Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı


 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

NURİYE AKMAN



Fatih Altaylı: Aydın Doğan’a ucuza mal oluyorum

Öte dünya inancın var mı Fatih?

Öte dünya ne demek?!

Ölümden sonra ikinci bir yaşam.

Herhangi bir fikrim yok.

Helalleşmenin önemine inanır mısın?

İnanırım. Ah almamaya, kimseye borçlu olmamaya, manen ve madden çok önem veririm.

Öyleyse, neden bir radyo konuşmanda, başörtülülere “fahişe” dedin?

Başörtülülere fahişe demedim.

Dedin be Fatihçiğim. Bir de, İnsan Hakları Derneği’nden Eren Keskin’e “Gördüğüm yerde taciz etmezsem namerdim” lafın var. Kendini kontrol etmekte güçlüklerin mi oluyor?

Oluyor evet. Çok fazla yazı yazıyorum, televizyon programı yapıyorum, radyoya çıkıyorum. Zaman zaman ağzımdan çıkmaması gereken lafların çıktığı bir gerçek. Başörtüsü ile ilgili olarak açılan davaların hepsini kazandım. Ben “fahişe” lafı ettim; ama başörtülülere etmedim. 20 bin kişinin öldüğü deprem sonrasında pankartla, “7,4 yetmedi mi?” diyenlerin fahişe olduğunu söyledim ben. Bu fikrin fahişelik olduğunu söyledim.

Neden onaylamadığın fikirleri olan insanlara kızarken, cinsel içerikli hakaretler etme gereğini duyuyorsun?

Fahişelik bir meslektir. Toplumda saygı görmez tabii.

O nedenle hakaret anlamında kullanılır.

Elbette hakarettir.

Erkeklik vurgusu neden bu kadar baskın dile getiriliyor sende?

Hayır, baskın dile getirilmiyor. Türkiye’de kadın hakları ile ilgili en fazla yazı yazan da benim; ama Eren Keskin gibi acayip insanlar yüzünden sıkıntıya giren de benim. Ne demişim, “Gördüğüm yerde taciz etmezsem namerdim” demişim.

Onu taciz etmen şart mı yani?

Peki Eren Keskin, hanımefendi gibi oturmuş, çayını içerken, ben de bakmışım, bu kadının güzel bacakları var, ben de taciz etmezsem namerdim mi demişim, yoksa Eren Keskin Avrupa’da bir toplantıda yalan söyleyerek, ‘Türk ordusu binlerce kadını taciz ediyor’ dedi diye mi demişim bunu? Bunların bütün derdi, kadın hakları ile ilgili Avrupa fonlarından milyon dolarları cebe indirmek. Bunun için de Türk Ordusuna, Türk insanına hakaret edecekler.

Haklı olmak başka, hakaret etmek başka. “Hedeflerim arasında, şu Fatih Altaylı da, adam gibi adam diye anılmak var.” demişsin. Dindarlara, devrimcilere, memurlara, herkese hakaret eden birine bu paye kolay verilir mi?

Dindarlarla hiç problemim olmadı. Olsaydı, anneannem beni sevmezdi. Tanıdığım en dindar insandı. Kimsenin hakkını yemez, emekli maaşını fakir fukara ile paylaşır, bütün dini vecibelerini yerine getirirdi. Beni iyi bir Müslüman yapmak için müthiş bir çaba gösterir.

Yaptı mı, yapamadı mı?

Yapar yapamaz, kimseyi ilgilendirmez! Dinle ilgili meselelerimi kimseyle paylaşmam. Bunun hesabını da kendime veririm. Sonrasında da varsa bir İlahi güç, ona veririm. Benim dini kullanarak kendilerine siyasi, ekonomik çıkar elde etmek isteyenlerle bir kavgam var derseniz evet doğru. Ben siyaseti, insanların zaafını kullanarak kendilerine çıkar elde etmek isteyenlerle kavga ediyorum. Zaten gazeteci işi kavga kardeşim. Ben barış elçisi değilim. Biz kavga etmek için varız. 19 yıllık mesleğimin 15’inde kavga etmişim.

