Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı


 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

  Yorum

Küreselleşme ve dünya dinleri

Ümit Meriç



İktisadî küreselleşme öncülüğündeki siyasî ve kültürel globalleşmenin beşeriyetin bütününe getirdiği zararlar ve faydaların, farklı dinlere; ama ortak bir insanî etiğe sahip olanlar tarafından değerlendirilmesi çeşitli zaman ve mekânlarda yapıldı. Biz burada onlardan bir tanesine yer vererek, sevgili dünyamızın, küreselleşme ile ne kadar “küreselleştiği”nin genel bir değerlendirmesini yapmak istiyoruz.

1997 yılının Temmuz’unda Malezya’da bir araya gelen Asyalı ilim ve fikir adamları, küreselleşmeyi sadece iktisadî ya da teknik boyutu ile değil, dinî boyutu ile de ele aldılar. (1) Konferansın konusu, büyük dinlerin beşiği olan Asya’da kendi kimliğini koruyarak yaşamak ile küreselleşme sürecinin kesişme alanı idi. Bütün büyük dinler çevreyi koruma ahlâkı olan bir iktisat anlayışı, israftan kaçınma, ilkeli siyaset, genel refah, aile bütünlüğü, insan haysiyetine saygı konularında ortak bir tavra sahiptiler. Üç gün boyunca, dünyayı ve tabiatı kasıp kavuran ekonomik rasyonalizm, (yani küreselleşen kapitalizmin ruhu) ahlâkî bir imtihandan geçirildi. Budist, Konfüçyanist, Hinduist, Hıristiyan ve Müslüman olan katılımcılar, globalleşme sürecinin de bir ‘prestroyka’ya ihtiyacı olduğu noktasında ittifak ederek, her biri diğer dinlere saygılarını sunup, küçülen ama manevî olarak da cüceleşen global dünyaya kendi katkısının ne olabileceğini açıkladılar. Endonezyalı bir hoca olan Bayan Oka, 16 yaşından itibaren Hinduizm’i günlük hayatına uygulayan Gandhi’ye göre yedi sosyal günahın bulunduğunu anlattı. Bunlar ilkesiz politika, emeksiz kazanç, kimlik kazandırmayan eğitim, ahlâkı olmayan ticaret, şuuruna varılmayan zevk, insanî boyutu olmayan ilim ve fedakârlığı olmayan ibadetti.

Ortak görevimiz

Filipinler Piskoposu Labayen, fundamentalizmlerin Müslümanlarla birleşen Hıristiyanların gücünü bölmesinden korktuğunu açıkladıktan sonra, “Dar dinî perspektifler, hızla globalleşen dünyaya karşı, ortak görevimizi yerine getirmemize engel olmasınlar.” dedi.

Yeni Zelanda’dan Henare, “Modern liberalizm zekâ ile gönülü kavgaya tutuşturmuş; Batı aydınlanması dünyayı karanlıklara itmiş, kozmozun içinde kaos yaratmıştır” diyen bir Maori ilâhiyatçısından fikirler nakletti.

Bir Budist olan Taylandlı Hutanuwatr, “İnsanoğlu yeryüzünde yaşayan pek çok canlı türünden sadece birisidir. Ve bizim iyiliğimiz hem doğal çevrenin, hem de diğer türlerin iyi olmasına bağlıdır.” dedikten sonra bütün dünyada binlerce yıldan beri yaşanan kültürlerden ve hayat tarzlarından uzaklaşılmasını eleştirdi. “Yeryüzünde tüketici bir monokültür yaratıldı, standart bir hayat tarzı üretildi. Yüksek seviyedeki işsizlik, çevrenin harap olması, aile ve cemaat değerlerinin parçalanması, önce elitlerin, sonra halkın kendi değerlerine olan inancının kaybolması, medeniyetimizi aşağı bulmamız, genç kuşağın uluslarüstü medyadan etkilenmesi, pahalı Batı–tipi okullara gitmeye heveslenmesi, çirkin bir Batı–tipi mimarinin dünyanın her yerinde gökleri tırmalamaya başlaması, tarihimizden gelen ve coğrafyamıza uyan kıyafetlerimizin Batılı standart kılıklarla yer değiştirmesi, yeme–içki alışkanlıklarımızın bile “ileri” milletlerinki ile yer değiştirmesi, çekirdek aileye sığmaya çalışmamız, cemaat yapımızdan ve doğal çevreden kopmamız. İşte globalizmin başımıza açtığı dertler.”

Malezyalı Jegathesan ise şunları söylüyor: “İ.Ö. 5000 yılından beri yaşayan Hind–Çin–Malezya medeniyetleri ve binlerce yıldan beri yaşayan Hıristiyan ve İslâm medeniyetleri, XX. yüzyılda, bir kuşağın hayat süresi içinde, mutlak bir hiçlikle burun buruna getirildiler. Gelenek, din, ideallerimiz ve kültürümüz hızla unutturuldu, hepimiz cami avlusuna bırakılmış sahipsiz bebeklere döndük. Odamıza dolan Hollywood ya da Hong Kong film stüdyolarının artist ve şarkıcılarının karşısına, çocuklarımız için hangi değerleri, hangi yüksek hayat hedeflerini koyabildik? Huzurumuz ve mutluluğumuz için anne–babalarımızdan öğrendiklerimizin ne kadarını torunlarımıza aktarmaları için onlara öğretebildik!”

