Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı


 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

 

Müslüm Gürses için ‘şikeste beste’

Arabesk müziğin ‘babası’ Müslüm Gürses, bu akşam Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneye çıkıyor. “Açıkhava Konserleri”nde ilk kez yer alan Müslüm Gürses için, mekânlar ve dinleyenlerin kimliği önemli değil aslında. O, her zamanki umursamaz tavrıyla, kendi şikeste (kırık) dünyasının sisleri arasından yine şarkılar söyleyecek. Müslüm Gürses’in hayatının bir “şikeste beste” olmadığını kim söyleyebilir?

Müslüm Gürses kırık birisi. Bunda “Müslüm Gürses hadisesi”ni sosyolojik olarak anlama çabalarının da, onun hakkında fikir yürütenlerin de hiç kuşkusu yok. Ancak Müslüm Gürses’i ya onu dinleyen ve homojenleştirilmiş bir şekilde sunulan kitleyle özdeşleştirmeye çalışan ya da daha genel bir modernleşme sürecinin toplumsal hiyerarşide oluşturduğu en diptekilerin arabeskteki bir sözcüsü olarak değerlendirmeye yönelen yahut da her ikisini birden yapan bu çalışmalar, onun bu kırıklığına ulaşmakta güçlük çeker ve kendi münferitliği içinde Müslüm Gürses’in kırıklığının ne anlama geldiği üzerinde düşünemez.

Müslüm Gürses’in kırıklığı, tıpkı kendi hayatının bir sis perdesi içinde gizli kalması gibi saklı bir kırıklık. Ancak yaydığı titreşimlerle, hiç de bir başkası ya da başkaları tarafından kırılmış, örselenmiş, eziyet çektirilmiş, zulme ya da gadre uğratılmış, ezilmiş, baskılanmış ya da en azından canı sıkılmış birinin kırıklığı gibi durmuyor üzerinde. Gerçekte, bütün bunlar olabilir de, olmayabilir de. Ama o, sanki sadece kırık ve o kadar... Saf bir kırıklık bu, sanki kırık olarak doğmuş ya da eğer sonradan edinildiyse, bunu üzerine iyi yakıştırmış bir kırıklık.

Onun için mekânlar ve kalabalıklar önemli değil

Ne demek hiç kimse tarafından kırılmamış olan bu saf kırıklık? Her şeyden önce, ona yakıştırılan bütün sıfatların doğrudan ya da dolaylı olarak ima ettiği asi olmak, kentte kırın temsilcisi olmak, kentin varoşlarında toplum hiyerarşisinin en dibinde yer alanların sözcüsü olmak, “delikanlı” olmak gibi daha çok sosyolojik içeriklerden devşirilmiş anlam kategorileriyle anlaşılamaz bir “hal içre” olmak demek. Ancak bu saf kırıklık, bozulmamışlık ya da dokunulmamışlık da, çok örselenmiş ve acı çekmişlik de içermeyen ya da aslında bütün bunlara kayıtsız bir kırıklık. Sanki bir adada ya da bir çölde tek başına yaşayan kişinin kırıklığı nasıl olursa öyle bir kırıklık. İşte bu nedenle Müslüm Gürses’i anlamaya çalışan bütün sosyolojik çabalar, bir anlamda güdük kalır. Onu sadece Gülhane’de düzenlenen şenlikte ve orada onu dinlemeye gelen bir kitleyle birlikte düşünür. Oysa Gürses, Esma Sultan Yalısı’nda da sahneye çıkmış; Leonardo Da Vinci’nin ünlü tablosu “Son Akşam Yemeği”nin sahneye taşınmasında, mankenlerin ve tanınmış yüzlerin Hz. İsa ve havarilerini oynadığı, melekleri canlandırdığı varsayılan kıyafetler giyinmiş erkek ve kadın mankenlerin ortalıkta dolaştığı bir ortamda, bir konser vermişti. Onu oraya davet edenlerin neyi amaçladığı, orada İsa’nın son akşam yemeğinde havarilerine eti diyerek ekmek ve kanı diyerek de şarap sunmasından yola çıkılarak davetlilere sanatçının kanı denilerek şarap ve sanatçının eti denilerek de “lahmacun” sunulmasından belki çıkarsanabilir. Ancak sahnedeki bir kilise korosunun susmasından hemen sonra “Bakma Bana Öyle” adlı şarkısıyla ortaya çıkıveren Müslüm Gürses, kendisine çevrilen yadırgayıcı bakışlara rağmen, ortamı hiç de yadırgamaz. Onun için böylesi “frapan bir sanat ortamı” herhangi bir yerde bulunabilecek herhangi bir yığından farksızdır. Bu şarkının tercih edilmesi ise, ne Gürses’in ortama ya da orada sanat diye sergilenene yabancılığından ne de orada bulunan davetlilerin ya da izleyicilerin “seçkinliği”nden dolayıdır. Müslüm Gürses, bunu düşünemez; ama üzerinde taşıdığı söz konusu kırıklık nedeniyle, “isabet” ettirdiğinden de bahsedilemez mi?