Sana yapılan eleştirilerden hiç mi etkilenmiyorsun?

Türkiye’deki kavga ortamından ve kendimle ilgili eleştiri-

lerden bir kısım dersler alarak bir yıldır kimseyle kavga etmedim. Tayyip Erdoğan’ı, Recai Kutan’ı, Deniz Baykal’ı ağırlıyorum, sorulmadık tek bir şey bırakmıyorum ama kavga etmiyorum. Ama bu sefer de “Satılmış, düzene ayak uydurdu. Çanakçı mı?” diye yazdılar benim için. Öyle de yapsanız yaranamazsınız, böyle de yapsanız yaranamazsınız.

Biraz yumuşadığın belki doğru; ama temel içgüdü saldırganlık sende. Ve saldırganlık, korkuyu maskelemek için vardır çoğu kez.

Tabii, sen korkmuyor musun Türkiye’nin geleceğinden? Ben korkuyorum. Türkiye’de din devleti kuracaklar, kurulsun mu? Türkiye’yi soyup soğana çevirecekler ki, çevirdiler. Çevirsinler mi? Tabii ki korkuyorum. Sen yarından korkmuyor musun?

Korkmuyorum.

Korkmuyorsan ya şuursuzsun, ya da o zaman bu ülke iyidir de kimse görmüyor.

Bak aynı görüşte olmayınca hemen damgalıyorsun. “Şuursuz” senin kendini tanımladığın kelimelerden biri. Ayşe Arman’a verdiğin röportajda, “Benim kadar şuursuzca davranan başka biri var mı?” diyorsun orada.

Ben tabi ki, şuursuzca davranıyorum. Çünkü geleceğimi kurtarmak istiyorum. Kızımın iyi bir Türkiye’de büyümesini, yarın iş bulabilmesini, aldığı eğitimin karşılığı olan parayı kazanmasını istiyorum.

Bunu herkes istiyor Fatih. Ama senin “yoğurt yiyişin” beğenilmiyor.

Ama ben yoğurdu nasıl yersem yiyeyim beğenilmiyorum. Yani istiyorlar ki Fatih Altaylı yoğurt yemesin bu ülkede. Benim bir tek siyasetçi arkadaşım yok. İşadamı arkadaşım yok. Ben de giderim, Halis Komili ile beraber yalının bahçesinde viski içeriz, purolarımızı da yakarız. Kardeşim ne olacak bu ülkenin hali deriz. Ben de Mesut Yılmaz’la seyahate gidebilirim. Amerika’da birbirimizi okkalarız. Siyasetçilerle zamparalık yapan gazeteciler var, niye kimse onlara bir şey demiyor?

Tamam, sinirlenme. Hız düşkünlüğüne gelelim. Deli gibi spor yapıyorsun. Her yerin kırık dökük bildiğim kadarıyla. Anormal bir tempoyla çalışıyorsun. Radyo, Tv, gazete, bir işten ötekine koşuyorsun. Bütün bunlar kendine dönük de bir saldırganlığın olduğunu düşündürtüyor. Kendine acıtma isteğin mi daha baskın?

Şimdi bu röportajı bir psikiyatrla yaptığımı düşünseydim, ona göre hazırlardım burayı. Yani bir yatak koyardım ve konuşurdum. Şimdi insanda aktif yaşama ihtiyacı her zaman vardır. Bunun psikolojik bir hastalık olup olmadığını şimdiye kadar öğrenmedim. Çok huzur dolu bir adamım. Neşeliyim, keyfim yerinde. Her işi iyi yapmayı seven bir insanım. Bu ruhsal bir rahatsızlıksa, tedaviye ihtiyacı varsa, söyleyeceksiniz, buradan çıkışta tedavi olacağım.

