Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı


 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

  Yorum

AB ve değişim dinamiklerimiz

Hüseyin Bayçöl



Tarihin gidişatı, insanın üzerinde manipülasyonlarda bulunamayacağı yegane alanlardan biridir belki de. Bu açıdan insanlar, kurumlar ve liderler tarihi maniple edemezler; ancak yapabilecekleri, kaçınılmaz olan gidişata yön vermek olacaktır. Biz toplum olarak Sarı Selim’den bu yana rotamızı Batı’ya çevirdiğimizden beridir, artık sebepler planında değişmez mukadderat olan süreçleri bir bir yaşıyoruz. 1839 Gülhane Hatt–ı Şerif–i, 1876 Islahat Fermanı, 1878 ve 1908 Meşrutiyet ilanları, Cumhuriyet’in ilanı, NATO’ya giriş, Gümrük Birliği Anlaşması ve derken Avrupa Birliği Uyum Yasaları paketinin TBMM’de kabulü... Tüm bunlar toplumsal değişimimizin (buna olumlu veya kimilerince olumsuz tekamül de diyebiliriz) köşe taşları adeta. Taşların oturmasını sağlamada aktörler sadece birer aracı mesabesinde. Bu gerçeği göz ardı etmemek gerek. Ortada çok büyük bir şeyler başaran, ülkesine birtakım lütuflarda bulunan yok. Onlar isteseler de istemeseler de bu süreç yaşanacaktı.

Türkiye’de laikliğin tarihi dinamiklerine baktığımızda Niyazi Berkes’in vurguladığı üzere, 1839 Müslümanlar için çıkarılmış Hatt–ı Şerif’e karşılık, 1856 gayr–i müslimler için çıkarılmış Hatt–ı Humayun ile Müslümanlarla gayr–i müslimlerin kanun karşısında eşit olmasını getirmiş ve bunun peşini şer’i mahkemelerin yanında nizami mahkemeler takip etmiştir ki tüm bunları da laik kanunlaşmalar ve laik kurumsallaşmalar izlemiştir. İki binlere kadar geldiğimizde, yaşanan birçok toplumsal sıkıntıda amil olması yönüyle bu söz konusu izlemeler dolayısıyla laiklik (sekülerizm) ve onu kendisine dayanak edinen ‘ulus devlet’, artık denebilirdi ki tam olgunluğa ermeden kemikleşmişti adeta. Avrupa Birliği Uyum Yasaları, işte bu kemikleşmede iyiye doğru gidecek bir süreç istikametinde erimenin başlaması demekti. Hadsizlik yapmış olmayayım; ama öyle zannediyorum ki gelecekte tarihi yazacak olanlar, adeta Tanzimat gibi hep bu yasalardan bahsetmiş olacaklar. Çünkü bu uyum yasaları tıpkı Tanzimat’ta olduğu gibi çok ciddi bir bakış açısı değişiminin işaretçisi ve acı ki bu yasalar da tıpkı Tanzimat Fermanı gibi, tıpkı Islahat Fermanı gibi Batı tribününe oynandı.

Batı’da doğal hukukun akamete uğramasından sonra, pozitif (laik–seküler) hukukun evrimine başlandığı ve bu evolüsyonun da modern ulus devletin varlığına paralel şekillendiği birçok düşünür tarafından vurgulanmakta. Mesela en çarpıcı örnek olarak Engels; ancak devletin var olabileceği bir zeminde hukuksallığın olabileceği etrafında görüşler serdediyordu. Ve ulus devletin peygamberi Hegel, çok meşhur ifadesiyle anayasal hukuka “devletin hakları” şeklinde bir yaklaşım getiriyordu. Fakat gelinen noktada bu AB Uyum Yasaları’yla artık anlaşılmıştır ki hukuk, devletin hukuku kaygusundan öte, hak ettiği üzere bireyin haklarının, geniş toplumsal tabakaların isteklerinin istifadesine bırakılıyor. Bu bile tek başına çok ciddi bir sürecin habercisi.

