AK Parti gerçeği
Bütün anketlerde AKP birinci parti çıkıyor. Yüzde 10’luk seçim barajını aşma sıkıntısı olmayan tek parti de AKP. Türkiye genelinde 550 milletvekilliği için daha şimdiden 12 bin adayın başvurduğu parti de AKP.
Fazilet Partisi çizgisinin devamı Saadet Partisi olduğuna göre AKP hangi seçmen tabanından destek alıyor? FP tabanının en az yarısı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’ye oy verecek. Ama AKP asıl seçmen desteğini bugünkü koalisyonu oluşturan partilerin tabanından alacak. DSP, ANAP ve MHP’ye geçen seçimde oy verenlerin önemli bir kısmı şimdi AKP diyor.
Sözün kısası bugün Türkiye’de bir AK Parti gerçeği var.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), muhaliflerin ittifak arayışlarıyla engellenebilir mi? Recep Tayyip Erdoğan’ın ekim ayındaki mahkemeleri veya Yüksek Seçim Kurulu’nun Sayın Erdoğan hakkında aday listelerinin kesinleşmesi sırasında vereceği olumsuz karar AKP oylarını nasıl etkiler?
Görünen o ki, bu saatten sonra AKP aleyhine düşünülebilecek her hamle veya alınacak her karar AKP’yi küçültmez, büyültür. Zaten bugüne kadar mağdur edilmiş insanların daha da mağduriyeti seçmeni büsbütün kararlılığa itecektir.
AKP gerçeği, aynı zamanda 4 Kasım’da tek başına bir AKP iktidarıyla uyanabileceğimiz anlamına da geliyor. Bu, Türkiye için Refahyol dönemine benzer bir gerilimin de başlangıcı olur mu?
Başta Sayın Erdoğan olmak üzere AKP yöneticileri bu konuda büyük hassasiyet sergiliyorlar. Sütten ağzı yananın yoğurdu üflemesi gibi bir hassasiyet bu. Bu hassasiyetin daha fazlasını istemek AKP’ye “kendini inkâr et” demek olur.
Sayın Erdoğan’ın, Ali Kırca’nın NTV’deki programında “başörtüsü sorunu birinci önceliğimiz değil” ifadeleri, “Değişmedim, geliştim. Meselâ artık IMF ve Dünya Bankası politikalarına başka gözle bakıyorum.” itirafı, sözünü ettiğimiz hassasiyetin sonucudur. Nitekim AKP’nin 1. kuruluş yıldönümünde Anıtkabir’e gidilmesi ve özel deftere “gerçek anlamda laiklik” için vurgu yapılması, Sayın Erdoğan’ın toplumu germeme konusundaki kararlılığını yansıtmaktadır. Sayın Erdoğan’ın en çarpıcı ifadeleri ise 1. kuruluş yıldönümü törenindeki şu sözleridir:
“Gerekirse kendimiz bedel ödeyeceğiz; ama milletimize bedel ödetmeyeceğiz...”
AKP gerçeği, hem “muhafazakâr demokrat” olma iddiasındaki uzlaşmacı yeni siyasi kadroları, hem de onlara hâlâ kuşku, hatta husumetle bakan etkili çevreleri tarihî bir sınava sokuyor.
Son günlerdeki katılımlara rağmen AKP’nin Türkiye’nin bütününü kucaklayacak “büyük buluşma”yı sağlayamadığını AKP’ye yakın arkadaşlar da söylüyorlar. Milletvekili aday listelerinin hazırlanması esnasında bu zaafın telâfisi yoluna gidilebilir.
Bütün bunlara rağmen AKP’ye ters bakanların sandığa doğru giderken sessiz kalmayacağını iddia edenler de var. Bu iddia sahiplerinin, en ılımlı “orta yol” formülü; “Tayyip Erdoğan’ın milletvekili adayı olamayıp AKP’nin başına Abdullah Gül’ün geçmesi”dir... Bu duruma duyulacak tepki, AKP oylarını artıracak ve AKP’nin tek başına iktidara gelmesini kolaylaştıracaktır.
Siyasi istikrar adına böyle bir sonucu olumlu bulanlar da var. Hatta bazı çevrelere göre ABD, bir AKP iktidarını özellikle 11 Eylül sonrası için İslâm coğrafyasında düşünülen “ılımlı, demokrat ve uyumlu” muhafazakâr iktidarlar için model oluşturma açısından önemli de bulmaktadır. Kulağımıza gelenler doğruysa, ABD yönetimi daha şimdiden, 4 Kasım sabahı sandıktan çıkacak sonuca, halkın iradesini yansıtacağı için herkesin saygılı olması gerektiği yönündeki mesajlarını göndermeye başladı bile.
Evet AKP Türkiye’nin bir gerçeği ve Türkiye’nin diğer gerçekleriyle iç içe. Dileriz 4 Kasım sabahı, yarınlar adına istikrar, huzur ve kalkınma umutları ile uyanırız.
16.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.gulerce@zaman.com.tr
|