AB ve globalleşme
Globalleşme veya Türkçeye çevrilen şekliyle küreselleşme, sanıldığı gibi bugün konuşulan bir vakıa değildir. Hadis–i şeriflerde “tekarüb–ü zaman” ve “tekarüb–ü mekân”dan bahsedilir ki, bu, zamanda ve mekânda karşılıklı yaklaşmalar demektir. Yani, nakil ve haberleşme vasıtalarının gelişmesiyle, önceki asırlarda bir asırda yaşanan hadiseler bir–iki yılda yaşanacak ve mesafeler daralacak, insanlar, dünyanın her tarafında olup–bitenlerden çok kısa süre içinde haber alabileceklerdir. Bediüzzaman da, bundan yaklaşık bir asır önce, nakil ve haberleşme vasıtalarındaki gelişmeler sebebiyle dünyanın artık büyük bir köy haline geldiğinden söz etmiştir. Son dönemde ise küreselleşme, günlük dilde daha çok, dünyanın tek kutuplu hale gelmesi, artık tek bir gücün dünyaya hakim olma sevdasına kapılmasıyla birlikte kullanılır olmuştur.
Bir zaman aydınlanma gibi, daha sonra dünyayı saran devrim, milliyetçilik, hürriyet, parlamenter demokrasi, cumhuriyet, insan hakları gibi pek çok felsefî, sosyal ve siyasî akımların her biri, neredeyse tamamen Batı’dan dünyaya yayılmış, Batı tarafından diğer ülkelere karşı zaman zaman farklı maksatlarla da kullanılmıştır. Bu kavramların içi, yayıldıkları her yerde kısmen farklı muhtevalarla doldurulmuş, bu kavramlar çoğu zaman istismar edilmiş, bunlar temelinde yapılan sosyal–siyasi değişiklikler, bu değişikliklerin yaşandığı toplumlarda birtakım izafî faydalara da yol açmış olmakla birlikte, genellikle bunlar, kaynağı bulunan hakim Batı ve onun zihniyeti lehinde birer fonksiyon görmüştür. Batı dışındaki dünya, bu kavramlar çerçevesinde kendisini daima Batı’ya karşı ayarlama yoluna gitmiş, zaman zaman buna mecbur edilmiş, kendine ait bir yol ve çizgi tayin edememiş, bu dünya içinde ortaya çıkan bazı “yerli” akımlar da, sürekli tepki halinde kalmaktan kurtulamamışlardır.
Bugün, AB ve globalleşme konu veya meseleleri, önceki benzerlerinden ayrı bir fonksiyon görmekte değildir. Ne kadar ilginçtir ki, dün, meselâ Türkiye’yi tarihî ve kendine has kültürel ve medenî kimliğinden koparıp, muasır medeniyet seviyesine çıkarma tezleriyle Batılılaştırmayı gaye edinenlerin izlerinde gidenler, AB ve globalleşmenin karşısında durmakta, buna karşılık, ülkemizi söz konusu kimliği içinde tutmak maksadıyla Batılılaşmaya karşı çıkanlar ise, bu defa AB ve globalleşmenin adeta bayraktarlığını yapmaktadırlar. Tam bir tezat manzarası veren, fakat kanaatimce, en azından, sözünü ettiğim birinci grubun asıl maksat ve ideolojisi açısından tezat teşkil etmeyen bu durum, çok ciddi incelenmeye değer bir konu teşkil etmektedir.
AB gibi globalleşme de, temelde bize ait olmayan ve bugünümüz ve geleceğimiz adına bizim üretip de, bizzat takip ettiğimiz bir tez ve yol değildir. Bunların her ikisi de, Batı ve onun kanatlarının bugünleri ve yarınları adına ürettiği iki yeni akım veya oluşum olup, kabul edeni ve karşı çıkanıyla bizim tavrımız, yine bir tepki tavrından ibarettir.
AB meselesine, globalleşmenin bir yan konusu olarak bakmak gerektiği ve AB’nin globalleşmenin bir kanadı olduğu kanaatindeyim. AB sürecinin arkasında, bir bakıma Avrupa’nın bir güç olarak varlığını devam ettirme düşüncesi de olsa, AB de, globalleşme de, Batı’nın hakimiyetinin devamını sağlayacak birer faktördür. Globalleşmenin, eğer bilimin ve teknolojinin gelişmesini ideoloji ve dünya görüşünden ayrı ve nötr olarak ele alma yanlısı iseniz, bilim ve teknoloji ile alâkalı nötr ve kaçınılmaz bir yanı olduğu gibi, tamamen ideolojik bir yanı da vardır. Ama globalleşme, her iki yanı itibarıyla yine bizim dışımızda piyasaya sürülmüş bir metadan ibarettir. 19’uncu asrın sonlarından itibaren muasır medeniyet ve dolayısıyla Batılılaşmaya karşı çıkanlar, nasıl bu akımın önünde duramamış ve neticede onu gaye edinenler veya edinmiş görünenler kazanmışsa, bugün de globalleşme, en azından yakın vadede önünde durulması zor bir süreç olarak görünmektedir. Dolayısıyla, ona karşı çıkanları önünde sürükleyeceği gibi, ona “millî ve İslâmî” kazanç düşüncesiyle taraf olanlar da ondan istediklerini elde edemeyeceklerdir. Ancak, kendilerine has bir aksiyon çizgisi olanlar ve globalleşmeye bir vakıa olarak bakıp, karşı çıkma veya benimseme gibi bir konuma girmeyenler, kaybetmekten uzak kalabilirler.
02.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
ali.unal@zaman.com.tr
|