Ayrıca III. Selim’den Abdülhamit’e, Talat–Cemal–Enver Paşa’lardan Mustafa Kemal’e, 12 Mayıs’lardan 28 Şubat’lara kadar bizde hep devlet kurtarılmaya çalışılıyordu. Her şey devlet içindi. İnsanlar o devlette birey değildi; vatandaştılar. Devletin bekası karşısında onların çok ciddi bir hükümleri yoktu. Mesela devletin bekası (vehmi) söz konusu olacaktıysa düşünemezdiniz, konuşamazdınız, yazamazdınız, çizemezdiniz. Değişme veya değişe(me)meler de bir yönüyle gerilimlerini bu dinamikten alıyorlardı. Ama bu uyum yasaları kısmi de olsa “artık bireysiniz, artık hür düşünün, artık nasıl isterseniz öyle konuşun” demekte.

Kaldı ki Türk toplumunda inkılabların temel amacı; toplumdan ziyade ilkin devleti modernleştirme gayeliydi. Ve gerçekte modernleşme (modernleştirilme) tezahürleri ise devletin modernleşmesinin izdüşümü idi adeta. (L. Köker, 1995: 132) Fakat şurası ortadadır ki bundan böyle bu inkılabın da öznesi değişmiştir. Her ne kadar üzerinde tasarrufta bulunulan devletmiş gibi görünüyorsa da artık topluma yönelik birtakım projeler söz konusu bundan böyle. Yani bu yönüyle de değişim dinamizminin rotası dönmüştür. Tüm bu projeler, hele bir de devlet–millet (toplum) uzlaşmasına vesile olacaksa, ki kesinlikle olmalıdır, peşine güven demek; toplumsal barış demek, dahası hepsinin ekonomiye, kalkınmaya nefes olması demek...

Meseleyi tozpembeleştirmek gibi bir kaygı olarak anlaşılmasın tüm bunlar. Hakikaten gerçekçi bir gözle baktığınızda yasaların birtakım olumsuz gidişatlara zemin teşkil edici yanları da var. Şunu da biliyoruz ki bu ülkenin askeri var, emniyet güçleri var, istihbarat teşkilatları var. Ama ortada daha önemli bir gerçek var. Bu yasalar, toplumsal değişim için, diğerleri gibi çok önemli bir dinamiktir ve olacaktır. Ve yukarıda değinildiği üzere, birçok toplumsal değişim dinamiklerimiz gibi ilk etapta asla “devrim” değildir; ama çok değil yakın bir vadede önemli etkilerde bulunacaktır. Dahası artık değişim için, şimdiye kadarkilerin aksine, bu sefer toplumsal bilinci de arkasına almış, büyük bir dinamizmin içine girilmiştir. Gayri AB’ye girilse de girilmese de fark etmez.

hbaycol@hotmail.com

09.08.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Siyasetsiz toplum Avrupa Birliği’ne av olur Mehmet Ali Kılıçbay (09.08.2002)

> İktidar ve yozlaşma Ahmet Kurucan (08.08.2002)

> Hormonsuz canavar Mithat Melen (08.08.2002)

> ‘ABD şimdi dünya için tehdit’ George Monbiot (07.08.2002)

> Meclis’in devlet ve toplum devrimi Abdülhamit Bilici (07.08.2002)

> AB uyum yasaları ve Türk dış politikası Bülent Aras (06.08.2002)

> Irak harekâtı ve Türkiye Korkmaz Tağma (06.08.2002)

> 12 yıllık sorun Mensur Akgün (05.08.2002)

> Neo-liberalizm Alev Alatlı (04.08.2002)

> Hayat memat meselesi Elif Şafak (04.08.2002)

> Küreselleşme ve dünya dinleri Ümit Meriç (03.08.2002)

> Bağdat... Bağdat Gökhan Bacık (03.08.2002)

> Bir sevda hikâyesi... Ahmet Selim (02.08.2002)

> Rus popülizmi: İki taraflı keskin bıçak Murat Şengül (02.08.2002)

> Erken seçim; siyasî fırsatlar ve riskler Can Fuat Gürlesel (01.08.2002)





Zaman'da Bugün
09 Ağustos 2002


Zaman Spor

Yorumlar

Anadolu Finans Kurumu


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.