Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

  Yorum

Hacı Bektaş Velî düşüncesinde sevgi ve hoşgörü

Hüseyin Özcan



Hacı Bektaş Velî, Türk sûfiliğinin en önemli kişilerinden biridir. 11. yüzyılda Ahmet Yesevî’nin öğretileri ile başlayarak gelişen ve Anadolu’ya taşınan tasavvûfî düşünce Hacı Bektaş Velî ile belirli bir temele oturtulmuş, yüzyıllarca Türk sosyal hayatının içinde varlığını korumuştur. Başlangıcı itibarıyla Türklere ait karakteristik özellikleri, hoşgörüye dayanan temel felsefesiyle Bektâşîlik, kitleler arasında kısa zamanda yayılmıştır.

Türk halk kültürü ve sosyal hayatı içinde Bektâşîlik anlayışının önemli bir yeri vardır. Başlangıcı İslâm öncesi inançlara kadar götürülebilen bu anlayış, zamanla gelişerek ve yaygınlaşarak Türk toplumunda kitleleri arkasından sürükleyen tasavvûfî bir akım haline gelmiş, zengin Türk sosyal hayatı ve tasavvûfî inanç mozaiği içerisinde popüler bir Türk tarikâtı olmuştur.

Türk kültür ve sosyal hayatı içinde Bektâşîlik, geniş bir coğrafyaya yayılırken sazıyla eski Türk hayatındaki ozan–baksıları çağrıştırır. Şiirini bir tebliğ vasıtası olarak kullanarak Ahmet Yesevî’nin yolunu izleyen Bektâşî şairleri, böylece tarikâtının âdâb ve erkânı için göz ardı edilemeyecek bir kaynak oluşturmuşlardır. Bektâşî toplulukları arasında okunan nefeslerle İlâhî bir boyut kazanan bu şiirler, günümüze kadar soluğunu devam ettirerek gelmiştir. Bektâşîliğin diğer anlayışlara göre daha fazla yayılması ve zamanımıza kadar bu anlayışın taşınmasında en önemli etkenlerden birisinin de bu anlayışının güçlü ve zengin edebiyatı olduğu bir kez daha görülmüştür.

Osmanlı zamanında fetihlerde büyük rol oynayan tasavvûfî şahsiyetler arasında Bektâşîler ön plana çıkmışlar, bu tanınmışlığın verdiği avantajla Bektâşîlik yeniçerilerin tarikâtı olmuştur. Osmanlı ordusuyla Rûmeli’ye yayılan Bektâşîlik bugün hâlâ oralarda etkisini sürdürmektedir.

Bütün insanlığı sevgi ile kucaklama

Bektâşîlik sevgi, barış ve hoşgörü üzerine kurulmuştur. Bu anlayış, inanç ve düşünce ayrılığı gözetmeden bütün insanlığı sevgi ile kucaklar. Dünya insanını bir ve kardeş bilir. Hacı Bektaş öğretisinde arslan ile geyik bir arada işlenerek, güvercin görünümünde ortaya çıkarak; barış, dostluk ve maddî temeller üzerine oturtulmuş bir sevgi anlayışı yapılandırılmıştır.

Hacı Bektaş Velî, Anadolu’da engin hoşgörüsü sayesinde insanların gönlüne girmiştir. Onun düşüncelerinde sevginin ve hoşgörünün çok ciddi bir yeri vardır. Kaynağını mensubu bulunduğu İslâm dininden alan bu sevgi ve hoşgörü kahramanı, Hz. Muhammed’in “Birbirinizi sevmedikçe gerçek mü’min olamazsınız.” sözünü düstur kabul ederek, yetmişiki millete aynı gözle bakmış, bütün insanlara karşı sevgi ve hoşgörü ile yaklaşmıştır.

Nefsini bilmek, benlikten geçmek, alçak gönüllü ve kanaatkar olmak, iftira, kıskançlık, kibir, haset, kin, dedikodu gibi huylardan uzak olmak, doğruluk, iyilik, yardımcı olmak, sıkıntıya tahammül ve sabır göstermek Bektâşî ahlâkının başlıca noktalarını oluşturur. Bektâşîler can yakmayı sevmediklerinden avcılık bile yapmazlar.

Bektâşî hoşgörüsü yalnız kendi din ve tarikât mensuplarıyla sınırlı değildir. Başka dinden kişilere de aynı hoşgörüyle bakılmıştır. Hacı Bektaş Velî, yörede bulunan Hıristiyanlarla da güzel bir diyalog kurarak onların gönüllerine girmesini bilmiştir. Hıristiyanlar ona büyük bir saygı duymuşlar ve kendisini “Aziz Charalambos” adıyla takdis etmişlerdir.

Hacım Sultan Velayetnamesi’nde “Hak Sübhâne Teâlâ, âdemin göğsünü hoşgörü nuru ile bezedi”. denerek bu duygu İlâhî hikmetle izah edilmektedir. Yine Bektâşî prensibinde “Kimsenin ayıbını görmeyen cana aşk olsun, ayıpları örtücü ol.” ifadeleri hoşgörü anlayışını yansıtan ifadelerdir. Ayrıca “incinsen de incitme, hiçbir insanı ve milleti ayıplamayınız”, “her ne ararsan kendinde ara” prensipleri de aynı anlayışı aksettirmektedir.

