Çileli Ortadoğu
Bir röportajda “Avrupa için Üçüncü Dünya Savaşı tehlikesi var mı?” sorusuna Almanların atom uzmanı Behr “Hayır” cevabını vermişti. “Üçüncü Dünya Savaşı nerede çıkar?” sorusuna da tereddütsüz “Ortadoğu” demişti. “İki Devrin Perde Arkası” adlı kitabı okuyanlar da Abdülhamid Han’ın Üçüncü Dünya Savaşı’nın Ortadoğu’da gömülü olduğunu söylediğini hatırlarlar. Tarihe bakınca, Ortadoğu’nun medeniyetlerin beşiği olduğunu görüyoruz. Dünyanın merkezi olan bu bölgenin değeri, son yüzyılda petrol gibi büyük zenginliklerin bulunmasıyla daha da arttı. Ama ekonomik imkanı korumak için güç gereklidir; eğer yeterli güç yoksa, o ekonomik imkan en büyük tehlikeyi oluşturur. İşte Ortadoğu’nun günümüzdeki durumu budur.
Yerler ve gökler bilinmek üzere insanın önüne serilmiştir; her konuda ve her yerde insanların eşit olduklarını belirten Kur’an’ımız “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” diyerek ilmin önemini belirtmiştir. Bilmek aynı zamanda sorumluluğu da beraberinde getirir. Yapılacak bir ilmî faaliyetin hayır mı, şer mi sonuçlar doğuracağı düşünülüp ona göre hareket edilmelidir. Rivayet edilir ki; II. Süleyman’a bir topaç getirilince, ne işe yaradığını sorar. “Atılan yerde patlar, orada ne varsa imha eder” cevabını alınca sinirlenir, “Kaldırın bunu, biz Allah’ın kullarını öldürmeye memur değiliz, savaşta bize karşı eli silah tutanı öldürürüz.” der. Fakat parlak bir günde Amerikalı bir subay gözünü kırpmadan Hiroşima’ya atomu attı. Burada farklı bir paradigma ile karşı karşıyayız. Rönesans’la, Batı ilim dünyasında akıl hakimiyetini kurdu. Akıl bize kendimizi, vicdanımız başkasını düşündürür derken, aklımızın hırs ve arzularımızın emrinde olduğunu söylüyoruz. Şimdi böyle bir insanın emrinde korkunç silahlar var. Sorumluluklardan azade aklın paradigmasını benimsemek, dünyamızı bu konuma getirdi. Belki bir süre sonra, gözünü hırs bürümüş bir kimse dünyayı yok etme imkanına kavuşacaktır.
Ortadoğu’yu yönetenler şimdi böyle bir dünyada yaşadığımızı unutmamalıdırlar. Avrupalılar, Amerikalılar kitle imha silahları yaparlar; ama biz yapmaya kalkınca “yapamazsınız” derler. Devletler arasındaki hukukun hiçbir anlamı yoktur; işlerine gelirse kullanırlar. İşte Kıbrıs; devletler hukukunun en önemli kaynağı, devletler arasında yapılan andlaşmalardır. Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan veya İngiltere izin vermeden herhangi bir devletin veya blokun yanında yer alamaz. Bu gerçeğe rağmen, Türkiye izin vermediği halde, Avrupa Birliği, Kıbrıs’ı bünyesine katmaya hazırlanıyor.
Bu şartlar muvacehesinde Ortadoğu’yu yönetenler ilmin sonu olmadığını bilmeli, kaynaklarını hem kendi halkının, hem bölgenin, hem de insanlığın menfaatine kullanmalıdırlar. İlk önce, buradaki sınırlara razı olup birbirinin boğazını sıkmayı bir kenara bırakmalıdırlar; zira dünyanın patronları izin verdiği kadar hasmının boğazını sıkabileceklerini unutmamalıdırlar. Sıkı bir dayanışma içine girerek, Allah’ın verdiği nimetleri halkın kültürünü yükseltmek, ilim yuvaları kurmak uğruna harcamalıdırlar. İlmin sonu olmadığına göre, şimdi bilmediğimiz ama vicdanımıza uygun bir seyir takip etme imkanına kavuşabiliriz.
Mevlana Hazretleri bugünkü felaketi şöyle haber vermişti:
“İçinde her atom bir güneş saklar;
Derken, eğer atom ağzını şöyle bir açar,
Bu güneş bir çıkarsa şayet o pusudan
Gökler ve yer tuz buz olur ışıltısından.”
Yine aynı Mevlana şöyle söylüyor: “Ay’ın, kadınların döllenmesi, denizlerin gelgitleri üzerinde etkisi vardır; Güneş de bitkiler ve hayvanlar üzerinde etkilidir; bunları herkes bilir. Bir insanın en ufak bir hareketinin, kâinatta henüz keşfedilmemiş olan Güneş sistemleri üzerine yansıdığını pek kimse bilmez.” Ünlü fizikçi Beauregard günümüzde Mevlana’yı doğruluyor: “Buluşlarımızı geniş halk kitlelerine açıklasak, insanlar bize deli diye bakarlar. Mesela şu kahve fincanına dokunduğumuzda, bu hareketimiz diğer galaksilere yansır ve orada da yankılanır.” Bu ve benzerleri, yani hakim paradigma ile oluşturulan bilimler dahi önümüzün açık olduğunu gösteriyorlar. Yeter ki bizler, vicdanımızı unutmadan ilimde gayret edelim. Belki de birgün, kitle imha silahlarını bir balon gibi söndürecek imkan elde edebiliriz.
Ne çare ki yeryüzünün patronları için Saddam gibi insanlar bulunmaz nimettir. Saddam’ın yerinde dengeli, aklı başında birisi olsaydı, Ortadoğu bugün zenginliğin içinde yüzerdi. Kontrolden çıkacaklarını bildikleri halde bu tip insanları iş başına getirirler; çünkü onu indirirken de mevcut imkanları transfer edecekler. Olan o ülkenin zavallı halkına oluyor.
ABD, artık Irak’a karşı dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Saddam bir operasyonla devrilmezse Bush yönetiminin, hatta ABD’nin itibarı sıfır olur. Dua edelim ki, Irak halkı az acı çeksin. Yine dua edelim ki, Irak halkının bütün birikimleri alınıp götürüldükten sonra, gelecekteki zenginliğine de ipotek koymak için iş başına yeni Saddam’lar getirilmesin.
04.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
m.niyazi@zaman.com.tr
|