3. TBMM “Ulus Devlet” tabularını yıktı!
Türkiye’de devletin taraf olması sebebiyle iki büyük sorun var. Birisi laiklikten doğan “dincilik” sorunu, diğeri milliyetçilikten doğan “Kürtçülük” sorunu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Avrupa’nın zorlaması ile de olsa bu iki sorundan birini problem olmaktan çıkaracak çok önemli bir adım attı. İdamı kaldırdı, Kürtçeyi serbest bıraktı...
Aslında TBMM’nin yaptığı, tabuları yıkmak anlamına geliyor. O yüzden bu konuyla ilgili haberlerde en gerçekçi başlık Zaman’ındı. Zaman TBMM’nin tabuları yıktığını yazdı.
Meclis’in yüce çatısı altında bu hafta yaşananlar “Ulus devlet” tabusunun yıkılması anlamına geliyor. Evet bu ülkede biz Türkler çoğunluğuz; ama kendilerine Türk demeyenler de bu ülkede huzur içinde yaşasınlar. Bu ülkeyi birlikte kurduğumuz bütün unsurlar, kendi dilleri ve kültürleri ile yaşasınlar, bu bizi bölmez aksine güçlendirir.
Bu açıdan bakıldığında bu Meclis için 3. TBMM demek çok daha manidar olacak.
Aslında Meclis’in yaptığı bir hakkın verilmesinden öte, artık tabu haline gelmiş bir yanlışlığın düzeltilmesiydi. Eğer bu kararlar PKK’nın ortaya çıktığı 1984 yılından önce alınmış olsaydı, ne PKK bu kadar büyürdü, ne de binlerce askerimiz şehit olur, binlerce vatandaşımız dağlarda ölürdü.
Türkiye bir tabu uğruna on binlerce insanını dağlarda kaybetti. Analar ağladı, şehirlerimiz zaman zaman yaşanmaz hale geldi. Kardeş kardeşe yan gözle bakmaya başladı. Güneydoğu’da neredeyse her evden bir kayıp, bu tarafta neredeyse her aileden bir şehit...
Meclis’imiz yıllar sonra da olsa, Avrupa’nın dayatması ile olsa da bir hatayı telafi etti.
Tabu yıkmak kolay değildir. Yürek ister. Cesaret ister. Vatan hainliği suçlamasını göze almayı gerektirir. Ama tabu yıkıldığında herkes anlar ki, o zamana kadar o tabuya sahip çıkmakla ne büyük hatalar edilmiş.
Hitler Almanya’sında Wagner çok meşhurdu. Naziler Wagner dinlerdi. Bu yüzden bugünkü İsrail topraklarında Wagner dinlemek adeta vatan hainliği ile eş tutuluyordu. Wagner büyük bir besteciydi; ama sırf Nazilerin onu dinlemeyi tercih etmesi nedeniyle İsrail’de tabuydu. Wagner’i dinleyenler, çalanlar fanatik Yahudiler tarafından hemen lanetleniyordu. Çünkü Hitler en fazla Wagner dinliyordu.
Bu tabuyu yıkmak da ünlü Yahudi orkestra şefi Daniel Barenboim’e nasip oldu. Barenboim, İsrail Festivali’nde Berlin Şehir Orkestrası’nı yönetti. Konserin sonunda Orkestra Şefi Barenboim yüzünü seyircilere döndü ve “Şimdi Wagner’i icra edeceğiz. Dinlemek istemeyenler varsa lütfen başlamadan salonu terk etsin.” dedi. Çoğunluk şefi alkışladı. Her yerde olduğu gibi fanatikler İsrail’de de azınlıktaydı; fakat sesleri çok çıkıyordu. Birkaç tanesi “Faşist” diye bağırdı. “Halkını unutma, evine dön.” “Bu, toplama kamplarının rezalet müziği.” diye bağırdı. Bu arada bazı seyirciler şefe karşı çıkanlara karşı çıkıyordu ve “Dinlemek zorunda değilsiniz.” diye bağırıyorlardı. Bir tabu yıkılıyordu Kudüs’te.
İtirazcılar kapıları çarpıp çıktılar. Çoğunluk salonda kaldı ve Wagner icra edildi! Bu tür fanatizm ve düşmanlık bizde de yaşanmadı değil. Irk esasına göre düşünmek hem mağdur tarafı hem de zalim tarafı yaralar. Kennedy’nin dediği gibi “Irkçılık komünizmden daha tehlikelidir.”
Birkaç yıl önce Kudüs’te yaşananlar TBMM’de bu hafta yaşananlara ne kadar da benziyor. Yasaya karşı olan fanatikler tabuların yıkılmasını engelleyemeyince kapıları çarpıp çıkıyorlar. Haydi Türkiye’ye ırkçılığın ne kadar zarar verdiğini göremiyorlar, İsrail’e neler olduğuna bakmıyorlar mı?
05.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
n.gonultas@zaman.com.tr
|