İyi bilirdik!
Üretim, ihracat, cari işlemler dengesi, büyüme, mali disiplin, faiz dışı bütçe fazlası, işsizlik, enflasyon ve faiz oranları, döviz ve hisse senedi fiyatları gibi makro ekonomik göstergelerin seyri geleceğe dönük kararların alınması noktasında piyasalar için büyük önem taşır.
Ekonomik büyümenin yüzde 3–3,5 seviyesinde olması, ihracat ve turizmden gelen ivme ile üretimde kıpırdanmanın yaşanması, cari işlemler dengesinin istenen şekilde gelişmesi, faiz dışı fazlanın GSMH’nin yüzde 5,5’i seviyesinde olması ile yüzde 35 kabul edilen yıl sonu enflasyon hedefinin tutturulabileceği anlaşılıyor.
Bu olumlu gelişmelerin etkisi ile bir ara kritik 1 milyon 700 bin TL sınırını aşan dolar kuru 1 milyon 635 bin TL seviyesine geriledi, yıllık bileşik yüzde 78’e yükselen faiz oranları yüzde 67’ye indi, düşüş yaşanan borsa endeksi toparlanarak 10.500 puan seviyesinde özlediği sağlam desteği buldu.
Yıl sonuna kalan süre için iç borçların çevrilmesinde bir sorun yaşanacağı korkusu aşılmış gibi görünüyor.
Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinden sonra bozulan bu makro ekonomik büyüklükler mercek altına alınarak incelendiğinde hemen hepsinde bir toparlanmanın yaşandığı ve yıl sonu hedeflerine ulaşmanın mümkün olduğu söylenebilir.
Özellikle erken seçim kararının alınması ve seçim uygulamasının başlatılması ile siyasi belirsizliğin gerekçesinin de ortadan kalkması ve seçimde ülke barajını aşmaları söz konusu olan partilerin uygulanan programı devam ettireceği mesajları vermesi iç ve dış piyasaları iyice rahatladı.
Tüm bu olumlu kabul edilecek gelişmelere rağmen hâlâ bazı kesimlerin kafaları karıştırıcı arayış içinde olması ve piyasaları tedirgin edici senaryolar üretmesi anlaşılır değil.
Ekonominin geleceğini yönlendirmeye dönük daha çok spekülatif amaçlı bu senaryoların merkezine, Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in görevine devam edip etmeyeceği, siyasete girip girmeyeceği, girecek ise de hangi partiden gireceği üzerine oturtuluyor.
Fakat tüm çabalarına rağmen bu kesimlerin kendi kısır çıkarları uğruna hedeflediği kaos ortamının yaratılması mümkün olmuyor...
Bunun böyle olmasının tek bir nedeni olabilir. Derviş’in, hiçbir siyasi kimliği ve tabanı olmaksızın siyasi ve ekonomik literatürde karşılığı olmayan bir ‘sosyal liberal sentez’den yola çıkarak geniş tabanlı bir siyasi oluşum kurulması çabaları sergilemesinin kamuoyunda umulan karşılığı yok.
Bu da kuşkusuz Kemal Derviş’in göreve gelmeden önceki popülaritesini zaman içerisindeki ‘gel gitli’ tutumu sonucunda yitirmiş olmasına ve kamuoyunda karşılığının kalmamasına bağlanabilir.
Artık, Derviş’in bundan sonra vereceği kararın, oluşan dengeleri olumsuz etkileme potansiyeli kalmadı bile denilebilir. Dahası kararının rengi ve biçiminin piyasalar için bir değer taşımadığı anlaşılıyor.
Peki yaptığı hizmetler karşılığı bir teşekkürü hak etmiyor mu? Bu ülkeye hizmet veren her devlet adamı için olduğu gibi Sayın Derviş de şüphesiz bunu hak ediyor.
Hem de fazlasıyla...
08.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
i.kibrizli@zaman.com.tr
|