Müslüm Gürses’in kitlesi yoktur aslında

Aynı şekilde, “kitle”siyle özdeşleştirilebilecek bir kırıklık da değildir bu. Modernleşme süreciyle birlikte Anadolu’nun en ücra köşelerinden kalkıp çaresizlik içinde kentlerin varoşlarına sığınmış, her an isyana hazır, her haliyle marijinal kesimlerin sözcüsü olarak sunulması, bize Müslüm Gürses hakkında değil, olsa olsa bu kesimler hakkında bir şeyler söyler. Konserlerinde birden transa geçip göğüslerini açarak kendilerini jiletleyenlerin onunla özdeşleştirilmesi, olsa olsa medyanın bir açgözlülüğünün sonucu. Çünkü kendilerini jiletleyenlerin polis tarafından götürülürken orada bulunan “kitle”ye karşı mağrur bakışı ile medyanın fotoğraf makinelerinin ya da kameraların arkasına gizlenmiş mağrur bakışı aynı; ve çünkü Müslüm Gürses, konserlerinde birilerinin kendini jiletlediğini gördüğünde, “ben yokum” diyerek konseri yarıda kesip sahneyi terk edebilmektedir. Onlar için üzüldüğünü söylerken bile sanki bir trafik kazasında başına bir şey gelmiş birilerine üzüldüğünü söyler gibi yapabilmektedir bunu ve kendisiyle onlar arasında kurulmaya çalışılan ilişkiyi hiç anlayamamış gibi bakabilmektedir. İşte bu nedenle Müslüm Gürses’in “kitlesi” olamaz.

Üzerindeki kırıklığı bir adada ya da bir çölde tek başınaymış gibi taşısa da, kalabalıklar içinde bir münzevi de denemez Müslüm Gürses için. Zaten bu türden kırıklar münzevi olamayacak kadar “toplum içinde”dirler. Hatta bir Müslüm Gürses biyografisi yazılmaya kalkışılsa, tamamıyla bir sis bulutuyla karşı karşıya kalınır. Müslüm Gürses de kaçınır hayatından bahsetmekten.

Bu tür bir kırıklığın dili de yoktur. Kullandığı dil, kendisini söylemez; ne bulduysa onu söyler. Kendisine diller edinir. Kesintili bir dildir bu ve aslında tecrübenin dolayımından geçmemiştir. Bazen tam oturur, bazen abartı kaçar; ama kendine doğru çekilmekten ziyade hep kendinden uzaklaşır. Ama bazen de kendinden beklenileni söyler. Müslüm Gürses’in söylediği şarkıların sözlerinin, ona ait olmamasının bir nedeni budur. Bu tür bir kırıklığın bir dili olmaması nedeniyle de, çoğunlukla Unkapanı piyasasını iyi tanıdığından kendinden beklenen sözler yazmada usta olan Ali Tekintüre’nin “piyasaya göre” oluşturduğu şarkıları söyler; ama bir Alevi deyişi olan 'Haydar Haydar’ı ve başka Alevi deyişlerini de, Türk halk müziğinden birçok türküyü de, piyasada çok tutulan ve fantezi türünden arabeskin her çeşidine yayılan parçaları da, hatta Türk rock müziğinin sivrilen ismi Teoman’ın “Paramparça"sını da söyleyebilir ve bunların hiçbirisi, üzerine yapıştırılmış gibi durmaz. Ne “Kırk yılın başında halim hatırım/Sorulsa ne yazar sorulmasa ne” demesinden ve ne de Teoman’ın şarkısındaki modern ve kentli unsurlardan yola çıkılarak, Müslüm Gürses’in kırıklığı üzerine fikir yürütülebilir.

Kırık bir saz, kırık bir hayat...

Peki bu kırıklığı negatif unsurlarla yan yana konması dışında, pozitif ifadelerle dile getirmenin bir yolu yok mu? Var elbette; ancak bu “talk–show”larda veya “stand– up”larda birtakım “fani” şeyler hakkında söylediklerini, şarkı sözlerini, medyada çizdiği, filmlerinde oynamadan oynadığı portreleri bir kenara koymakla, yani Müslüm Gürses’in iç dünyasını bilmekle ulaşılabilecek bir bilgi. Buna ulaşmak da o kadar kolay değil. Elimizde onun hakkında gerçekten “kırık” bir imge var. Bir de, söyleyiş tarzını ister garipseyelim ister beğenelim, hiç de detone olmayan bir şekilde, hatta hayli başarılı bir biçimde söylediği şarkılar. Bu akşam, aynı tarzıyla Açıkhava’da “sahne” alacak Müslüm Gürses. Kelimenin müzik literatüründeki anlamıyla olmasa bile, diğer anlamıyla “şikeste” bir tarzda izleyenlerinin karşısına çıkacak. Ancak dışarıdan bir gözlemci için, Müslüm Gürses’in hayatının bir “şikeste beste” olmadığını kim söyleyebilir ki? Hem de Galip’in dizelerindeki gibi bir ‘şikeste beste’: “Aldım o hevesle kilkideste / Bu naz mı dedim şikeste beste.” Kırık bir kalem, kırık bir saz, kırık bir hayat; nazı çekildikçe, hiç de parçalanmış şeyler değildir bunlar.

Ahmet Demirhan

08.08.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Zaman'da Bugün
08 Ağustos 2002


Zaman Spor

Kültür-Sanat

Anadolu Finans Kurumu

Bütün haberler


Başlıklar

> Müslüm Gürses için ‘şikeste beste’

> Genç sanatçılar, Atina’da ‘Kozmos’u tartışacak

> Avrupa Filmleri Festivali’ne başvurular başladı

> Altın Aslan'ın programı açıklandı

> Bergama Vapuru'nda ikinci caz akşamı

> Yedikule Zindanları, piyano ve ney sesiyle aydınlandı

> Semih Balcıoğlu’nun çizgileri Sanal Müze’de

> İzmir, yeni 'Resim ve Heykel Müzesi'ne kavuştu

> Dünya gençleri, müzik festivali için Bişkek'te


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.