Zor sonbahar
Yaz sıcaklarının bunaltıcı atmosferinde cereyan eden sıcak siyasi gelişmeler giderek şekillenmeye başladı. Uzun tartışmalardan sonra seçim tarihi belirlendi. Ancak hâlâ birçok kafada seçimin 3 Kasım’da yapılıp yapılmayacağı üzerinde tereddütler olduğu gözleniyor. Ankara’da siyaseti takip eden çevreler, ülkenin bir seçim havasında olmadığını söylemeye devam ediyorlar. Seçimin erteleneceği türünden dedikodular ve komplo teorileri de gırla gidiyor.
Örneğin, kendi partilerinden listelere giremeyecek olan milletvekillerinin sayısı, bir önceki dönemde olduğu gibi, yüklü sayıda olursa, bunların başlatacağı ‘küskünler hareketi’ bu defa seçimi durdurabilir mi? Bu soru şimdilerde pek çok kişi tarafından sorulmaya başlandı bile. Geçen defa küskünler hareketinin seçimi durdurma eylemi direkten dönmüştü. Küskünleri asker durdurmuştu. Acaba bu defa da asker, küskünler hareketini durdurmaya kalkışır mı? Yoksa seçimlerin yapılmasını ve AK Parti’nin iktidara yürüyüşünü seyretmeyi mi tercih eder? Bu soruların şu anda cevaplarını vermek oldukça zor. Ayrıca o atmosfere girilince de kolayca cevaplanabilecek sorular değil bunlar.
Bir başka netameli konu ise dış politika. Öncelikle Irak savaşı. Biz seçim hazırlıklarını sürdürürken ve küskünler de Meclis’te faaliyetlerine devam ederken, ABD’nin Irak’a karşı hava harekatı ya başlamış olacak veya başlamak üzere... Bu sırada ABD ile detaylı pazarlıkların yapılması lazım. Ancak hükümet ve partiler ya küskünler hareketini durdurmaya çalışıyor olacaklar ya da teşvik edecekler. Aslında mevcut hükümet yoluyla söz konusu pazarlıklar yapılabilir. Mandacı, teslimiyetçi ve yeterince anlamadığı AB projesi sarhoşu olan kafa yapısı Dışişleri’nden kovalanıp atıldığına göre, Şükrü Sina Gürel ve askerin oluşturacağı bir kompozisyon ABD ile yapılması gerekecek olan pazarlıkları gayet iyi yürütebilir. Ancak hükümetin kompozisyonu zaman zaman sorunlar yaratabilir. Örneğin, erken seçime karşı olan DSP küskünler hareketini teşvik ederken, MHP karşı pozisyon almış durumdaysa neler olabilir?
Öte yandan Irak savaşı veya savaşa adım adım giden bir ortamın içerisine sürüklenmişken, seçim ısrarını sürdürmek ne kadar mantıklı olabilir? Türkiye’nin bölgedeki çıkarları üzerinde fevkalade tesiri olacak bir Irak savaşı sırasında yeterince ve çıkarlarını koruyacak türden pazarlıklar yapamaması ihtimalini akla getirmek bile tehlikeli olur. Seçimlerin ertelenmesi belki o noktada mantıklı hale gelebilir. Ancak bu konuda kesin hükümler içeren görüşlerin oluşması için şimdilik çok erken.
Dışarıda Irak savaşının kızıştığı ve içeride seçim kampanyasının hızlandığı günlerde, Kıbrıs konusu da iyice ısınmış olacak. Meclis’ten ‘AB uyum yasaları’ diye paketlenerek geçirilmeye çalışılan toplumsal bombanın bünyemizde yaratacağı tahribat bir yana, Türkiye’yle dalga geçen AB siyaseti bu paketle tatmin olmayacak ve ‘önce Kıbrıs’ tantanasına başlayacaktır. İşte o günlerde güçlü bir siyasi yapının AB ile gayet mahirane müzakereler yürütebilmesi lazım. Eğer içeride, şu anda olduğu gibi, mandacı–teslimiyetçi zihniyet egemen görünürse, o zaman Kıbrıs konusunda hayati kararlar verme işinde de epeyce zorlanacağız demektir.
Seçim, bütün bu sorunlara çözüm üretecek bir anahtar da olabilir. Ancak organize yolsuzluk ve mandacı kafaların her şeyi tarumar ettiği bir Türkiye’de seçimin galibi olacak parti, sistemin en sağlam kurumu olan orduyla çarpışmaya aday ise durum daha da vahimdir. Şu anda bütün bu sorunları katmerli bir şekilde yaşamaktayız. Seçim tarihinin doğru olup olmadığı tartışmasından, Irak savaşı başlarsa neler yapmak zorunda olduğumuza ve oradan da seçimlerin AK Parti’yi iktidara taşıyıp taşımayacağına kadar bir dünya çok bilinmeyenli denklemle yüz yüzeyiz. Hayırlısı demekten başka çare yok gibi...
02.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.unal@zaman.com.tr
|