipti; ama “istikrar” meselesinde her zaman sıkıntılı olduğu için yeteri kadar başarılı olamadı. Fenerbahçe’nin dışarıdan transferlerle aradığı, gerçek futbol katkısı değil, istikrarsızlığı hafifletecek bir moral katkısıdır! Rıdvan’dan teknik teknik direktör olur mu, Carlos Alberto Parreira’lar varken!
Eşfak Aykaç’ın (gençler tarafından yadırganacağından emin olduğum) bir kanaati vardır; 1950’li yıllarda çok kaliteli futbolcular olduğunu söyler. Aynen katılırım. Ama istikrarsızdılar! Şimdi Laila’lar, casinolar, barlar var. O zaman da Manhattan’lar, Vagonblö’ler, klüpler vs. vardı.
Metin Oktay’ı o kadar överim ve severim. Fakat o da istikrarsızdı. Oynadığı maç ve attığı gol sayısı açısından değil, performans dengesi bakımından istikrarsızdı. Nadirattandır ama, bir 15–20 dakikalık rezervle çıktığını ve uygun şartlarda onu kullanıp golünü attığını hatırlarım. Buradaki zorlanma, spor tıbbına aykırıdır: Genel seviye elverişsizken bir 15–20 dakikayı harikulade oynayabilmek, özdeki olağanüstü potansiyelin gücünü gösterir. Normalde öyle bir genelden öyle bir 15–20 dakikanın çıkamaması gerekir.
... Son dönem başarısının bir numaralı, amili, bir istikrarlı yaşayış yoğunlaşmasının ve buluşmasının o kadroda gerçekleşmesidir; bunun da sembol adam kahramanlığı Hakan Şükür’e aittir. Sporculuğu futbolculuğundan, insanlığı sporculuğundan önde geldi hep. İstikrarın, iradenin, zekanın ve iyi niyetin üstünlüğünü göstermek, sporun hayata verebileceği en güzel mesajdır. Şovcular çok kötü aldanıyor.
02.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.selim@zaman.com.tr
|