Hacı Bektaş Velî’ye ait “Besmele Şerhi” adlı eserde geçen Allah’ın buyruğu olarak aktarılan ifadeler Bektâşî bakış açısına kaynaklık etmektedir: “Yüce Tanrı buyurur: Benim sevgili peygamberim, söyle inananlara, gönül evlerini alçakgönüllülük, âşıklık süpürgesiyle süpürsünler. Hırsı, nasılı, niçini, ikiyüzlülüğü, hainliği, çekememezliği ve dedikoduyu süpürüp atsınlar. Yaptıkları kötü işlere pişmanlık duysunlar ve pişmanlık suyuyla yıkansınlar. Gizli işlerden vazgeçsinler. Sevgi sofrasını döşesinler, aşk başlarına vursun.”

Alevî–Bektâşî görüşünü benimseyen kimsenin hiddet ve şiddete karşı olması, nefsini ve kızgınlığını yenmesi, Dört Kapı Kırk Makam felsefesinin gereğidir. Alevî–Bektâşîler hiddete kapılarak şiddet gösterenlerin gönül kırmalarını “gönül kâbesini yıkmakla” bir tutarlar.

Hacı Bektaş Velî tarafından Makâlât adlı eserinde sistemleştirilen “Dört Kapı Kırk Makam” öğretisinde Hakikât Kapısı’nın birinci makamı “toprak olmak”tır. Toprak olmaktan maksat alçakgönüllü olmaktır. Bektâşî olmak şefkâtte güneş gibi olma, cömertlikte su gibi, alçakgönüllülükte toprak gibi, teslimiyette ölü gibi, örtücülükte gece gibi olmaktır... Bektâşî evvela kendini toprak etmeli, o toprağa mârifet tohumu ekmeli, tevhid suyu vermeli, gerçek orağı ile biçmeli, rıza harmanında dövmeli, şevk yeli ile savurmalı, muhabbet ölçeği ile ölçmeli, takva değirmeninde öğütmeli, edeple yoğurmalı, sabır fırınında pişirip yemelidir.

Makâlât’ta hakikâtin ikinci makamı yetmişiki milleti ayıplamamaktır. Bektâşî âdâb ve erkânında başkalarının kusurlarını görmeme ve tolerans yaygın bir özelliktir. Bektâşî, başkasının ayıbını yüzüne karşı veya başkasına söylemez.

Hacı Bektaş Velî tarafından sistemleştirilen Dört Kapı Kırk Makam anlayışında Hakikât Kapısı’nın dördüncü makamı “dünyada yaratılmış bütün nesnelerin kendisinden emin olmasıdır”.

Bütün bu hususiyetleri üzerinde taşıyan Bektâşî, Allah’tan korkması, teslimiyet anlayışı, eline, beline, diline sahip oluşu ve hoşgörüsü ile bütün nesneler için bir emniyet telkin eder. O, toprak olacak kadar yumuşak, kendini bilen, kanaat ehli ve edep abidesidir.

Bektâşî âdâb ve erkânınca kutsal kabul edilen “üç sünnet yedi farz” adlı birtakım kurallar vardır. Üç sünnetten ikincisi “kalbinden adaveti gidermek, kimseye kin ve kibir beslememek, kıskançlık etmemek ve hırsına uyup şeytana gönül vermemek”tir. Üçüncü sünnet ise “sözü Hakk’ın kudreti ola, kimseyle kavga etmeye, kimseye düşmanlık yapmaya” şeklindedir.

Bektâşî Erkânnâmesi’nde geçen şu ifadeler Bektâşî’nin hassasiyetini özetlemektedir: “Cenk cidal ehli olma, küçüğe izzet et, büyüğe hizmet, ölüye hürmet eyle. Bir kimsenin kusurunu görme, görürsen ört, iyilik eyle, örtemesen eksik eyle, dilin ile kalbin ile ört... Su gibi pâk ol, her dem alçağa ak. Eline, beline, diline pâk ol.”

Bektâşî talibi, ‘ayin–i cem’de mürşidinin önüne diz çökmüş ve eteğine yapışmış niyaz durumunda şu telkini alır: “Mürşidini pîrin varisi ve gerçek baban, rehberini gerçek anan bil. Yalan söyleme, haram yeme, gıybet etme, (arkadan dedikodu etme), şehvetperest olma, eline, beline, diline sahip ol, kibir ve kin tutma, kimseye haset etme, garaz, buğz, inat etme, gördüğünü ört, görmediğini söyleme, elinle koymadığın şeye yapışma, elinin ermediği yere el uzatma, sözünün geçmediği yere söz söyleme, ibretle bak, hilm (yumuşaklık) ile söyle, küçüğe izzet, büyüğe hürmet ve hizmet eyle, ikrarını saf eyle, Hakk’ı kendi özünde mevcut bil, erenlerin esrarına âgâh ol,…özünü bu yolda böylece sabit kadem eyle.”

