{editör’ün notu} Ecevit, Ahmet Selim’i niçin tebrik etti?
Bilmem onca güzel yazı arasında dikkatinizi çekti mi; 24 Temmuz tarihli Yorum sayfamızda nefis bir yazı yayınlandı. Ahmet Selim üstadın mutat köşe yazılarının dışında kaleme aldığı makalenin başlığı ‘İnsani Bakış’tı.
Malum, Başbakan Ecevit hastalanmış ve ardından eleştiri sınırlarını aşan ve rencide eden yayınlar yapılmıştı. İncitici yayınlardan hareketle örgülenen yazıyı birkaç kez heyecanla okudum. Bu kadar kritik bir mesele, ancak bu kadar harika bir üslupla anlatılabilirdi. Her ne kadar yazının merkezinde Başbakan Bülent Ecevit olsa da Ahmet Selim, politik arenada kalem oynatan kişilere nezaket ve nezahet çağrısı yapıyor ve engin ufkuyla hadiseyi genel bir çerçeveye oturtuyordu. Sımsıcak hatıralar arasına serpiştirdiği analizleri ‘Bir şeylerin eksildiğini ve gitgide bizi kendimiz yapan değerlerin yıprandığını, gevşediğini fark etmek durumundayız.’ sözleriyle etik bir tartışma alanına taşıyordu ve yerden göğe kadar haklıydı...
Bahsi geçen yazıyla ilgili ilginç bir anekdotu sizlerle paylaşmakta bir mahzur görmüyorum. Yazıdaki ‘insani bakış’tan etkilenen yakın dostlarından biri, Başbakan’a mezkur yazıyı okur. Yazıyı dikkatle dinleyen Bülent Bey, takdir ve teşekkürlerini bilvasıta ulaştırır.
Aslında benzer bir hadiseyi Başbakan’ın uzun süre devam eden rahatsızlığının ilk günlerinden birinde yaşamıştık. Birkaç gün gazetecilere hiç görünmeyince, çeşitli dedikodulara neden olmuştu Sayın Başbakan. Nihayet Sabah Gazetesi’ne bir kısa demeç vermiş ve aynı gazetede bir de fotoğrafı yayınlanmıştı. O fotoğrafta benim dikkatimi çeken bir ayrıntı vardı. Bülent Bey’in masasının üzerinde Zaman Gazetesi vardı. Hemen o günkü birinci sayfamızı hatırladım. Manşetin hemen yanında bir başlık göze çarpıyordu: Ölümden Değil, Rahşan’dan Ayrılmaktan Korkuyorum. O günkü karmaşık gündem içinde insani bir sıcaklık içeren başlık, gazetemizin başarılı muhabirlerinden Süleyman Kurt’un yeni kitabından alınmıştı. Demek ki Ecevit ailesi, haberi görmüş, dolayısıyla genç bir yazarın ilk kitap heyecanına ortak olmuştu...
Aradan nice zaman geçti. Geçenlerde bir televizyoncu dostum diyor ki ‘Sayın Başbakan sizde çalışan bir muhabirin yazdığı kitabı çok beğenmiş, takdirlerini ifade ediyor...’
Aslında konu sadece sayın Başbakan ile sınırlı değil. Siyasetçinin de bir insan olduğunu unutuyoruz çoğu kez. Hal böyle olunca herkes hedefe düşman gördüğü birilerini alıyor ve saldırıya geçiyor. Kişiliklere yönelik kampanya tarzında devam eden gazetecilik anlayışında Ecevit, Erdoğan, Baykal, Bahçeli, Çiller vs. sadece bir figür pozisyonunda kalabiliyor ancak...
Hemen her siyasi liderin eleştirilecek yönleri var ve bu konulara temas etmek gazetecinin –özellikle yorumcunun– görevleri arasındadır. Ne var ki, kullanılacak dil ve üslup meselesinde tutarlı bir standart oluşturamadı medya. Fikirleri eleştirmeyi kişileri yıpratmaya tercih edemedi hâlâ. Zor olan da bu galiba. Eleştirirken aşağılamak işin kolayına kaçmak çünkü. Halbuki köşe yazısının zenginliği, şahsiyetleri değil, düşünceleri, projeleri, uygulamaları eleştirmek ve daha önemlisi çözüm yolları göstermek.
Uzun belirsizlikten sonra ufukta seçim nihayet göründü. Geçen hafta yoğun bir tempo ile çalışan Meclis, erken seçim kararı almayı başardı. Vakıa, azımsanmayacak bir kitle, halen sürpriz bir gelişmeyle seçimin yapılamayacağına inanıyor; çünkü etraf senaryodan geçilmiyor.
Her neyse, önemli olan, en azından bu köşeye konu olan nokta, seçimin akıbeti değil. Seçim öncesi yükselen tansiyonda basın ne tür bir rol üstlenecek?
Basının gücü dürüstlüğünden gelmeli vesselam; bir de insan merkezli olmasından. Mesleki sınırlar içinde eleştiri hakkını sonuna kadar kullanan özgür medya, insan unsurunu inkar ya da ihmal ettiği an kendini topuğundan vurmuş demektir.
Her partiye eşit mesafede duran –daha ötesinde insan merkezli yayıncılık yapan– basının kendine göre inanılması güç avantajları vardır. Zaman, bu avantajı sonuna kadar kullanıyor bugün. Birkaç ay oldu, kulislerde ilginç bir anekdot dolaştı. Kendisini ‘ilerici’ başkalarını da ‘gerici’ gören bir sanat adamı ile ilgili sol bir parti kulisinde tartışma çıkmış. İşler nasıl kızışmış bilemiyorum; ama sonunda en yetkili şahıslardan biri kükremiş: ‘Yahu bu adam ilerici de Zaman yazarı Tamer Korkmaz mı gerici! Bu ne biçim ilericilik, gericilik?!’ Kapris yapmaya gerek yok; meslek ilkelerine dönmek, insan unsurunu günlük telaşımızın kalbine taşımak zorundayız. Bu gerçeği ince bir yazıyla tekrar gündeme getirdiği için Ahmet Selim’e teşekkür borcu var medyanın; bilmiyorum farkında mı ya da en azından umurunda mı?
05.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
e.dumanli@zaman.com.tr
|