Bir Derviş hikayesi ya da turnusol kağıdı
Derviş nihayet kararını verdi. YTP’ye gitmeyeceğini ve Baykal’la birlikte hareket edeceğini açıkladı. Zaten Baykal, Derviş ve arkadaşları için ayrı bir otobüs bile hazırlamıştı. Siz bu satırları okurken, onlar hep birlikte Hacıbektaş yollarına düşmüş olabilirler. CHP, artık Atatürkçü–IMF’ci politikalarıyla halkın teveccühünü kazanacaktır, inşaallah (!).
Kemal Derviş son aylarda tam bir turnusol kağıdı vazifesi gördü. İlginçtir, şu anda, Meclis’te temsil edilen partilerin neredeyse tamamı Kemal Derviş’ten yana. Onu bir kurtarıcı olarak görüyorlar. Derviş, IMF’nin Türkiye’deki tahsildarı veya haciz memuru olduğuna göre, bütün partiler de IMF politikalarından yanalar. O zaman bu kadar partiye ne gerek olduğunu defalarca ve haykırarak sormak gerekmez mi?
‘Para sihirbazı’ namıyla maruf George Soros’un bile, IMF politikalarının, uygulandığı her ülkeyi felakete sürüklediğini söylediği ve üstüne basa basa Türkiye örneğini verdiği bir dönemde, bütün partilerin ve onların sayın liderlerinin (Baykal, Erdoğan, Cem ve diğerleri) Derviş’e bel bağlamaları tam bir ibret vesikası gibi gözümüzün önünde. Tabii ki, anlayanlar ve ibret almak isteyenler için.
Derviş bugüne kadar Dünya Bankası’nda pek çok ülkeden sorumlu olarak çalıştı. O ülkelerde uygulanan IMF politikaları da her defasında başarısızlığa uğradı. IMF politikaları ile ayağa kalkan ve kendine gelen hemen hemen hiçbir ülke yok. Buna rağmen Türkiye’deki sığ kafalı elit, organize yolsuzluk çevreleri ve onların siyasi uzantıları Derviş’e bir kurtarıcı olarak sarıldılar.
Aslında Derviş konusunda bütün partilerin (MHP hariç) gösterdiği bu tavırdan hareketle şu soruyu sormak lazım: Eğer Derviş varsa, o zaman siyasete ve bütün bu partilere ne gerek var? Herkes aynı IMF programını uygulayacağı konusunda yemin billah ettiğine göre, Derviş’i ithal edip, bütün yetkilerle donatılmış bir nevi diktatör haline getirsek ve siyasilerin masraflarından kurtulsak olmaz mı? Eğer Derviş’e katlanacaksak, bu kadar lidere, bu kadar partiye ve bu partilerin birinden ötekine ‘birikim’ taşıyan (!) siyaset travestilerine neden tahammül gösterelim? Daha da ileri gidelim: Derviş IMF talimatlarını yerine getirdiğine göre, herhangi bir IMF memuru da bu işi yapamaz mı? Pek tabii ki yapar. Dolayısıyla masraflı hale geldiği zaman ona da gerek kalmaz ve yirmili yaşların ikinci yarısındaki bir IMF memuruna Türkiye’yi teslim ederiz. Olur biter. Zaten bizim enteller de globalleşmeyi böyle yorumluyorlar.
Derviş, Türk siyasetinin iflasının açık bir belgesidir. Bir buçuk yıllık icraatında IMF talimatlarından başka hiçbir şey yapmayan, bu memlekete ait hiçbir haslete sahip olmadığı her halinden belli olan haciz memuru Türkiye’ye bu gerçeği öğretti. Dolayısıyla hayırlı bir iş yaptı.
Bu kafa bozukluğu ve dezenformasyon ortadan kalkmadan, Türkiye bir yere gidemez. Globalleşmeyi reddetmeyen; bunu bir veri olarak alan; ama, bundan nasıl faydalanacağı üzerine hesap yapan milli–ulusalcı kafalar devreye girmeden varacağımız yer, 2001 Şubat’ında tosladığımız kalın duvar olacaktır. Şu anda Derviş’e her manada destek veren, kendi toplumuna yabancılaşmış sermaye bile, zamanla pişmanlık duyacaktır; zira bu politikaların sonu, onların ellerindeki işletmelerin de yok pahasına yabancı sermaye tarafından satın alınmasıdır. Arjantin ve Meksika’da neredeyse bütün bankaların ve finans sektörünün ‘global sermaye’nin elinde olduğunu bu adamlar hâlâ kavrayamadılar. Derviş’in herhangi bir partiye getirisi olacağı ise şüpheli. Bunu Baykal’ın seçimlerde elde edeceği sonuçlarla yakında göreceğiz.
16.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.unal@zaman.com.tr
|