Arayı kapatan Türkiye
Çocukluğumuzda Avrupa’ya gitmek uzaya gitmek gibi bir şeydi. Avrupa’ya gidip, ‘medeni’ memleketleri görenler parmakla gösterilir, etraflarında halkalar oluşturulur, oradaki insanların nasıl yaşadıkları, yemeklerin nasıl olduğu, şehirlerin neye benzediği gibi konular toplu halde dinlenirdi.
Avrupa’ya gidip gelenlerin tefrikalarında en can alıcı bölüm tabii ki, Türkiye ile Avrupa mukayesesinin yapıldığı kısımdı. ‘Medeni’ memleketleri görmüş olmanın ayrıcalığını sonuna kadar yaşayan talihliler Türkiye ile Avrupa arasındaki farkı genelde zamanla ölçerler ve kötümserleri bu mesafenin 300 yılda, iyimserleri 100 yılda kapanacağını söylerdi. Dinleyenler de o kadar uzun yaşayamayacakları için hayallerini süsleyen Avrupa’ya gitmek için fırsat kollardı.
Türkiye bütün sorunlarına, kısır çatışmalarına rağmen son 40 yılda büyük mesafe kat etti. Avrupa ile aramızdaki fark üç haneli rakamlardan iki haneli rakamlara düştü.
Önceki gün Meclis’in aldığı kararlar, mesafenin artık tek haneli rakamlara düşmesi için büyük bir atılım. Meclis herkesin beklentisinin tersine büyük bir dayanışma içinde Türkiye’nin artık kaybedecek vakti olmadığının şuuru ile AB reform paketini fire vermeden geçirdi. Ankara, 16 Ekim’de açıklanacak İlerleme Raporu ve aralık ayında yapılacak Kopenhag Zirvesi için büyük bir koz elde etti. Eğer uygulamada fire vermezsek, Ankara’nın Kopenhag’da üyelik müzakerelerine başlama tarihi alması sürpriz olmayacak. Her şey yolunda giderse Kopenhag’da müzakerelere başlama tarihi alan Türkiye’nin 2007 ya da 2008’de 6. genişleme dalgasında Bulgaristan ve Romanya ile birlikte AB’ye üye olması beklenebilir.
“Her şey yolunda giderse” şartı çok önemli; zira Türkiye’de “her an her şey” olabiliyor.
27 Eylül 1963 tarihli TIME dergisinde, Türkiye’nin o zamanki adı Avrupa Ortak Pazarı ile 12 Eylül 1963’te Ortaklık Anlaşması imzalamasının ardından yayınlanan yorumda, “Her şey yolunda giderse, Atatürk’ün sorunlu; ama arzulu ülkesi 1980’de Gümrük Birliği’ni başarıyla sonuçlandıracak.” deniyor. Tabii biz 1980’de Gümrük Birliği’ni başarıyla tamamlayacağımıza, Ortaklık Anlaşması’nın 20. yıldönümü 12 Eylül’de bir askerî darbe daha yaparak, her on yılda bir müdahale geleneğimizi başarıyla sürdürdük.
“Yeni ortak üye” başlıklı yorumda Cumhuriyet kurulduğunda Avrupa ile Türkiye arasındaki farkın 300 yıl olduğu; ancak şimdi (1963 itibarıyla) bu farkın en azından şehirlerde 30 yıla indiğine dikkat çekiliyor. TIME o dönemde Ortak Pazar’ın sadece iki ortak üyesi bulunduğuna ve diğer ülkenin de Ankara’dan sadece 10 ay önce ortak üyeliğe kabul edilen Yunanistan olduğuna dikkat çekiyor.
Sonra ne olduğu hepimizin malumu. Yunanistan 1974’te askerî diktatörlüğü devirdikten sonra hızla ilerleyerek AB’nin ikinci genişleme dalgasında 9. üye oldu. Soğuk Savaş şartlarında Ankara ile Atina’ya mümkün mertebe eşit muamele etmek isteyen Ortak Pazar, her iki ülkeye de üyelik teklif etti. Ankara’ya o zamanki komisyonun ilk Genel Sekreteri Emile Noel’i gönderen AET, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’ten ret cevabı aldı. Gerekçesi de “onlar ortak, biz pazar”dı.
Özal’lı yıllara rağmen Avrupa ile aramızdaki kadim farkı kapatamadık. Meclis’in önceki gün aldığı kararlar farkın artık tek haneli rakamlara düşmesi için altın bir fırsat. Ankara’nın süratle kanunları uygulamaya sokup, AB’nin samimiyetini test etmesi gerekir. Hep onlar test edecek değil ya!
04.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
s.gultasli@zaman.com.tr
|