İslam ve ‘globalleşme’ye cevap?
Batı karşısında mağlûbiyet ve mahkûmiyetimizi kabûllendiğimiz zamanlardan itibaren, özellikle bundan kurtuluş adına İslâm temelli fikirler üretmekte, birtakım akımlar ortaya koymaktayız. Bunların temelinde gaye olarak sadece İslâm yatmadığı ve İslâm, daha çok bir kurtuluş ideolojisi olarak görülüp, öyle benimsendiği için bu akımlar, önemli bir–iki istisna dışında birer tepki hareketi olarak gelişmiş, dolayısıyla da, her dönemde ayrı “İslâmî” tavır ve tezler ortaya çıkmıştır. Bundan daha acı olarak, hakim konumdaki kültür, medeniyet ve mevcut durum, artık genel–geçer kabûl edilip, buna göre, farkında olarak veya olmayarak, İslâm’ın yeniden tarif, hattâ tanzimi cihetine gidilmiştir.
Her şeyden önce ifade etmek gerekir ki, İslâm ile Müslümanlık aynı şey değildir. İslâm, Kelâm ilmindeki bir ifade ile, “efradını câmî, ağyârını mani,” yani, ihtiva etmesi ne gerekiyorsa ihtiva eden, dışında tutması gereken ne varsa, onu da dışında tutan küllî bir dindir. Dönemlere, şartlara, yere, hattâ kişilere bağlı olarak, İslâm içinde Müslümanlıklar söz konusudur. Bu, hem teorik olarak böyledir, hem de vakıada böyledir. Yani, İslâm’dan kişilere, şartlara, yere ve zamana bakan birer yan olduğu gibi, kişilerin ve toplumların İslâm’ı yaşama şekil, nitelik ve dereceleri de söz konusudur. Ne var ki, İslâm ile Müslümanlığın birbirine karıştırılması, çok önemli hatalara ve İslâm adına çok mühim yanlışlara sebep olabilmektedir.
Bu çerçevede, Seyyid Kutup, teori planında çok önemli ve aslî bir tespitte bulunur. Artık zamanla aldığı şekil ve hüviyetle, İslâm’ın kişi ve toplumların hayatını düzenleyen hükümlerine fıkıh diyecek olursak, İslâm fıkhı, kitaplarda yazılı, statik, durağan ve cansız kurallar, maddeler bütünü değildir. Temel olarak Kur’an ve Sünnet, ayrıca bunlar temelinde gelişen icmâ ve kıyas kaynaklı olarak fıkıh, yaşayan, hareketli ve aydınlatıcı, yol gösterici, hayat verici, fert ve toplum oluşturucu kaideler ve ölçüler manzumesidir. Ne var ki, fıkhın yazılı, statik, durağan ve cansız kurallar bütünü olarak görülmesi, temelde inanç, dünya görüşü, hayat anlayışı, düşünce manzumesi, sosyal, ekonomik ve siyasi kaideler noktasında İslâm üzerine kurulmayan sistemlerde ve toplumlarda ortaya çıkan meselelere İslâm’dan çözüm ve fetva arama gibi, İslâm’a göre asla manâsını bulmayacak ve izah edilemeyecek tutum ve tavır alışlara yol açmaktadır. Öte yandan, bu yanlışın farkında olan, fakat Kur’an ve Sünnet’i, bilhassa Kur’an’ı sadece birer kurallar kitabı olarak gören veya bu kurallardaki zaman ve mekân açısından evrenselliği ve onların oturduğu evrensel prensip ve kriterleri kavrayamayan daha başkaları ise, onun her zaman, yer, şart ve şahsa bakan yanına yanlış yaklaşmakta, dolayısıyla onu tarihî açıdan okumaya tabi tutma (tarihsellik) gibi daha kötü bir yanlışa sürüklenmektedir. İslâm’a hem teorik, hem de pratik yaklaşımda ortaya çıkan bu hatalar, ne yazık ki, en azından bazı muhataplarda, o hataları işleyenlere değil, İslâm’a mal edilmekte, bu mal edilişte, söz konusu hataları işleyenlerin meseleleri takdim biçimi de şüphesiz rol oynamaktadır.
İşte, sözünü etmeye çalıştığımız hatalı yaklaşımlar, İslâm ve globalleşme konusu ele alınırken de yapılmaktadır. İslâm, önce teorik planda inanç, düşünce, ibadet, ahlâk ve içtimaî, ekonomik, siyasî, cezaî yanlarıyla bütün ve küllî bir yaşayış sistemi olarak ele alınmamakta, oysa meselenin bu çerçevede ve teorik planda ele alınması gerekirken, İslâm, dünyadaki mevcut Müslümanlık, yani Müslümanların bugünün dünyasında onu temsil eden şekliyle değerlendirilmekte, ayrıca, globalleşme esas alınıp, bu Müslümanlık ise, İslâm adıyla ona cevap verme, kendisini ona göre ayarlama veya uyarlama konumunda mütalaa edilmektedir. Bu fecî hatanın neticesinde ise, İslâm’ın globalleşmenin meydan okumalarına cevap veremeyeceği gibi, her ne kadar maksadı aşan ifadeler de olsa, İslâm’ın şu veya bu noktada âdeta yetmezliğini ileri sürme türünden cinayetler işlenebilmektedir.
Evet, düşünme mekanizmalarımız, baştan sona tamire, hattâ yeni baştan kurulmaya muhtaç...
09.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
ali.unal@zaman.com.tr
|