Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü tarafından yapılan bir araştırmada, Van’ın, deprem sırasında yıkıcı etkileri arttıran zayıf özellikteki zeminler üzerine kurulu olduğu belirtdi.
100. Yıl Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada, Van’ın olası bir depremde yıkıcı etkileri arttıran zayıf özellikteki zemin üzerine kurulu olduğu dile getirilerek, Van ve çevresindeki sismik aktivitenin son birkaç yılda ivme kazandığı belirtildi.
Türkiye son 60 yıl içinde depremlerin sebep olduğu can kayıpları açısından dünyada Çin Halk Cumhuriyeti, İran, eski SSCB ve Peru’dan sonra 5. sırada bulunuyor. Hasar yapan depremlerin ortalama tekrarlanma süresi dikkate alındığında ise ülkemiz ilk sırada.
Son 80 yılda ülkemizde önemli ölçüde zarar meydana getiren yaklaşık 60 deprem meydana geldi. Bunun son örneklerini Erzincan, Dinar ve son olarak 1999 Marmara depreminde gördük. Kötü beton ve kötü işçilikle yapılmış çok katlı binalar, şiddetli olmayan bir depremde yerle bir oldu. Depremlere hazırlıklı olmamamız kayıpları artırırken, Van’da olası depremde Üniversite Hastanesi dahil olmak üzere hiçbir sağlık hizmeti plan ve projelerin üretilmediği, Kızılay’a ve diğer sağlık kuruluşlarına ait kan deposunun bulunmadığı dikkat çekmekte.
Van’da şehirleşme adına belediyenin gerekli hassasiyeti göstermediğini belirten Vali Durmuş Koç, şehrin coğrafi ve fiziki güzelliğinin keşfedemesi gerektiğini kaydetti. Koç, bu konuda özellikle belediyeye görev düştüğünü anlatırken, “Van’da kaçak yapılar çoğunlukta, inşaatlar kontrol edilmiyor, her yer kulübeden ibaret.” dedi. 100. Yıl Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ümit Tolluoğlu, 2000’in kasım ayından bu güne kadar Van’da yoğunlaşan bir deprem aktivitesinin bulunduğuna işaret ederken, “Van şehir merkezi ve çevresinde yoğunlaşan ve yıkıcı depremlerin habercisi olabilecek mikrosismik aktivite artmasının saptanabilmesi için her sismik aktivitenin doğru lokasyonlarıyla birlikte çözümlenebileceği bir sismik ölçüm ağının mutlak suretle kurulması gerekmektedir.” dedi. Van’da en yıkıcı depremin 7.3 ile 7.6 şiddetinde gerçekleştiğini belirten Tolluoğlu, “1976’da Çaldıran Fayı üzerinde yıkıcı deprem meydana geldi. Yapılaşmanın günümüze göre çok daha az ve az katlı olduğu o dönemde dahi, söz konusu depremde 3 bin 840 vatandaşımız hayatını kaybetti. Bugün öyle bir deprem olsa akıbetimiz ne olur bilinmez.” şeklinde konuştu.
Mühendisler Odası Van Şube Başkanı Şemsettin Bakır ise, 17 Ağustos depreminden herkesin ders çıkarması gerektiğini anlatırken, “Kişi ve kurumlar üzerine düşen vazifeyi eksiksiz yerine getirmelidir.” dedi. Van’daki bir depremde 6 kattan fazla olan binaların risk taşıdığını kaydeden Bakır, “Buna rağmen 8-10 katlı binalar inşa edilmiştir. Mühendisler odasına gelen projeler Teknik Uygulama Sorumluluğu (T.U.S) çerçevesinde projeler statik olarak depreme uygun olanlar tasdik ediliyor ve kanunen 6 kattan fazlasına imar müsaadesi verilmiyor. 6 kattan fazla inşa edilmiş olan binalar kaçak inşa edilmiştir.” şeklinde konuştu. Van ve çevresinin geçmişte dere yatağı olması, çay ve gölün çekilmesiyle zeminin, çakıl, kum, kil gibi risk taşıyan unsurlardan oluştuğunu belirten Şemsettin Bakır, 6 kattan fazlasının tehlike taşıdığını vurguladı.
Mimarlar Odası Başkanı Sönmez Karabulut da, Van’da kontrolsüz bina yapımının ciddi boyutlarda olduğunu ifade ederek, 2 katlı binaların çok katlı binalara oranla daha tehlikeli olduğunu iddia etti. Çamurlu moloz taştan temel atan inşaat sahiplerinin bilinçsiz ustalara ev yaptığını iddia eden Karabulut, vatandaşların mühendislerle çalışmasınının önemine vurgu yaptı. Van Belediye Başkan Vekili Resul Acar ise açıklık getirmekten kaçındı.
|