Meseleyi nasıl da uçlara götürüyorsun. Kendinle ilgili, barışık olmadığın bir şey mi var? Ben ruhsal rahatsızlık demiyorum.

Söyle dedin: Kulakları uzundur, kuyruğu vardır, sırtına semer vurulur, ai ai der. Ben dedim ki “Bu eşektir”. Sen dedin ki, ben buna eşek demedim. Peki sen eşek demedin, ben adını böyle koydum, ben dedim ki ben eşeğim.

Hayır, ben eşeği değil, aksine çocuksu bir kişiliği tarif ediyorum.

Ben hakikaten koca bir çocuk olduğumu kabul ederim; ama kendimi acıtmak gibi bir derdim yok, mazoşist değilim. Sadist de değilim. Sadece yaptığım işi iyi yapmaya çalışıyorum.

Galatasaraylılar Derneği’nin bir seçiminde, sanırım, arkadaşlarını, oy vermeye çağıran insanları engellemek için çatıya çıkıp telefon kablosunu kesmişsin. İşte çocuksu kişiliğin en tipik örneği.

Evet. O zamanlar, Galatasaray seçimleri eğlenceydi bizim için. Baktık, telefonla adam çağırıyorlar, “Çağırmayın bu meseleye sahip çıkmayan adamları, ne gerek var. Telefonla adam mı çağırılır?” dedik. O zaman cep telefonu yok. Ayı Ethem vardı, dedi ki, telefonu keselim o zaman. Çıktık çatıya telefonu kestik ve çağıramadılar.

Gazetecilerin kendi patronları ile ilgili olumsuzlukları yazamaması, bulundukları postları korumanın bir bedeli midir?

Aydın Doğan’ın pisliklerini buldum, yazamadım diye bir şey söylemiyorum. Aydın Bey “Bulduğunuz zaman yazın” diyor; ama ben biliyorum ki, yazılmaz. Kolay bir şey değildir. Bu da çok normaldir. Herkesin topluma karşı borcu var. Bütün muhasebeciler çıkıp diyecek ki, “Bizim iş yaptığımız şirketler, şu kadar vergi kaçırdı.” Yani herkes açıklayacak ki biz de dönüp, arayalım, bulalım, varsa açıklayalım. Herkes kendi pisliğini örtüyor. Kimse çok dürüst değil. Herkes dürüstlüğü karşısından bekliyor. Hakikaten çok çirkin şeylerle karşılaşsam zaten ayrılırım. Yani Aydın Doğan bugün Amerika’ya Türkiye’yi peşkeş çekiyor da biz de aman işte bu ay da maaşı doğrulttuk, tamam gitsin mi diyoruz? Aydın Doğan müesseselerinde hiçbir illegalite yok.

Sen sanki patronun gözünde “en ziyade müsamahaya mazhar” yazarsın, tetikçiymişsin gibi bir izlenim var.

Keşke, dedikleri kadar Aydın Doğan’a yakın bir adam olsaydım da (Gülüyor), bundan dolayı üç beş kuruş daha fazla para alsaydım. Aydın Doğan’a en uzak adam da benim. Çünkü ben sevmem patrona göre davranmayı. Patrona karşı insanlar biraz daha farklı davranırlar. Biraz daha saygılı, el pençe divan. Ben ağzına geleni rahat söyleyen bir insanım. Hoşlanır, hoşlanmaz. Kızar kızmaz, çekinirim ben. Onun için Aydın Bey’in yanında değilim, düşünüldüğü kadar.

Peki diğer yöneticiler nasıl Fatih?

Yani Ertuğrul Bey’le Aydın Bey bir aradayken, ben yanlarında değilim, bilemem. Ama benim üslubumda değildir herhalde. Zor iştir patron manage etmek. Aydın Bey de tam tersine bana “Ya çok sert gidiyorsun, bu davalar ne olacak falan.” diyor.