Globalleşmenin artıları

Globalleşmenin dinî açıdan artılarını ve eksilerini madde madde sıralayan Malezyalı Chandra Muzaffer ise şöyle düşünmektedir:

“Yabancı sermaye ve yatırım bazı fakir ülkelerde yeni iş alanları ve gelir kaynakları yaratmış, insanlarda ümit ve işlerin daha iyiye gittiği duygusunu uyandırmıştır. Yatırımların artması sosyal hareketliliği hızlandırmış, orta sınıflar kuvvetlenmiştir. Globalleşme bilginin yayılmasına ve yeni iletişim ve bilgi teknolojilerinin kullanılarak uzak mesafelerden en yeni bilgi ve düşüncelere ulaşmayı sağlamıştır. Böylece insanları ayıran sessiz duvarları önce telefon, sonra (bugün itibarıyla 600 milyon kullanıcısı olan) internet yıkmıştır. Bugün farklı toplumların, ülkelerin, kültürlerin ve dinlerin mensuplarının birbirini tanıma ve öğrenme imkânı her zamankinden daha çoktur. Birçok toplum etnik, dinî, kültürel açıdan heterojendir. Globalizasyon, farklı toplumların, hatta aynı toplum içindeki farklı grupların birbirini bilmesini ve anlamasını istemektedir.

Binlerce kilometre uzaklıktaki insanlar artık birbirlerinin siyasî ve ekonomik hayatlarından, bayram sevinçlerinden ya da âfet sıkıntılarından anında haberdar oluyorlar. Küreselleşme süreci, kanunun üstünlüğü, insan hakları, kadın hakları gibi kavramları beşeriyetin ortak hakkı olarak dünya gündemine taşıdı.”

Globalleşmenin eksileri

Küreselleşmenin vicdanî ve dinî açıdan dünyamıza getirdiği bu artıların yanında, Chandra Muzaffer’e göre bazı eksileri de var.

“Uluslarüstü dev şirketlerin ve güdümündeki yerli ortaklarının tek amacı kârı artırmak olunca, tabiat ana ihmâl edilmekte, çevre kirliliği dünyanın pek çok yerinde tehlike çanlarının çalınmasını gerektirecek kadar artmaktadır. Fakirlik globalleşme ile bir ölçüde azalsa da, dünyanın farklı bölgelerinde ve hatta aynı ülkenin içinde (kuzey ülkelerinde de) küreselleşmeden doğan kârlar, büyük uçurumlar yaratmıştır. Sanayici ve tüccar olan kesimle, tarım kesiminin geliri arasında büyük farklılıklar doğmuştur. Güneydeki birçok ülke, yabancı sermayenin yatırımını kolaylaştırmış; ama halkın en temel ihtiyaçlarının karşılanması kâr ve pazar adına geriye itilmiştir. Global sermayenin borsa dalgalanmalarının uçucu ve kaçıcı olması, bir anda birçok insanın işsiz ve aç kalmasına yol açabilmektedir. Küreselleşen iktisadî hayatın bir tür kumara dönüşmesi, israfa varan bir tüketim kültürünün yaygınlaşması, en azından telkin edilmesi ve global media ile lokal kimliklerin tarihten silinerek, giyimden mimarîye kadar bütün dünyada monoton bir hayat tarzının hüküm ferma olmasına gayret edilmesi insanlık haysiyetine aykırıdır. Sahte bir pop–kültür, Tv ve film yıldızları etrafında oluşturulan “bir anlık kültür” düşünmeye ve tezekküre imkân bırakmamaktadır. Üniversiteler ve okullar, yeni yetişen kuşakları pazarın taleplerine göre yetiştirmekte, ahlâkî değerlerin gençlere kazandırılmasına ve karakter gelişiminin sağlanmasına gereken önem verilmemektedir.

Bilgi ve hikmet

Yeni enformasyon ve iletişim teknikleri, insanlık için bir nimettir. Ama bir yığın anlamsız ve faydasız bilginin, reklam spotlarının kanadından internete geçtiği de doğrudur. Her bilgi insanı hikmet sahibi yapmaz.

Küreselleşme bazı suçları ve bulaşıcı hastalıkları da uluslararası hâle getirmiştir. Beyaz yaka suçları, silah ve uyuşturucu ticareti, kadın ve çocuk kaçakçılığı, organ mafyacılığı, AIDS gibi hastalıkların kontrolü bugün çok daha zor hâle gelmiştir.”

