Oryantalizm
Oryantalizm, yani Şarkiyatçılık son yıllarda pek nefret edilen bir tavır haline geldi. Batılı’nın Doğu’ya, Şark’a yabancılaştırıcı ve sık sık da küçümseyici bakışına ve bunun sanat ve edebiyattaki ürünlerine oryantalizm deniyor.
Anlamaya çalışmadan önce kategorize eden, aşağılayan, bazen de kendi negatif değerlerini yükleyen bir bakıştır oryantalist bakış. Kültür emperyalizmiyle, sömürgecilikle de özdeşleştiriliyor. On yedinci yüzyıldan itibaren ve özellikle Viyana kapılarına dayanan Osmanlı’nın Avrupa’da doğurduğu korkuyla karışık merakın da etkisiyle Ortadoğu’ya ve İslâm’a yönelik Şark bilimi incelemeleri ivme kazandı. Doğu’ya Avrupa’dan çok sayıda araştırmacı ve seyyah gider oldu. Bunların sağladığı bilgi ve imajlarla Avrupa’da edebiyatta, resim ve mimaride oryantalizm özel bir tarz, bir akım haline geldi.
1970’lerin sonunda Edward Said’in “Orientalism” adlı kitabının yayınından sonra özellikle yüklenildi şarkiyatçılığa. Oryantalizmin en acısı ise bizzat Şarklı, Doğulu tarafından özümsenmiş türü. Kendine bir “Batılı” gözüyle bakıp kendini küçümseyen “Doğulu” gerçekten korkunçtur. Türkiye’de çok sık rastladığımız ve kendini bir konuda Avrupa ya da Amerika’yla karşılaştırıp “Biz adam olmayız” sonucuna varan tavrın her türlü tezahürü bu tersten şarkiyatçılığın bir parçasıdır.
Ne var ki, bir yaklaşım, bir tavır olarak oryantalizmi kötülerken bizzat şarkiyatçıların, buralara gelmiş Avrupalı seyyah ve araştırmacıların yaptıklarını da kesinlikle küçümsememek gerek. Ortadoğu’ya, Osmanlı’ya –veya Çin’e, Hindistan’a, Japonya’ya– hangi gözlükle baktıkları bir yana, bu oryantalistler yüzyıllar boyu merakla, sabırla bilgi ve belge toplayıp tasnif etmişler, kendi dillerine çevirmişler ve yayınlamışlardır. Bizzat “Şarklıların” kendi tarih ve medeniyetleri hakkında bazen sahip olamadıkları bilgi ve belgeleri müdekkikâne bir şekilde bir araya getirmişler, yorumlayıp yayınlamışlar ve araştırmacıların istifadesine sunmuşlardır.
Bu durum Ortadoğu müzikleri için özellikle geçerlidir. Örneğin, Napolyon on sekizinci yüzyıl sonunda Mısır’ı fethettiği zaman Fransız ordusuyla birlikte Mısır’a giden Villoteau olmasaydı bugün Arap müziği hakkında çok daha az bilgimiz olacaktı. Nitekim, Villotteau’nun Mısır dönüşü Fransa’da yayınlanan dört ciltlik La Musique Arabe (Arap Musıkisi) adlı kitabı dönemin Arap (ve Ortadoğu) müzikleri hakkında en önemli kaynaklardan biridir. Kitaptaki görsel malzemeler özellikle değerlidir. Erken dönem Arap müziğinin en önemli kaynağı olan Ebülferec el Isfahani’nin Kitab’ül Agâni’sinin ve büyük İslâm müzik nazariyatçısı Safiyüddin Abdülmü’min’in kitaplarının ilk baskıları Almanya’da yapılmıştır. On sekizinci yüzyıl Osmanlı/Türk müziği hakkındaki en önemli bilgi kaynaklarımız arasında da Toderini, Laborde, Sulzer, Fonton gibi seyyah ve şarkiyatçıların yazdıkları var.
Bu seyyah ve yazarların Osmanlı musıki dünyasına bakışları hep ‘“dışarıdan”dır ve bir yabancı bakışıdır elbette. Ama bu bakışın hem olumlu hem olumsuz yanları bulunduğunu, olumlu yanların sık sık ağır bastığını unutmamak gerek. Olumlu hanesine bu seyyahların bazı bakımlardan bir Osmanlı’dan çok daha objektif olabilmelerini, anlatımlarında gözlem ve ayrıntıya önem vermelerini, müzikle ilgili konularda belge, resim, gravür ve nota kullanmalarını, bir Osmanlı’ya doğal, olağan gelen şeyleri ön plana çıkarmalarını yazabiliriz. Yani bu yazarlar zaman zaman küçümseyici, tuhaflaştırıcı “oryantalist” tavırlarının ardında, başka bir yerde bulunamayacak bilgiler verirler, alternatifi olmayan sentezler yaparlar. Diğer bir deyişle, ideolojik saiklerinden ayıkladığımızda, bu “oryantalist”ler vazgeçilmez bir tarihsel malzeme birikimi oluşturmuşlardır.
04.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
c.behar@zaman.com.tr
|