İnsana olan saygı

Alevî–Bektâşî düşüncesinde insana olan saygı esasen Allah’ın yaratıklarının en şereflisi olan İlâhî emanet taşıyıcısı ve onun halifesi olması sebebiyle insanın hak ettiği ve etmesi gerekli bir ahlâkî davranıştır.

Görüldüğü gibi sevgi ve hoşgörü Alevî–Bektâşî inancının temel felsefesidir. Hacı Bektaş Velî’den günümüze dek değişmeden süregelmiştir. “Yetmişiki millete” aynı değerle bakan bu anlayışın mensupları günümüzde de aynı bakış açılarını devam ettirmektedirler.

Din, dil, ırk farkı gözetmeden bütün insanları bir olarak kabul eden ve kaynaştıracak olan sevgi ve hoşgörüdür. Bugün kültürlerin geldiği son nokta insana, insan olarak değer verilmesi, saygı duyulması gerçeğidir. Aynı hakikâti Türk tarihinde Hacı Bektaş Velî, Yunus Emre ve Mevlana bir ilke olarak yüzyıllar önce benimsemişler ve çevrelerine bu anlayışı yansıtmışlardır.

Alevî–Bektâşîliğin pîri olan Hacı Bektaş Velî, “Her ne ararsan kendinde ara, gönül ek gönül biçesin, düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın, incinsen de incitme, kendine ağır geleni kimseye tatbik etme.” sözleriyle sevgi ve hoşgörüyü Bektâşîliğin temel prensibi haline getirmiş “bir olalım, iri olalım, diri olalım” ifadeleriyle halkı birlik ve beraberlik içinde yaşamaya davet etmiştir.

Zaman zaman Türk sosyal hayatı içinde Hacı Bektaş Velî’yi pîr kabul eden farklı isim altındaki gruplar yaygın adlarıyla Alevî–Bektâşîler ile diğer Sünnî inanç sahipleri birbirinden farklı bir inanca sahip oldukları, kutsalları farklı olduğu gerekçesiyle karşı karşıya getirilmiştir. Gerek yazma eserler gerekse Bektâşî şiirlerini incelediğimizde temel inanç noktalarında uç farklar olmadığını görürüz. Zaman içinde, yazılı kaynaklarının olmamasından dolayı şifahî kültürle dinî inanç ve anlayışlarını sürdüren bir kısım Alevî–Bektâşî zümreleri Hacı Bektaş Velî’nin Makâlât’ında belirttiği “Dört Kapı Kırk Makam” anlayışında vurguladığı uygulamaya yönelik yükümlülüklerden uzaklaşmışlardır. Dört Kapı Kırk Makam’ın tamamının yansıdığı Bektâşî şiirlerinde ve yazma erkânname mecmualarında Sünnî anlayışın reddedeceği itikadî bir bakış açısı bulunmamaktadır.

Türk toplumunda asırlar boyu kardeşçe beraber yaşamış olan Alevî–Sünnî topluluklar, yakın tarihimizin seyri içinde yaşadıkları birtakım sıkıntıları unutarak inanç paydalarını oluşturan değerler etrafında birleşmeli ve gelecek nesiller için güzel ve güçlü bir diyalog örneği sergilemelidirler.

Yrd. Doç. Dr., Fatih Üniv. Öğr. Üyesi [hozcan@fatih.edu.tr]

16.08.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Bush, BM’den destek alabilir Dan Plesch (16.08.2002)

> Türkiye dönüm noktasında Sinan Aygün (15.08.2002)

> Uzlaşma “anti–ideoloji ideolojisi” mi? M. Şevki Aydın (15.08.2002)

> Kamusala bir farklı bakış Mustafa Aydın (14.08.2002)

> Mâli devletten iktisadî devlete geçebildik mi? Abdülkadir Buluş (14.08.2002)

> Hayatta ve din hayatında denge Mehmet S. Aydın (13.08.2002)

> Batı’nın petrol açgözlülüğü, Saddam alevini ateşliyor Anthony Sampson (13.08.2002)

> AB taraftarlarının bazı argümanları (12.08.2002)

> Oxford’da küresel İslam (11.08.2002)

> Seçim, siyaset ve Avrupa Birliği İhsan D. Dağı (11.08.2002)

> Soru işareti... Uğur Özakıncı (10.08.2002)

> Osmanlı: İnsanlığın son adası! Mustafa Armağan (10.08.2002)

> AB ve değişim dinamiklerimiz Hüseyin Bayçöl (09.08.2002)

> Siyasetsiz toplum Avrupa Birliği’ne av olur Mehmet Ali Kılıçbay (09.08.2002)

> İktidar ve yozlaşma Ahmet Kurucan (08.08.2002)





Zaman'da Bugün
16 Ağustos 2002


Zaman Spor

Yorumlar

Anadolu Finans Kurumu


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.