İyi ki Türkler geldi dedirtelim
Yusuf Bey, Belçika’nın bir kasabasında ailesiyle yaşıyordu. Anadolu’nun güzelliklerini yanlarında taşıyan bu aile çevrelerindeki bütün komşular ile çok güzel münasebetler içindeydi. Tabii Belçikalılarla da... Komşularının hastalık ve sıkıntılı durumlarında hemen evlerine koşarlar, ilgilenirler; yapabilecekleri her şey için üzerlerine düşenleri yerine getirirlerdi. Hele bir komşuları vardı ki, onların kızları Letisya, Hatice’lerinden hiç ayrılmaz, kendi evlerinden çok bu Türk ailenin yanında kalırdı. Hatice ile onu eşit görürler, ikinci bir kızları gibi ondan hiçbir şeyi esirgemezlerdi. Evlerindeki geçimsizlikler, kavgalar, gürültüler zaten Letisya’yı Haticeler’in asude yuvalarına yönlendiriyordu. Sıcak, yumuşak cazip bir yuvadan başka çocuklar ne ister ki?..
Bir gün Yusuf Beyler’i Letisya’nın vaftiz törenine davet ettiler. Onlar da ailecek bu törene katıldılar. Papazlar kilisenin arka tarafında başörtülü bir hanımı ve Müslüman bir Türk aileyi görünce çok memnun oldular. Bir ara Letisya’yı kürsüye çağırıp bir şeyler konuşmasını istediler. Letisya ailesine ve oradaki görevlilere teşekkür ettikten sonra “Müsaade ederseniz bazı şeyleri söylemek istiyorum. En başta ben bu törenden kusura bakmayınız ama hiçbir şey anlamadım. Üç tanrı meselesine ve bunların aslında bir olmasına bir türlü akıl erdiremiyorum. Hatice’nin Allah dediği tek tanrı bana daha uygun ve daha sevimli geliyor. Annem babam getirdiği için buradayım. Yaşım 12. Ama 18 olunca kendi inancımı seçeceğim... Yusuf amcaları daha çok seviyorum. Bizimkiler evde devamlı kavga ediyorlar. Evimizin hiç tadı yok. Kalmak istemiyorum. Zaten çoğu zaman bu komşularıma gidiyorum. Onlar da beni her zaman yemeğe davet ediyorlar. Yusuf amca ve hanımı beni kendi evlatları gibi seviyor.” dedi.
Annesi “Kızım, eğer bu kadar istekli isen 18 yaşına kadar beklemene lüzum yok; seçimini hemen yapabilirsin.” dedi.
Cenab–ı Hak: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülalelere ayırdık.” (Hucürat suresi, 49/13) buyurdu. “Li teârefû” yani “Tanışıp birbirinize sahip çıkasınız diye” ifadesi bize bütün insanlarla tanışmamız mevzuunda bir yol göstermektedir.
Bunu anlayanlar kendi çaplarında bir şeyler yapmaya başladılar. Hollanda’da bir insanımız, evini bir başka mahalleye taşırken, Türk ve Hollandalı bütün komşularına bir veda yemeği veriyor. Bütün komşuları bir araya getiriyor ve kendi güzel kültürümüzle ilgili yemeklerimizi ve göreneklerimizi sergiliyor. Bir Hollandalı “Çok teşekkür ederim... Ben daha kendi kapı komşum bir Hollandalı ile bile tanışmamış, oturup bir çay içmemiştim. Siz bizi çok daha geniş çapta komşularımızla tanıştırdınız.” diyor. Bu aynı insanımız taşındığı yeni mahallesinde de bütün komşularını yine tanışma yemeğine davet ediyor. Yine Hollandalı bir komşusu “Emin olun senelerdir ben bu mahalledeydim; ama bizim bir arkamız olan şu sokaktan geçmemiştim. Teşekkür ederim. Siz beni burada oturanlarla da tanıştırdınız.” diyor.
Bir başka insanımız Almanya’da kar yağınca, hem kendi kapılarının önündeki karları hem de iki yanlarındaki komşularının karlarını kürüyüp temizliyor. Sonra da kendi arabasının üzerindeki karları temizlemeye başlıyor. Bir de bakıyor. Bir Alman arabasının camlarını temizliyor. “Hayrola?” diyor. Alman ona “Ben sizin evin karşısında oturuyorum. Senin, komşularının evlerinin önlerini temizlediğini gördüm çok hoşuma gitti. Ben de sana yardım etmek için arabanın camlarını temizliyorum.” diyor.
Bir arkadaşımız dedi ki: Bir Alman arkadaş “Bizim mahallede bir komşumuzun hanımı var, bizim hanımla üç saat hararetli hararetli konuşuyorlar. Öyle bir muhabbet, öyle bir muhabbet ki, insan gıpta ediyor. Ama Türk komşumuz tek kelime Almanca bilmediği gibi, bizimki de hiç Türkçe bilmiyor. Nasıl anlaşıyorlar bir türlü anlamıyorum.” diyor.
Bu tanışma ve görüşmeler kaynaşmalara vesile oluyor.
Avusturya’da Hollanda’da ırkçı partiler iktidara yürüyor. Fransa’da yabancıların oyları ile ırkçılar kaybetti; ama yabancı oylar olmasa idi, ırkçılar yüzde otuzların üzerinde oy alıp iktidara yürüyeceklerdi. Bu ilerisi için hiç iyi değil... Onun için insanımız, kendi güzellikleri ile bu mozaik içinde en güzel şekilde yerini almalı, eğitimle, üretken gençler yetiştirerek “Ne iyi oldu da Türkler ülkemize geldiler!..” dedirtmelidir.
13.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.aymaz@zaman.com.tr
|