Yine de Fatihçiğim, bu görevleri, bu kadar uzun yıllar devam ettirebilmen için, entrika bilmen lazım, cambazlık bilmen lazım.

Böyle değil. (Gülüyor) Zaten bir gün foyam ortaya çıkacak. Şimdi herkes, beni birinin adamı zannediyor. Herkes bana güç vehmediyor. Kimi diyor ki, bu MİT’in adamı, bu askerin adamı, bilmem kimin adamı. Şimdi öyle olunca da bu şayialar karşısında, herkes sizi bir şey zannediyor. Bu da benim işime yarıyor.

Öyleyse bu yükselişi neye bağlıyorsun?

Biraz ekonomik düşünmek lazım. Ben zaten Doğan Grubu’ndan bir maaş alıyorum, zaten bir makam otomobilim var, Doğan Grubunun yıllardır içindeyim. Bana, “Gel şuraya geç, sana bir milyon dolar transfer parası, aydı 50 bin dolar maaş, altında Mercedes bir araba”, demeyecekler ki, “Sen zaten bizden maaş alıyorsun, bunun üzerine, atıyorum, yüzde 30 bir zam yaparız.” diyecekler. Benim yerime mesela Ali Kırca gelse, birkaç milyon dolar der. E ben?

Çok mu ucuza mal oluyorsun patrona?

Çok daha ucuza maliyetim. Patron da biliyor ki, benim bir ilişkim, bilmem neyim yok. Kadrolarını düzgün birine veriyor. Olamaz mı yani?

Ne olmuş yani. Daha evvel de Tuncay Özkan’a emanet etti ki senin gözünde makbul değil. Hata mı yaptı Aydın Doğan?

Hayır, hata yapmadı. Tuncay Özkan’ın kendini güçlü hissetmek için gerek duyduğu şeylerle, benim kendimi güçlü hissetmek için gerek duyduğum şeyler farklı. Tuncay Özkan yerini koruyabilmek, güçlü görünmek, daha sağlam basmak için ilişkilere güvendi. Benim böyle ilişkiler ağım yok. Ben çalışmama, dürüstlüğüme güvenirim. Borçlanmamaya, hayat standardımı işsiz kalırsam, sürdüremeyeceğim seviyenin ötesine taşımamaya çok dikkat ederim. Şimdi Aydın Bey beni kovarsa ve ben iki sene iş bulamazsam, standartlarımda düşme olmaz.

Çünkü babadan gelen bir zenginliğin var.

Ben yıllardan beri babamdan para almam. Bir geçen sene ev almak için borç aldım, onu da inşallah ilk fırsatta ödeyeceğim. Ben aldığım parayla geçiniyorum. Standart bir yaşantım var. Bu koltuktan şimdi kalkıp giderim, beni hiç ilgilendirmez, böyle bir bağlılığım yok. Hatta dün bile, dedim ki, niye bu işleri yapıyorum? Evime gideyim, kızımla oynayayım.”

Ama bu işi seviyorsun. Bunun verdiği müthiş bir güç var.

Bakın, bu güçle benim hiçbir alakam yok ki. Ben çok çalışıyorum. Buranın gücünden faydalanmıyorum.

İddialı konuşmayı seviyorsun. Bir röportajda yaptığın patlıcan salatasını tarif ederken bile “Dünyada benden iyi kimse yapamaz.” diyorsun. ‘Kimsenin aklının ermeyeceği kadar huzurluyum.’ diyorsun. Kendini bu kadar vurgulaman, kendinden nefret ettiğini düşündürüyor bana. Sürekli özgüveninin altını çizme telaşı var sende.

”Patlıcan salatasını dünyada en iyi ben yaparım” dememin, özgüven eksikliği ile ne ilgisi var? Benim damak zevkim bu. Ben öyle bir patlıcan salatası yaparım ki, içine dibim düşer ve dünyada hiçbir yerde yediğim patlıcan salatası bana o kadar lezzetli gelmiyor. Kimse benden iyi yapamaz.

