Gidelim buralardan!
Bir gün kafam kizarsa
Uzaya çıkacağum.
Alacam uzay kizu
Orda yaşayacağum!
Ian Sherwood, İstanbul’daki İngiliz cemaatine hizmet veren bir İrlandalı Anglikan rahibi. Misyonu İstanbul’un kozmopolit geleneğini sürdürmekmiş. Şöyle diyor: ‘İstanbul, tarihsel anlamda dünyanın önde gelen kozmopolit şehri. Kiliseleri, havraları, camileri olmazsa, hatta Budist tapınaklar geliştirmezse bu şehir İstanbul olmaz. Bu yüzden Londra’yı, Paris’i, Roma’yı seviyor, bu şehirlere tekrar tekrar gidiyoruz. İstanbul, bu kozmopolit şehir kültürünün kraliçesi. En uzun ve sürekli gelenek onunkidir.’
Neden mi yazıyorum bu satırları?
Yurdum insanının bir dönem filminin platosunda, Tekfur Sarayı’na akın eden yeniçeri misali dizi dizi tarlalardan, bayırdan, patikalardan yürüyüşünün görüntülerine bakınca aklıma geldiğinden. Yoksa misyonerlere hoşgörüyle bakalım, Hıristiyanlar propaganda yapıyor, aman dikkat edelim vs. konusuna gireceğimden değil.
Uygarlık tarihinde hemen her dönem tam bir ‘şehir’ olan İstanbul’un nasıl bir koca ‘köy’e dönüştüğünün apaçık bir resmi değil mi G. Saray–Olimpiyakos maçı öncesinde ve sonrasında oluşan tablo?
Bakın İrlandalı rahip nasıl betimliyor İstanbul’u: ‘İstanbul, tarihsel anlamda, Avrupa şehirlerinden fersah fersah ileride. Avrupa şehirlerinde bugün övünç kaynağı olan ve Batı’yı simgeleyen kozmopolit şehir kültürü, İstanbul’da her zaman vardı. Bu sokakta da sürekli bir hareketlilik var. Kahvede oturanlar, atölyelerde çalışanlar, evlerde yaşayanlar. Gece bahçede oturduğumda, yalnız insan sesi işitiyorum. Hiç durmadan top peşinde koşan çocuklar, birbirine seslenenler. Modern şehrin ortasında bu kadar insan merkezli yaşam az bulunur.’
Bir yandan Avrupa’ya girebilmek için geceyi–gündüzü, öfkeyi–intikamı, sapı–samanı birbirine katıp yasalar, uyumlar, uyuşukluklar, müptezellikler, akıllılıklar üretirken, diğer yandan kemiriyoruz şehrin dokusunu ve şehir şehir olmaktan çıkıp, köye bile dönüşemeyen bir hilkat garibesi olarak çapaklıyor gözbebeklerimiz.
Ve Yenge Hanım’ın hemşehrileri, Başbakanlık muhabirlerinin kurduğu gecekondudan basın otağının önünde haykırıyorlar: ‘Şebinkarahisar il olmalı!’
Olacaktır da…
Meraklanmasınlar Suşehri de il olacak. Diğerleri de.…
Tabelalara çakılacak şehir olgusu, kentin girişindeki levhalarda, trafik plakalarında bir rakam olacak şehirleşme gururu! Sahi kaçtı en son ilin plaka numarası?
78, 80, 84?
Tam rakamı bilen var mı?
Sırada bekleyen 138 ilçe de il olursa tam üç rakamlı plakaları olacak ülkem insanlarının; 214 TK 5403 türü plakalar gezecek ülkemin köstebek yuvası yarı–asfalt yollarında. Burnu ezik hurda metal yığınlarından yükselen feryatlar, akan kanlar fonunda spikerler; ‘Aşağı Çamlı Hemşin yönünden Kırkbeşağaç iline doğru seyir halindeki 193 SF 2222 plakalı araç takla attı, bilmem kaç ölü’ diye anons edecekler. Şehirli olarak ölecek insanlarımız!
Ve yetmeyecek. Beldelerimiz köy, köylerimiz nahiye, nahiyelerimiz kasaba, kasabalarımız il olmak isteyecek. Avrupa Birliği de kesmeyecek hızımızı. Önceleri, taşradan İstanbul’a gelmeyi sınıf atlama, şehirde yaşama olarak algılayan insanımız, dün Almanya’yı, Hollanda’yı keşfetmişti. Ne kadar Avrupalı olduk gidip Frankfurt’ta Kouf–Off’un önünde çarşamba günleri kurulan seyyar Anadolu pazarını görerek karar vermek lazım. Bugün moda okyanus ötesi: Amerika ve Kanada. Elçilikler hıncahınç! Ve kesilmeyecek hızımız. Uzayın boşluğunda başka şehirler, başka gurbetler bulacak, oraya içgüveyi gitmeyi hayal edececeğiz. Açılan Marsça, Jüpiterce kurslarına yazılıp, kırık dökük ‘Uzayca’ öğrenip ‘Green Card’lı uzaylı kızlar bulup aslanlar gibi ‘enişteler’ olacağız.
Yazının girişindeki şiir mi?
Benle alakası yok! Kanal D’nin bir programı için Taksim’e kurulan kameraya Karadenizli bir vatandaşımızın okuduğu şiirden alındı. Vatandaşımızın Olimpiyat Stadı’nın açılışı için düzenlenen pentatlona katılıp katılmadığını şahsen bilmiyorum!
04.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
n.hazar@zaman.com.tr
|