Kara mizah!
Şu sıralar “liberal sol” ve “liberal sağ” tabirlerinin sıkça kullanılıyor olmasını gülümseyerek seyrediyorum.
Okulda “kümeler” ve bizim alışamadığımız “aşırı basitleştirme yüzünden zorlaşma” modernlikleri ile bunu vermek belki eğlendirici olur; ama biz yine “anlaşılabilirlik” mantığından uzaklaşmayalım.
Liberal sağ, daha fazla sağ, yelpazenin bir tarafı... Liberal sol ve daha fazla sol, diğer tarafı... İki tarafın birleştiği yer neresi oluyor? Liberal, liberalizm. İşte “merkez” de o! Hep bunu anlatmaya çalışıyorum, bir türlü kabul ettiremiyorum. Biz alışmışız, olayların müşahhas ve sert diline! Vakti gelir, kafamıza çarpar, anlarız...
Liberal sol olmaz diyorlar. Olur olur! Çok da yakışır!
Şimdi söyleyeceklerimi şaşırtıcı bulabilirsiniz; ama hemen reddetmeyiniz lütfen:
Kapitalizm ve Marksizm, “ekonomizm” adı verilen bir ortak telâkkiye zaten sahiptir ve bu bilinmektedir. Prof. Z. Fahri Fındıkoğlu bunu işaretlerken enteller pek ciddiye almıyorlardı. Olayların dili, o inadı da, kırdı–kıracak... “Ekonomi her şeyi belirler. Diğer değerler ona göre şekillenir ve belirleyicilik özüne sahip değillerdir.” ifadesi ekonomizmi yansıtmaya yeter. Marx ayrıca alt–üst yapı ile üretim biçimi kavramlarını kullanıyor... Bir adım daha ileriye gidip “maddeye bakış” noktasına gelirsek, maddî determinizmle karşılaşırız. Belirleyici olan ekonominin kendisi nasıl değişir? Rasyonel bir determinizm içinde, akılla, ilimle, teknikle değişir... Buraya kadar manevî bir şey yok, Kapitalizm’le Marksizm arasında da (henüz!) bir fark yok. “Buraya kadar” dedik; ama o “buraya kadar”, çok önemlidir ve temelleri kapsamaktadır!
Marx, “Kapitalizm’i reddedin, bozun, yaşamayın” demiyor ki! Onu, “zaruri bir gelişme merhalesi” olarak görüyor. Marx’a göre, Kapitalizm’in gerisinde olanlar ona erişmek zorundadır; erişemeyenler “tarih dışı” ilkellerdir! (İlkeller yerine güdükler demek belki daha doğru.)
Aralarındaki ihtilaf geleceğe dönük tahminler (kehânetler) açısındandır. Marx, Kapitalizm’in olgunlaşıp çökerek, yıkılarak yeni bir düzene vücut vereceğini iddia ediyordu. Yıkılmadan, çökmeden, patlamadan değişemez mi? Sonra, yıkılmanın, çökmenin, patlamanın tezahür biçimi farklılaşamaz mı? Üretim biçiminin ve tekniğinin değişmesi, böyle bir farklılığı getiremez mi? Marx’ın, ileride merhaleler için söyledikleri esasen müphem bir kavrama bağlanmıştır ve biraz ütopik, biraz semboliktir.
“Varlığa bakış, insana (insanın ruhuna) bakış, maddeye bakış, ulûhiyete bakış, hayata bir maddî determinizm açısından bakış açılarından önemli ayrılıklar yok aralarında!
Marx’ın sancıları artırmak ve “praxis” denilen teselli dışında ferdî iradeye de tanıdığı bir belirleyicilik payı ve gücü yok. “Aşamaları” bekleyeceksin!
“Bekledik öyle çıkmadı” diyenler varsa, o kadar yanılma payı olur! Marx’ın ayrı bir ekonomik sistemi, modeli, teorisi yoktu ki zaten! Komedi; ama bu böyle! Var diyenler çıkarsa; göstersinler nerede var, nerede yazıyor? İstikbale mâtuf hayalî öngörüler olarak bile yok. “Son aşamada bir patlama olacak, bir biçimde her şey düzelecek” diyordu; o kadar. “Hepimiz proleter olduk” diyen Batılıyı hatırlarsanız, globalizmle Marx’ın son müphem kavramı arasında çeşitli tevillerle bir bağdaştırma yolu bile bulabilirsiniz!
“Liberal sol”un olamayacağını söylemek, biraz münasebetsizlik oluyor doğrusu!
Ben size önemli bir ifşâda bulunayım: Batı, artık, Türkiye’de liberal sağdan ziyade liberal solu istiyor! Sayın Derviş’in gayreti münhasıran kendi üretiminden ibaret değil.
Bir kara delik halini alan liberal merkez, liberal sağın (muhafazakârın) omurgasını henüz tam kırabilmiş değil; her şeye rağmen bunu son nefes noktasına getirebilmiş değil; bundan dolayı liberal solu müreccah addediyor!
08.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.selim@zaman.com.tr
|