Tüketici, ne kadar şuurlu olursa menfaati ile örtüşen parti grubu da o oranda güçlenip toplumda onun temsilcisi oluyor. Siz de bu gücü kullananlardan olun, olur mu?
Benelüks ülkeleri ve ABD’de gelişen tüketici hareketi ülkemizde henüz oluşmaya başladı. Tüketici bilinci, öncelikle ferdin şuurlanması, neticesinde ise ekonominin canlanması ile ilişkili. Artık ekonomik gücü denetleyen bir tüketici var günümüzde.
Aynı tüketici, siyaseti denetleme gücüne de sahip aslında. Fakat işler Türkiye’de bu şekilde işlemiyor henüz. Tüketici, oyunun gücünü fark etmiyor. Ama iş eleştirmeye geldiğinde vargücüyle bütün siyasi partileri yerden yere vuruyor. Peki çözüm bu mu?
Belli ki son iki buçuk ay bu sorularla yatıp kalkacağız. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye seçim sath-ı mailine girdi. İktidar partileri bundan sonraki yatırımlarını ülke yerine seçim için yapmaya başladı bile.
Geçtiğimiz günlerde hiç alanım olmamasına rağmen seçimlerle ilgili iki sütunu dolduran yazı yayınlamıştım. Bu yazılardan sonra siz okurlarımdan ilginç eleştiriler aldım.
Kimisi şirketlere yönelik yazdığım yazılar gibi seçim yazılarının da “hard” olduğunu öne sürdü. Kimileri de duygularına tercüman olduğumu iddia ederek bana “gaz” verdi.
Şimdi bu gazdan sonra yeni bir seçim yazısı yazmak “vacip” oldu! İşin aslı şu; birçok okur ve yakınım, hangi partiye oy vereceğimi soruyor. İşin gerçeği, bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum aslında. Bildiğim bir şey var; o da menfaati gözetme yöntemi.
Geçen mahalli seçimlerde, annem hangi muhtar adayına oy vereceğini sormuştu. Ben de ona kısa ve öz bir cevap sundum; “Şu köyün yolunu kim tamir ederse ona oy ver.”
Evet aslında bu, basit bir yöntem. Özellikle ABD başkanlık seçimlerinde çok uygulanıyor. Başkan adayı toplumun önemli yarasını tamir edecek bir konuyu ön plana çıkartıyor. Sorunu çözeceğine dair parti programını seçmeniyle paylaşıyor.
Bu yöntem aynı zamanda insanlara ideolojik tercihler yapma yerine toplumsal çözümlere ulaşma yönünde de önemli mesafe kazandırıyor.
Mesela geçen yıl kredi kartı faiz oranları ile bankalardan tüketici kredisi alan milyonlarca vatandaş zor anlar yaşamıştı. Bu insanların bir kısmı intihar, bir kısmı da iflas ederek işyerlerini kapatmak zorunda kaldı. Bankalara taksit ödeyen bu seçmenlerin oy vereceği kriter basit. Kredi kartı ile ilgili faiz oranlarını hangi parti programına taşımış? Ölçü bu olmalı.
Bu yöntem seçmen tarafından geliştirildiğinde partiler de artık seçmenin karşısına daha programlı çıkmak zorunda kalacak. Yani oy kullanırken birçok hikmet aramanın ne ülkeye ne bize menfaati yok aslında. “Benim ideolojim kazansın” dönemi bitmeli artık.
Biz hâlâ örgütlü tüketici olamamanın ezilmişliğini yaşıyoruz, maalesef. Bunu güzel bir şekilde özetleyen rahmetli Üzeyir Garih, “Tüketen, beğenmediğini söyleyebilmeli.” derdi.
ANAP Milletvekili Bülent Akarcalı da bir defasında “Eli kalem tutan her insan en az ayda bir kez, bir sorununu mektupla ilgili yerlere yazmıyorsa şikayet etmeye hakkı yok.” demişti.
Türkiye’de rey’in gücü henüz yeni ve yavaş anlaşılıyor. Oysa bu durum, Batı ülkelerinde çok daha önceden başladı. Sanayi devrimi ile birlikte gündeme yoğun biçimde gelen “bireyin özgürlüğü”, daha sonra sermayeye karşı onu koruma ihtiyacı bireyi güçlü kıldı. Çünkü bilinçli insan grupları, iktidarı elinde tutan gücü daima denetleyebiliyor.
Bu aktif güç ne kadar şuurlu olursa menfaati ile örtüşen parti grubu da o oranda güçlenip toplumda onun temsilcisi oluyor. Siz de bu gücü kullananlardan olun, olur mu? Çünkü demokrasi böyle söylüyor.
|