Demokrasi ve organize yolsuzluk
Ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde organize yolsuzluk, demokrasilere yönelik en önemli tehdittir. Organize yolsuzluğun kökü kurutulmadan bir ülkenin kalkındığı vaki olmamıştır. Kurumsallaşma özelliği gösteren organize yolsuzluk ekonomilerine 1990’lı yılların Rusya’sı en güzel örneklerden birisiydi. 1991’den 1995 yılının sonlarına kadar Rusya’ya, IMF’den yaklaşık on iki milyar dolar pompalanmıştı. Uzmanların ortaya koyduğuna göre, yine aynı dönemde Kıbrıs Rum Kesimi ve İsviçre bankalarına on üç milyar dolar çıkartılmıştı.
1990’ların birinci döneminde hızla uygulamaya konulan yolsuzluk ekonomisi, 1990’ların ikinci yarısında ise tam bir oligarşik hal almış ve yurtdışına çıkarılan paralar katbekat artmıştı. Sadece Kıbrıs Rum Kesimi’nde faaliyet gösteren kıyı bankaları vasıtasıyla 1991’den Yeltsin döneminin sona erdiği 1999 senesine kadar geçen dönemde otuz milyar doları aşkın bir para aklanmıştı. Bunun ağırlıklı kısmı ise 1990’ların ikinci yarısında gerçekleşmişti. Bu miktara İsviçre bankaları ve diğerleri de eklenecek olursa, muazzam bir rakamın Rusya dışına çıkarıldığı anlaşılacaktır.
Bu yolsuzluk olaylarında başrolü, medya patronları, bankacılar ve onlarla işbirliği yapan siyasiler oynamışlardı. Aynı dönemde Rusya Federasyonu’nun toprak bütünlüğünü tehdit eden gelişmeler yaşanmış ve ülke tam bir kargaşaya sürüklenmişti. Demokrasi de tehdit altındaydı. Ülkenin aynı tarzda beş veya on yıl daha yönetilmesi, daha doğrusu yönetilememesi halinde hem demokrasi hem de ülkenin toprak bütünlüğü ortadan kalkabilirdi. Aynı dönemde IMF’den alınan krediler halka borç yazılmış; ancak gelen para bu yolsuzluk çarklarında döndürüldükten sonra ülke dışına çıkarılmıştı. Sonuçta Rus demokrasisi kendisini temizlemeyi başardı. Putin geldi ve bu oligarşik sistemi yerle bir etti. Medya patronları, bankacılar ve diğerleri ya ülke dışına kaçtılar ya da sistem onları cezalandırdı. Bir anda Rusya yeniden ve hızlı kalkınan bir ülke haline geliverdi. Daha önce yabancı sermayenin hiç uğramadığı bu ülkeye, şirketler adeta hücum eder oldular. Uygulanan IMF alternatifi programlar sayesinde, ülke düzlüğe çıkarıldı. Rusya bu şekilde yönetilecek olursa, on yıl içerisinde yeniden ciddi bir ekonomik güç haline gelecektir.
Yukarıda anlatılanları isim vermeden bugünkü Türkiye’ye uyarlasak, hiç kimse itiraz etmez. Genel çerçevede vaziyet epeyce benziyor. Ama Türkiye’den dışarıya çıkarılan para daha büyük boyutlarda. Sadece bankacılık sisteminden son dört ila beş yıl içerisinde çekilen ve değişik kombinezonlardan sonra yurtdışına çıkarılmış olması gereken paranın seksen milyar dolar olabileceğini, bu işi bilmesi gereken bir siyasetçi söyleyip duruyor. Türkiye’den yurtdışına çıkarılmış olan paranın yüz elli ila yüz altmış milyar dolara ulaşmış olması da, yine bu bilgilere sahip olması gerekenler tarafından telaffuz ediliyor. Bu rakamları alt alta koyunca, bugün yaşamakta olduğumuz krizin gerçek boyutlarını ve gerçek sebeplerini daha iyi anlıyoruz.
Medya patronları, bankacılar ve onlarla işbirliği yapan siyasetçiler Türkiye’de de aynen var. Ancak bir şey yok. O da Rus demokrasisinin kurtarıcı tarafı yani başkanlık sistemi. Veya ona benzer bir seçim sistemi. Partilerden birini mutlaka ve güçlü bir şekilde iktidara getirecek bir sistem. Ayrıca Rusya’da sisteme aykırı bir partinin iktidara gelme ihtimali de yoktu. Bizde o da var. Hem de güçlü bir ihtimal. Bu şartlarda, Rusya gibi demokrasi içinde kendimizi düzlüğe çıkarma ihtimalimiz de zorlaşıyor. Çıkmayan candan ümit kesmemekten ve Allah’tan hayırlısını beklemekten başka çare yok gibi.
19.08.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.unal@zaman.com.tr
|