Patlıcan salatana bir şey dediğim yok, ben iddiacı bir üslubun altını çiziyorum.

Ben iddiacıyım tabii. Birisi çıksa, ben daha güzel yaparım dese, onun yaptığı bir boka benzemez. Dünyada en iyi patlıcan salatasını ben yaparım evet. Ha, muazzam huzuruma da sizin aklınız ermez; çünkü aklınız fesatlığa erer.

Baban nasıl biri, ne iş yapıyor?

Hiçbir iş yapmıyor.

Ha rantiye olduğu için.

Babam çalışmaz. Gayet iyi bir insandır, iyi bir eğitim almıştır, doğru düzgün bir adamdır. Hukuk okudu; ama bununla ilgili bir şey yapmadı. Herhalde paraya ihtiyacı olmadığı için. Siyasete çok meraklıdır; ama siyasete girmedi. Bir dönem CHP’de Van Gençlik Kolları başkanlığı falan yapmış.

Baban senin gibi sert mizaçlı biri mi?

Babam içe dönüktür. Az konuşur ama öz konuşur. Annem daha dışa dönüktür, daha gevezedir. Babam daha tipik Osmanlıdır. Duygularını, öfkelerini belli etmez. Daha kontrollüdür.

Fatihçiğim, 0–6 yaş, kişiliğimizin temelinin oluştuğu bir dönem. Sen kendi tahlilini yap, böyle “savaşçı” olmanda çocukluğundan kalan ne var?

Kapıcımız tecavüz etti! (Kahkahalar)

Yok canım, daha neler!

Ben hakikaten çok düzgün bir ortamda büyüdüm. Çıkar ilişkileri yoktu bizim evde. 12 Mart darbesi olmuş, babam Demirel’e söverdi, 74 seçimleri olmuş, babam Ecevit’e söverdi. Ben bunu gördüm yani. Babam, ailem sürekli olarak, siyasette yapılmış yanlışlara, ahlaksızlıklara kızan, öfkelenen ve bu adamların Türkiye’yi boka götüreceğini düşünen bir ortamda büyüdüm ben. “Bu namussuzlar Nurcularla yürüyor” falan derdi. Benim dedem çok Müslüman bir adamdı; ama camiye gittiğini görmedim. Evde namaz kılardı. Hiç göstermezdi namaz kıldığını. Babam hacca gitti geldi, namaz kılan, yardımlaşma derneklerinde çalışan, oralara para veren biriydi, hâlâ da öyledir.



E-Posta: n.akman@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Röportaj

> (10.08.2002) - Fatih Altaylı: MİT beni Ankara’da sorguya çekti

> (04.08.2002) - Muhafazakâr kesimde gardırop inkılabı oldu

> (03.08.2002) - Hekimoğlu İsmail: Anam olsaydı, başımı göğsüne koyar ağlardım

> (28.07.2002) - Futbol yorumcusu Erman Toroğlu: Boş zamanlarımda boş gezerim, mis gibi uyurum

> (21.07.2002) - İşadamı Ali Şen: Uzan, Nuriye Akman’ın karşısına çıkmazsa politika yapamaz

> (14.07.2002) - DSP’li 9’lardan Prof. Dr. Cengiz Güleç: Özkan hiçbir zaman Ecevit’in oğlu olmadı

> (13.07.2002) - Gülben Ergen’den Hülya Avşar’a: Beni alkışlamayı öğrenecek

> (07.07.2002) - Halit Akçatepe: Türkiye’nin kültürü tiyatrodan anlayacak kalitede değil

> (06.07.2002) - Biri kaplumbağaları gözetliyor





Zaman'da Bugün
11 Ağustos 2002


Zaman Spor

Röportaj

Anadolu Finans Kurumu


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.