Genç çift Manisa’dan bindikleri otobüste tanıştıkları Amerikalı çifti İstanbul’daki evlerinde üç gün misafir eder. Nate ve Jennifer’a İstanbul’u gezdiren Türk ailesi onları yolcu ettiklerinde evlerine yüreklerinde tatlı bir huzurla döner.
Sızıntı dergisinin ağustos sayısında Amerikalı bir aileyi misafir eden bir Türk ailesinin hatırası yer alıyor. Talha Uğurluel, bir otobüs yolculuğunda tanıştıkları Amerikalı çiftle yaşadıklarını anlatıyor. Bir Türk ailesinin misafir ettiği Amerikalı aile ile geçirilen üç günün hikayesi şöyle:
İnsan hayatı gerçekten ilginç tevafuklarla süslü. Karşınıza ne zaman, neyin çıkacağını önceden kestiremiyorsunuz. Aklınızın ucundan geçmeyen bir hâdise, bir de bakmışsınız sizi içine alıvermiş. Böyle bir hâdiseyle eşim ve üç yaşındaki kızımla bir tatil sonrası Manisa’dan İstanbul’a giderken karşılaştık. Otobüse daha yeni binmiştik. Koltuklarımıza yerleşip yola konsantre olmaya çalıştığımız sırada, yan koltuktaki sevimli çift dikkatimizi çekti. 28-30 yaşlarında sarışın uzun boylu bir beyefendi ile hemen yanında oturan ondan biraz daha kısa, zeki bakışlı genç bir hanımefendi. Simalarından yabancı oldukları hemen anlaşılıyordu...
Eşim ve ben onlarla konuşmak istiyor, ama bir türlü fırsatını bulamıyorduk. Ayrıca herhangi bir sebep yokken konuşmaya çalışarak onları rahatsız etmek de istemiyorduk. Derken imdadımıza otobüsün hostesi yetişti. Sırayla herkese ikram olarak ne arzu ettiklerini soran hostes, yabancı dil bilmemesi sebebiyle turistlerle anlaşamamıştı. Hemen kendisine yardım ettik. İşte beklenen diyalog sağlanmıştı. Gerisini kucağımızdaki yavrumuz getirdi. Çocuk gerçekten insanlar arasında evrensel bir dil. Çocuk sevgisi; ırk, dil, millet ayırımı dinlemeden herkeste ortak. Kızımız onların koltuğuna geçince muhabbet biraz daha koyulaştı. Artık birbirimizi tanımaya başlamıştık.
Adamın ismi Nate’di. ABD vatandaşı olan Nate, bir bankada çalışıyordu. Jennifer ise Kanadalıydı ve jimnastik hocasıydı. Yeni evli olan bu çift New York’ta oturuyorlardı. Evlilik sonrası görmeyi istedikleri bazı ülkeleri gezmeye çıkmışlardı. ABD üzerinden Çin’e gitmişler, oradan Endonezya’ya geçmişler.
Ülkemizdeki gezilerine Antalya’dan başlayan çift oradan Ürgüp ve Göreme’ye geçmişler, Efes ve Bergama üzerinden Bursa’ya gidiyorlardı. Bursa’da bir gece kalacak, oradan da İstanbul’a geçeceklerdi. Bursa’ya yaklaşırken kendilerine, Bursa’da nereleri gezebileceklerini anlattık. Bu arada telefon numaralarımızı kendilerine vererek, İstanbul’a geldiklerinde bizleri muhakkak aramalarını, isterlerse onları evimizde misafir etmekten mutlu olacağımızı söyledik.
Ertesi gün telâşeyle geçti; otobüste tanıştığımız turist aileyi neredeyse unutmuştuk. Derken telefon çaldı. Telefondaki kişi Nate idi ve Esenler garajında bizi bekliyorlardı. Arabaya atladığım gibi Çamlıca’dan Esenler’e giderek misafirleri aldım.
Yer sofrasında yemekten çekinirler mi acaba?
