Sporun babası
Spor otoritelerinin neredeyse tamamının kabul ettiği şey; atletizmin, sporun babası olduğudur. Bu doğru bir tespittir. Her sporun dolaylı da olsa atletizmle ilişkisi mevcuttur.
Atletizme önem vermemiş ülkelerin sporda ileri gitmesi herhalde görülebilecek bir şey değildir. Yıllardır izlediğimiz olimpiyat, dünya, Avrupa şampiyonaları ve atletlerin para için koştuğu özel turnuvalar bize bunu göstermiştir.
Bahsettiğimiz organizasyonları izlediğimizde koşan, cirit, gülle, çekiç atan, sıçrayan atletler, gözümüzü kamaştırmakta ve hayranlık duymamıza neden olmaktadır. Bu arada ‘İçlerinde bizim atletimiz var mı?’ diye merak içinde bakmaktayız. Finalleri geçtik elemelerde bile rastlamak mümkün olmaz.
Türkiye’de kaç kişi atletizm yapıyor ki, uluslararası yarışmalarda barajları geçmiş atletizm olsun? Bugünlerde Almanya’nın Münih kentinde yapılan Avrupa Atletizm Şampiyonası’na katılan 1300 atletten sadece 8’i Türk. Bir tek Süreyya Ayhan’dan 1.500 metrede final koşmasını bekliyoruz. Madalya kazanırsa, piyangodaki büyük ikramiye vurmuş olacak.
Bu arada basından bir haber: Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Yurdadön, kasım ayında yapılacak seçimlerde aday olmak için kafileyi Almanya’da bırakıp dönüyor. Yurdadön gibi adı atletizmle özdeşleşmiş bir federasyon başkanı böyle bir davranış içinde olursa atletizm nereye gider?
Avrupa’nın en büyük ve genç nüfusuna sahip ülkesi Türkiye’nin şampiyonada sadece 8 atletinin olması sporumuzun bir ayıbıdır. Diğer ülkelerle orantılandığında, bizim birçok başarılı atletimizin bulunması ve dünya pistlerinde yarışması gerekir. Oysa anlaşılıyor ki sporların babası atletizm ülkemizde can çekişiyor.
Türk atletizminle uğraşanlar, atletlerimizin iyi çalışmadığını, yarışmalara katılmadıklarını, çalıştırıcılarının yetersiz olduğunu iddia ediyorlar. Bir de devşirme Rus ya da Bulgar kökenli sporcuların parasızlık feryatları var. Para için, ay–yıldızlı formanın, türlü hülle yolları denenerek, yakışmayacak insanların üzerine giydirilmesi de ayrı bir sorun.
Bir parantez açarak son dönemin Allah vergisi büyük yeteneği Süreyya Ayhan’dan bahsetmek istiyorum. Süreyya Ayhan iyi çalışmıyor ve bence iyi de çalıştırılmıyor. Onun tipinde bir atletin ve çalıştırıcısının, onların üzerinde de federasyonun çok iyi stratejileri olması gerekir. Ancak onun ve her an yanında olan çalıştırıcısının böyle bir vizyona sahip olmadığını düşünüyorum.
Bir dönemler maraton ve 10.000 ile 5.000 metre gibi uzun koşucuları ile dünya atletizminde kendine yer arayan, atletizmimiz, Süreyya Ayhan gibi bir yeteneği yeterince değerlendiremezken, umarım Atletizm Federasyonu başkanı olarak yapamadıklarını siyasetçi olarak başarabilecek (!) bir Mehmet Yurdadön ile teselli bulur.
09.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
o.pehlivanoglu@zaman.com.tr
|