Pres tek silah değildir...
Taktikler statik olmamalı. Bir sezonda değil, bir maç içinde bile değişkenlik gerekebilir.
Pres yaparak alan daraltmak, etkili bir silahtır. Fakat hem yegâne silah değildir, hem de sürekli olarak kullanılmasının önemli mahzurları kendini gösterebilir.
B. Münih–Milan maçını zaman zaman seyrettim.
“Takım karakteri” olgusu zor meselelerden biri. Alman ekolü içinde bir Bayern gerçeği var ve benim bildiğim 40 yıldır var. Nasıl oluyor da, ülkesinin futbolundan ayrı olarak böyle bir karakter, onca değişime ve akıp giden yıllara rağmen süreklilik kazanabiliyor?
Mesela; B.Münih, fazla agresif görünmez ve pek pres yapmaz. Buna karşılık, yumuşak ve derin bir mukavemeti vardır. Paniğe kapılmaz, disiplini son saniyeye kadar korur. Tekniği Alman ortalamasının üstündedir. İleriye kaçırabileceği hünerli adamları hep bulunur. Kontratak özelliği daima canlıdır; gollerini genellikle rakiplerinin çoğu kendi sahasından henüz ayrılıp yerleşmeye çalışırlarken başlattığı akınlarla gerçekleştirir.
Kırk yıl önce de böyleydi, şimdi de böyle. Milan’ı adeta bir kadife eldivenle sımsıkı kavrayarak yendi! Milanlılar B. Munchenliler yanında; hırçın, telâşlı, bireysel kaabiliyetlerini son haddine kadar zorladığı halde sonuç alamamanın huzursuzluğunu yansıtan delikanlılara benziyordular... Oliver Kahn da tam bu takıma yaraşan bir kaleci görünümündeydi.
Demek ki pres yapmadan da oluyor. Hatta Bayern gibi “bir siz gelin, bir biz gelelim!” cinsinden eski “şovalye tavrı”nı sürdürenler bile var.
Galatasaray Avrupa’da presle bir farklı özellik oluşturmaya ve bazı eksilerini bu yolla kapatmaya mecburdu. “Piranalar” denilen özel orta saha kadrosu da buna müsaitti. Ama hep aynı şeyi yapamazsınız. Formdaki halleriyle Okan–Emre–Suat gibi isimleri bir araya getirmek, iradeyle seçimle başarılabilecek bir iş değil. Başkalarını aynı işe zorlarsanız; taşıyamazlar, tartamazlar.
Bence Fatih Terim’in önündeki mesele budur.
Baliç’in henüz ayak uyduramadığı görülüyor. Her şeyden önce fiziği uygun değil. Keskin solaklar, pek dengeli koşamazlar. Prekazi de öyleydi. Daraltılmış alanda, yapışarak dalıp çıkarak iş göremez Baliç; ama Prekazi’nin yaptıklarını yapabilir. Terim’in dar alan dalaşmasına uygun olan bir Berkant da, Baliç’in yapabileceklerini yapamaz.
Acaba işi biraz çoğullaştırmanın zamanı gelmedi mi? Pres, ara sıra patlayan ve aynı anda başlatılarak bir fırtına gibi yaşanıp sonuç alındıktan sonra bırakılan bir taktik rezerv olarak kullanılamaz mı? Pressiz zamanlarda, devreye başka taktik zenginlikler sokulamaz mı? “Bu bize uymuyor” denilmek yerine, bazı oyuncular o zenginlik içinde değerlendirilemez mi? Ve acaba aslolan da bu değil mi?
Milli Takım, Brezilya maçında hücum presi yapınca onlar ne yaptı? Teknikleri sayesinde, telaşlanıp da top kontrolünü kaybetmediler; bizi adeta kendi sahalarındaki pres çukuruna sıkıştırıp, açılan ve boş kalan alanlara adam kaçırarak savunmamızın yalnızlığından faydalandılar. Yani bizim pres geri tepti! Demek ki presi aciz bırakıcı taktik ve teknik çareler vardır. Biz o türlü çarelerden (o alternatiflerin özelliklerinden) pres adına uzak duramayız, durmamalıyız.
Santrfor sıkıntısının bir sebebi de, orta alan futbolcularının presten başkaldırıp forvete geçememeleridir. Arif, presten yan çizip ileriye kaçtığı için forvete hareketlilik getirebiliyor ve iyi de oluyor. Ümit Karan, pres vizesi için boş deparlarla yorulmasa, gerçek kimliğini daha iyi gösterebilir; fakat bu fırsat ona verilmiyor.
Bir de şu var: Galatasaray, uzun ve derin toplarla çıkmasını, pres şartlanmışlığı yüzünden neredeyse unutur gibi oldu. Presten daha kolay yollar da vardır; topu kapıp orta sahayı havadan geçmek gibi. Alanı genişletmek de yerine göre çok faydalıdır!
...Hâsılı, bir çeşitlenmeye gidiş rengi gerekiyor. Oyunu kanatlardan hızla akıtmak, rakip hücumdan dönerken onları derin toplarla gafil avlamak ve futbolun benzeri birçok kolay güzellikleriyle donanımlı hale gelmek; hem farklı oyunculardan yararlanma imkânları kazandırır, hem de dışarıda bizi tek yönlülük zaafiyetinden kurtarır. Değişken olabilmenin etkisi, pres’inki kadar şaşırtıcı bir alternatiftir.
Fatih Terim yeni bir terkip yeni bir inşa arayışına doğru yol almak durumundadır. Bu aynı zamanda, (önce Fatih Terim’in ihtiyacını hissettiği) yeni bir heyecan yeni bir motivasyon demektir. En hareketli anlarında bile düşünceli bir hali var; bir şeyleri nasıl olduracağına dair sıkıntıları bulunduğu hissediliyor.
Çözüm, anlattığım yerdedir ve Fatih Terim’in bu virajı da geçeceğinden eminim.
07.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.selim@zaman.com.tr
|