Müslüman’da komşu hakkı sigortası
Kafa ve gönüllere İslâm’ın ışık tuttuğu devirlerde insanlar daha mutlu ve umutluydular. Geleceğe hep umutla bakıyor, istikballerinden hiç endişe etmiyorlardı. Çünkü hayatta başlarına gelebilecek herhangi bir sıkıntı ve zorluğu karşılamada yalnız değillerdi. Birlikte yaşadıkları komşuları vardı. Şayet bir yokluk ve zorlukla karşılaşacak olurlarsa komşuları hep birlik olur, olayı beraber göğüsleyerek çare bulur, kolayca çözerlerdi.
Hatta böylesine bir komşuluk anlayışı bir bakıma komşuluk sigortasıydı. Her komşu ötekinin derdiyle yakından ilgilenir, geriden incelemeye aldığı komşusunun maruz kaldığı zorluğu, sıkıntıyı birlikte kolayca çözerlerdi.
Bundan dolayıdır ki komşu hakkı konusunda şu tarif oldukça dikkat çekmiş, ibretle söylenegelmiştir. Deniyor ki:
– Komşunun kusurunu arayıp açıklamak görev değildir. Ama ihtiyacını araştırıp çare bulmak bir görevdir.
Müslüman’ın komşusuna karşı böylesine bir görev hissi duyması, ilk Müslümanlarda gördükleri yardım ve dayanışmadan kaynaklanmıştır.
Bu hususta Rasûlullah’ı bir gölge gibi takip eden Hazreti Ali Efendimiz’den gelen bir örnek vardır ki, dünya durdukça duracak, insanlar da bu örneği okudukça okuyacak, hep ibret alıp hayret duyacaktır.
İsterseniz olayı özetleyerek sunayım sizlere.
Öyle ümit ediyorum ki, okuyunca, siz de benim gibi hayretle düşünecek, takdirle tefekküre dalacaksınız.
Son devrin İslâm hukukçusu Ömer Nasuhi Bilmen’in Osmanlıca eseri (Amelî ve Nazarî İslâm Ahlakı) kitabından özetliyorum tarihî olayı. Şöyle cereyan eder:
Komşu hakkı konusunda Rasûlullah’tan çok tenbih almış olan Hazreti Ali Efendimiz’in kapısını bir gün biri çalar. Hemen koşup kapıyı açınca komşusunu karsısında görüp buyur eder. Ne var ki komşunun içeriye girmeye niyeti yoktur. Çünkü titrek sesle derdini anlatmaya çalışmaktadır. Der ki:
– Birine borcum vardı, gününde ödeyemedim, şimdi de sert sözlerle istiyor alacağını. Lütfetseniz de bir miktar yardımda bulunsanız, borcumu ödesem.
Hemen elini cebine atan Rasûlullah’ın damadı, komşusuna istediği parayı hiç tereddüt etmeden verir. Komşu da hayır dua ederek alıp uzaklaşır. Ancak bundan memnun olması gereken Hazreti Ali’de beklenen görülmez de başlar gözyaşı döküp ağlamaya.
Bu defa merak eden hanımı sormaktan kendini alamaz da der ki:
– Sevineceğin yerde üzülüyorsun. Halbuki komşunun ihtiyacını karşıladın, görevini yerine getirmiş oldun.
– Hayır, görevimi tam yerine getirmedim, diyen Hazreti Ali Efendimiz, tarihe geçecek şu yorumu yapar:
– Şayet ben komşuma karşı görevimi tam yapacak olsaydım o bana gelmeden önce ben ona gidecektim. İhtiyacını o istemeden ben verecektim. Demek ki ilgilenmemişim, günlerce ihtiyaç içinde kıvranmış, nihayet kendi ayağıyla gelip istemek zorunda kalmış. Bu, ağlanacak bir ihmaldir.
Ne dersiniz böyle komşuluk anlayışına? İslâm, komşuları biribirine böyle mi sigortalamış? Hayatın zorluklarına böyle mi karşı koyuyorlarmış? Zaman olur ki hayali cihan mı değer?
Ne muhteşem sosyal dayanışma anlayışı bu.
17.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.sahin@zaman.com.tr
|