Kendimiz olmak
Mevlana Celaleddin der ki “Bir usturlap (pergel) gibi ol. Bir ayağın Şeriat (İslam dairesi) üzerinde olsun, diğer ayağınla yetmiş iki milleti dolaş.” Mevlana’nın anlatmaya çalıştığı; inancı, düşüncesi, yaşayışı ve alem tasavvuruyla kendine özgüven içinde olan Müslüman’ın sahip olduğu rahatlıktır. Müslüman; varlığa, hayata ve kendi yaratılış amacına aşkın (müteal), öte ve batın boyutların iç içe olduğu bir âlem tasavvuru içinden baktığında, yüreği ve zihni kainat ölçeğinde geniş olur. Bundan dolayı yetkin bir Müslüman gerçek bir entelektüeldir.
Bu da elbette Müslüman’ın “kendisi olmak”la çok yakın ve doğrudan bir ilgisi var. Yaşadığımız uzun ve acılı tecrübelerden sonra bugün geldiğimiz noktada “kendimiz olmak” konusunda belli belirsiz bir kriz yaşıyoruz. Bundan 20 sene önce sosyal barışı bozan, insanın insanla ilişkisini koparan, ülkeyi bir felaketin eşiğine götüren suni çatışmalara karşı bize “hoşgörü, diyalog ve iyi niyet esasına dayalı karşılıklı ilişki ve işbirliği”ni tavsiye eden seçkin insanların o gün için amaçladıkları ile bugün geldiğimiz nokta arasında yazık ki derin farklar ortaya çıkmış bulunmaktadır.
İslamiyet’in sadece “namaz kılmaktan ibaret olmadığı”nı, en temelde iman, salih amel ve herkese iyilik olduğunu söyleyenler, bugün neredeyse namazın farz olmadığına inanır hale geldiler; namazı bir kenara bırakır oldular. Başörtüsünün dinî bir vecibe ve aynı zamanda temel bir hakkın ve özgürlüğün kullanılması olduğunu söyleyip de yıllarca bu mücadeleye katılanlar bugün hanımlarının başlarını açtırıyor veya o mücadelenin aktörü kadınlar başlarını açıyorlar. Yine Mevlana’nın dediği gibi “inandıkları gibi yaşama kararlılığını gösteremeyenler, bu sefer yaşadıkları gibi inanmaya başlıyorlar”.
Herkes inancında özgürdür, din seçiminde zor ve baskı yoktur; devlet bireyin ve toplumsal hayatın her alanına gerekli gereksiz müdahale etmesin; fikir, inanç ve teşebbüs özgürlüğü korunsun ve geliştirilsin; bunun için en başta düşünce ve siyasette liberalizasyon gerekir derken ve bu liberalizasyonun hiçbir şekilde iktisadi hayatın bütününü, aile içi ilişkileri ve özellikle ahlakî tutum ve davranışları kapsamazken ve kapsamaması gerekirken, birçok Müslüman genç moda deyimle “liberal takılıyor”. Bu konjonktürel iklime ve mevsime göre esen rüzgara kendini kaptırmış gençlerin liberalizm konusunda zerre miktarı bilgileri yok. Trajik olan şu ki, kendilerine olan özgüvenlerini yitirmiş olmaları, kendilerinden, sahip oldukları zengin mirastan ve bir gelecek tasavvurundan şüpheye düşmüş olmalarıdır.
Oysa tam da küreselleşme ile birlikte yaygın ve rahatsızlık verici bir belirsizlik küre ölçeğinde etkilerini hissettirirken; bölgeler, sınıflar ve ülkeler arasında başgösteren açlık, yoksulluk, eşitsizlik ve şiddet potansiyelleri Müslümanlara söz söyleme imkânını ve avantajını öne çıkarmışken; ahlakî çürüme, hazcılık, tüketim çılgınlığı, dizginsiz servet hırsı, anlamdan ve amaçtan yoksun bohem hayatlar; futboldan, roctan ve poptan ibaret bir eğlence kültürü en seçkin zihinleri türümüzün geleceği üzerinde derin derin düşünmeye ve çözümler aramaya yöneltmişken, en başta Müslümanların ve bütün bunlara özenen, öykünen ve hayatlarına dahil etmeye çok arzulu çocuklarının tutum ve davranış biçimleri traji–komik bir manzara arz ediyor. Bir kısmı light Müslümanlığa özendi! Küresel sürecin kıyısında arabesk bir kültüre talip oldu. “Ava giden avlandı” diyeceğim, meğerki bunlar zaten av olmaya adaymış.
Rivayet yoluyla öğrendiğime göre, yıllardır bu ülkede sosyal barış, diyalog ve hoşgörünün öncülüğünü yapan zat “biz diyalog kuralım dedik, iltihak edelim demedik” mealinde bir serzenişte bulunmuş. Uzun zamandır beni de derinden rahatsız eden bir kırılmaya işarettir bu cümle. Demek ki çok sayıda insan bu zatın Mevlana’nın usturlabına atıfta bulunduğunun farkında değilmiş. Söz konusu kırılma, bir özgüvenin, özüne bağlılığın zaaf geçirmekte olduğunu dile getiriyor. Küresel zamanda “farklı olmak”, kişinin “kendisi olması”dır. Biz ancak “kendimiz olursak” bize ve başkalarına faydamız olur. “İltihak” olmak, belirsizliğe ve boşluğa doğru sürüklenmek demektir ki, bu “olmaklık” değildir, hiçbir şey değildir.
10.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.bulac@zaman.com.tr
|