Sıra akşam yemeğine gelmişti. Elimde sofra beziyle odaya girip bezi boylu boyunca odanın tabanına serdim. Eşimin getirdiği siniyi kasnağın üzerine yerleştirdim. Onları sofraya buyur ederken, acaba yerde yemek yemeyi yadırgarlar mı diye de düşünmekteydim. Bu düşüncemin ne kadar yersiz olduğunu az sonra anlayacaktım. Çünkü hemen yanımıza yere diz çökerek oturan Nate ve Jennifer, bu şekilde yemekten çok hoşlanmışlardı. O akşam yemekte en çok rağbet ettikleri şey ayran oldu. Ayranın zor yapılan bir şey olduğunu sanıyorlardı. Eşim, Jennifer’e ayran yapmanın kolaylığını anlattı. Sıra meyveye geldiğinde Jennifer küçük kızımıza her meyvenin İngilizcesini söylüyor, o da tekrar ediyordu. Ertesi günü onlara söz verdiğimiz üzere İstanbul’u gezmeye başladık. İlk durağımız Sultan Ahmet Meydanı’ydı.
Sultan Ahmet Camii’ne turistlerin geçtiği kapıdan girdik. Caminin içinde bir süre huzurla oturduk. Camiden çıktıktan sonra misafirlerimize, SultanAhmet Camii yanında uzanan külliye bölümlerini gösterdik. İnsanlara hizmet maksadıyla cami yanında inşa edilen han, hamam, şifahane, aşhane, kütüphane, imaret, çeşme vb. yapıları, hiçbir karşılık beklemeden imar eden Osmanlı insanını onlara anlatmaya çalıştık. Bu anlattıklarımız sanıyorum onlara masallar diyarından hayalî bir ülkeyi tanıtıyormuşuz gibi geldi... Akşam misafirlerimizi ilginç bir sürpriz bekliyordu. Onları mum ışığıyla aydınlatılan, tüm orijinalliğiyle buram buram Osmanlı kokan bir konağa götürecektik. Burası Çamlıca Tepesi’ydi. Harika gece manzarası ve nostaljik ortamıyla misafirlerimiz çoktan buranın büyüsüne kendilerini kaptırmışlardı. Ertesi gün kahvaltıda gözlemeyi gördüklerinde bir neşe çığlığı attılar. Gözlemeyi biliyorlardı. Daha önce Bergama’da yemişler ve tadı damaklarında kalmıştı. Kahvaltıdan sonra yine yollara düştük. Günü tamamen Topkapı Sarayı’na ayırmıştık.
...Burası Peygamber Efendimiz (sas)’in eşyalarının saklandığı Mukaddes Emanetler bölümüydü. Peygamber Efendimiz tarafından, o zamanın hükümdârlarını İslâmiyet’e davet etmek maksadıyla gönderilen mektupların bulunduğu bölüme doğru yürüdük. Ceylan derisine yazılmış bu çok kıymetli mektupların yanlarına, müze yetkilileri tarafından İngilizce çevirileri de konmuştu. Beraberce pür dikkat bu mektupları okuduk. Yüce Peygamberimiz (sas) mektuplarında, diğer ülke hükümdarlarına hitaben; “Gelin tek bir Allah’ta birleşelim.” diyordu. Dün gece bir Protestan papazının oğlu olduğunu söyleyen Nate, mektuptan başını kaldırıp bana dönerek şu ibret verici sözleri söyledi; “Talha, sizin de, bizim de, Yahudi ve Budistler’in de Tanrısı aynı” ve ekledi; “Muhammed de Peygamber.” Vitrinler boyunca ilerlemeyi sürdürdük. Hz. İbrahim’in tası, Hz. Yusuf’un sarığı, Hz. Yahya’nın eli, Hz. Musa’nın asası bizi bambaşka âlemlere sürükledi. Evet, farklı devletlerin, milletlerin ve dinlerin insanlarıydık ama bu peygamberlerin hepsine inanıyorduk. Dünyanın öbür ucundan, hiç tanımadığımız bir kişiyle bile ne kadar çok ortak yönümüz olduğunu ibretle görmekteydik. İçimiz huzurla dolu ve daha bir kaynaşmış olarak oradan da ayrıldık.
...Artık veda vakti
Vakit ilerledikçe ayrılık zamanı da geliyordu. Üç günlük beraberliğin hasıl ettiği bu sıcak dostlukla, birbirimizi son kez selâmladık ve kendilerini tekrar ülkemize beklediğimiz temennileri ile uğurladık.
Eşim ve ben evimize dönmek için yola çıktığımızda yüreğimizde tatlı bir huzur hissetmekteydik. Çünkü Yunus’un yaklaşımı ile; din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin tüm insanları sevme adına, kendilerini hiç tanımadığımız bu insanları evimize almış, yemeğimizi paylaşmış, ülkemizin güzel insanını, ahlâkını, anlayış ve hoşgörüsünü bir nebze olsun onlara tanıtmaya çalışmıştık.
|