Chandra Muzaffer’e göre, globalleşme dünya medeniyetinin bütünlüğüne yöneltilmiş ve tarihte ilk defa karşılaştığımız en büyük meydan okumadır. Beşeriyetin yeni bir global dayanışma dönemine girmesi gerekmektedir. Elbette ki küreselleşmenin bir anda reddi mümkün değildir; ama küreselleşmenin getirdiği imkânları da kullanarak, kısa ve orta vadeli tedbirlerle, globalleşmeye etik ve moral tasa ve çabalarla yaklaşmak; dünya pazarını dünya dinlerinin ahlâkî ilkeleriyle yeniden düzenlemek gerekmektedir. Kaynağını maverâdan alan etik değerlerin enternasyonalleşmesi, kişilerin ve toplumların gönlüne bir daha ve yeniden bir daha çıkmamak üzere nakşedilmesi, yürekleri sağırlaşan beşeriyet için tek ümit ışığıdır. Değerler sistemini dinden alan kişi, kendisi ile, başkasıyla, dünya ile, kâinat ile ilgili doğru ve yanlış cetvelini bulmuş olacaktır. Eski BM Genel Sekreteri “Hayatın raflarında, Tanrının söyledikleri, faydalı bir başvuru kitabı olarak durmaktadır. Ama onun kapağını açıp içine bakan pek az kul kaldı.” demiştir. Tanrı şuuruna ermiş bir kişi ve bir toplum, adaletsizliklere karşı çıkacak, özgürlük ve eşitliği savunacak, birey–toplum ve tabiat arasında kaybolmak üzere olan denge ve ahengi sadece kendisi için değil, doğmamış kuşaklar için de yeniden kurmaya kendisini mecbur addedecektir.

Dünya yeniden kurulacak

Ancak böyle bir insan ve böyle bir toplum birey–toplum–doğa ve kâinat arasında kaybolmak üzere olan denge ve ahengi sadece kendi zamanı için değil, dünyayı kendilerinden borç aldığı gelecek kuşaklar adına da yeniden kuracaktır, kurmalıdır. Beşeriyeti bir bütün olarak bütün dünya dinlerinin temelinde yer alan ahlâk ve sevgiye yönlendirmek, ilk defa globalleşen medya sayesinde mümkün olacaktır. Ortak tehlike, bütün beşeriyette “aynı ailenin fertleri” olmak duygusunu kuvvetlendirmiştir.”

Düşüncelerime tercüman olan Chandra Muzaffer’den sonra “amin” diyeceğinizi umduğum bir dua ile satırlarımı noktalamak istiyorum.

“Ya Rabbi, dünyanın üç büyük dininin de mübarek saydığı Kudüs’e bir gün giderek Ağlama Duvarına yapışıp ağlayan Benî İsrail’e bakıp, onlarla birlikte beşeriyet olarak işlediğimiz bilcümle günâhlara ağlaya ağlaya tövbe etmemizi, sonra, Hazret–i İsa (as)’ın dünyaya geldiği söylenen mağaranın üzerine inşa edilen Doğuş Kilisesi’ne girerek, başta Resul–ü Ekrem (savs) Efendimiz olmak üzere cemii enbiya ve evliyaya bir Yâ–Sin hediye etmemizi, sonra da Huzurullah’ına kabul buyrulmadan önce Efendimiz’in kadem–i şerifinin değdiği Mescid–i Aksa’ya girerek Secde–i Rahmânına yapışarak Senin gibi bir Yaratıcı’ya lâyık kullar haline gelmemiz ve global köyümüze huzur, barış ve adil bir refah lûtfetmen için dua etmemizi nasip eyle. Amin.”

(1) Globalisation; The Perspectives and Experiences of the Religious Traditions of Asia Pasific ed. by J. Camilleri and Ch. Muzaffer, Malaysia, 1998.

Prof. Dr.

03.08.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Bağdat... Bağdat Gökhan Bacık (03.08.2002)

> Bir sevda hikâyesi... Ahmet Selim (02.08.2002)

> Rus popülizmi: İki taraflı keskin bıçak Murat Şengül (02.08.2002)

> Erken seçim; siyasî fırsatlar ve riskler Can Fuat Gürlesel (01.08.2002)

> Siyaset ve sivil toplum üzerine... Yusuf Engin (01.08.2002)

> Avrupa Birliği üyeliğine aykırı bir bakış Atilla Yayla (31.07.2002)

> İslam dünyası maalesef çok zayıf Mahatir Muhammed (31.07.2002)

> “Yeni”nin dayanılmaz cazibesi üzerinden bir Türkiye partisi M. Naci Bostancı (30.07.2002)

> Aşk üfürüzü Yalçın Çetinkaya (30.07.2002)

> ‘Köprü kurmak’ Mehmet S. Aydın (29.07.2002)

> Akıl ile kalbi buluşturan bir tavrın gerekliliği Nazife Şişman (28.07.2002)

> Ordunun devleti mi, devletin ordusu mu? Uri Avnery (28.07.2002)

> Seçim mi, istikrarsızlık mı? Salim Uslu (27.07.2002)

> “Taş” olmak Uğur Özakıncı (27.07.2002)

> Global sermaye hareketleri ve finansal krizler Muhammet Akdiş (26.07.2002)





Zaman'da Bugün
03 Ağustos 2002


Zaman Spor

Yorumlar

Anadolu Finans Kurumu


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.