Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

MEHMED NİYAZİ



Halkımızın feraseti

Liderlerimiz partilerini vatandaşın önüne daha albenili çıkarabilmek için profesörlere milletvekilliği adaylığı götürmektedirler. Demeçlerinden anladığımıza göre onlar da “devletimizde işler iyi yürümüyor; hiç değilse branşımı ilgilendiren bakanlığın başına gelirsem faydalı olurum” düşüncesiyle siyasete atılıyorlar. Çocukluğumuzdan beri değişik parti kademelerinde nice profesörler gördük; politika değirmenine katılanların kaçta kaçının ideallerini gerçekleştirdiği araştırmaya değer bir konudur. Bir gazetede, bir liderin bir profesöre teklif götürdüğünü okuyunca, Fatih Sultan Mehmed’in, Molla Gürani’yi sadrazam yapmak isteyişini hatırlıyorum:

İstanbul’un fethi konusunda ters düştüğü Çandarlı Kara Halil’in idam edilmesinden doğabilecek huzursuzluğu önlemek için Fatih, hocası Molla Gürani’yi sadrazamlığa getirmek ister. Bunun üzerine Molla Gürani, mealen şu cevabı verir: “Oğul iyi harb ediyorsun; fakat devlet işlerinde hâlâ yayasın. Yıllardan beri sadrazamlık bekleyerek şevkle kılıç sallayan paşaların varken, medreseden bir müderrisi sadrazam yapmak istiyorsun. Böylece onların şevkini kıracaksın. Şunu unutma; hiçbir paşan medresede tefsir okutamayacağı gibi, hiçbir müderrisin de devlet hayatında paşalık mevkiini dolduramaz. O mevkiye ehlini ara oğul.”

Siyasetin önemini inkar etmek mümkün değildir; bir ülkenin önünü açar veya kapatır. Özal başbakan oldu; başkentimiz dünyanın cazibe merkezlerinden biri haline geldi; o gitti, her şey tersine döndü. Fakat asıl olan kültür ve ilimdir. Bizim gibi cemiyetlerde siyasetin çok meraklısı vardır; okur yazarı kıt, imkanları sınırlı olduğu için bizde kültür ve ilim yolu çilelidir. Ama bu çileye katlanmazsak, sadece siyasetle suyun üzerine nakış işleriz. Yakın vakte kadar iki Almanya vardı. Doğu Almanya sosyalist ekonomi uygulayan devletlerin arasında birinci sırayı işgal ederdi. İktisadi hayatı liberalizmle düzenlenen Batı Almanya da benzerleri arasında aynı seviyede idi. İki farklı sistemde, iki Almanya’nın devletler arasında aynı irtifada bulunmaları rastlantı değildi. İkisi aynı milletti; aynı kültürü hemen hemen aynı ilim seviyesini paylaşıyorlardı. Ama Doğu Almanya’da insan başına düşen milli gelir beş bin dolar, Batı Almanya’da ise on beş bin dolardı. Aradaki fark siyasetten kaynaklanıyordu. Önce ilim ve kültür; ardından siyaset gelir; siyaseti öne alırsak atları arabaya arkadan koşmuş oluruz.

Bizde “doktor” kelimesi “yüz numara” kelimesi gibi yanlış tercüme edilmiştir. Tuvaletin dilimizde ayakyolu, kenef, hela ve benzeri pek çok karşılığı vardır; ama ilkokula gittik; bize “yüz numara”yı öğrettiler. Yüz numaranın kapısında ise iki sıfırla karşılaşıyorduk. O iki sıfırın nasıl yüz okunduğunu bir türlü anlayamıyorduk. Meğer Fransızcada “numarasız”la yüz numara arasında bir harf değişikliği varmış. Biz ayakyoluna Fransızcadan tercüme ederek ad takmışız; onu da yanlış tercüme etmiş, “numarasız” diyeceğimiz yerde “yüz numara” demişiz. Ayakyolunu tercüme edemeyen bir nesle, vicdan sahibi hiçbir kimse ‘niçin atom bombası yapmadılar’ diye kızamaz. Doktor kelimesi de aynı ayakyolu gibi yanlış tercüme edilmiş. Doktor, hekim ya da tabip karşılığında dilimize geçirildi; halbuki doktor Batı dillerinde belli bir daldaki uzmanlığı ifade eder. Prof. Dr. Metin Balcı Bey’le aynı yıllarda Almanya’da bulunuyorduk. O zaman da onun çok ciddi bir bilim insanı olacağı belliydi. Ülkemizin geri kalmışlığının acısını duyar, bu asırlık sancının ancak bilimle, irfanla çözümlenebileceğini bilir, reçetelerle hiçbir yere varılamayacağını sezdiğinden de bütün ideolojilere aynı uzaklıkta durur, kendisini çalışmalarına konsantre ederdi. Bizler “Metin Balcı’yla aynı yerde bulunmanın onurunu duyacağız derken samimi idik; bu kanaatimizi bir tek o ciddiye almaz, çalışmasına bakardı. Almanya’dan döndü; Atatürk

Üniversitesi’ne girdi. Orada asistan ve doktora öğrencileriyle yaptığı çalışmalarla dost ve düşmana, geri kalmış ülkelerde de ilim yapılabileceğini gösterdi. Yurtdışındaki yayınlarına rastladıkça, hakkında yazılanları okudukça, herhalde onu tanıyanlar gurur duyuyorlardır.

Metin Balcı doktora yaparken bir hemşehrisi onu ziyarete gelmişti. Ona “Ne okuyorsun?” diye sordu. O “kimyada doktora yaptığını” söyledi. Adamcağız yine bir soru sormak ihtiyacını duydu: “Doktor mu olacaksın?” Metin “hayır” cevabından sonra doktorayı anlatmaya çalıştı. Adamcağız “doktor” kelimesini duyduğu için mesleğini tıpla irtibatlandırıyor, “Yine de hastalıklardan bir şey anlarsın.” diyordu. Bir türlü anlaşamıyorlardı. Orada bulunan aklı evvel bir arkadaşımız hemşehrisine şöyle söyledi: “Metin çalışmasını bitirirse, bir üniversitede asistanlık görevi alabilir; sonra doçent, sonra da profesör olabilir. Yani profesörlüğe giden merdivenin ilk basamağında çalışıyor.” Hemşehrisi bakışlarını Metin Balcı’ya çevirdi: “Desene ki sen milletvekili olacaksın.”

Halkımız ferasetiyle aydınımızın zaafını ne kadar güzel yakalıyor. Bu ferasetin karşısında saygı duyulmaz da ne yapılır?

18.08.2002

Yazarımızın E-Postası: m.niyazi@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (11.08.2002) - Hukuk ve vicdan

> (04.08.2002) - Çileli Ortadoğu

> (03.08.2002) - Filistin ve Atatürk

> (28.07.2002) - Manasız sözde yektayız

> (14.07.2002) - Senaryolar, senaryolar

> (07.07.2002) - Hesabı sorulmayacak mı?

> (30.06.2002) - Onları tanıtmalıyız

> (23.06.2002) - Beyni olana çok şey öğrettiler

> (16.06.2002) - Kıbrıs ve Avrupa Birliği

> (09.06.2002) - Temcit pilavı





Zaman'da Bugün
18 Ağustos 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Anadolu Finans Kurumu

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

NURİYE AKMAN

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.