Seçim kararıyla birlikte siyaset-para ilişkisi yeniden gündeme geldi. Parti hesaplarının Sayıştay tarafından denetlenmesini öneren uzmanlar, Hazine yardımının da bütün partilere eşit miktarda dağıtılmasını istiyor.
3 Kasım’da erken seçim kararının alınmasından sonra siyaset–para ilişkisi yeniden gündeme geldi. Devlet eski Bakanı Kemal Derviş’in işadamı Necati Yağcı’nın ofis ve arabasını kiralaması ile başlayan tartışmalar da, yürürlükteki mevzuatın şeffaflık için yetersiz kaldığını gözler önüne serdi.
Seçim çalışmalarında devletin telefonunu kullanan ABD eski Başkan Yardımcısı Al Gore’un bunun fark edilmesi üzerine Amerikan kamuoyundan özür dilediğini hatırlatan uzmanlara göre, Siyasi Partiler Kanunu’ndaki (SPK) boşluklar sebebiyle Türkiye’de etik olmayan ilişkiler gündeme geliyor. Partilerin hesaplarının Sayıştay tarafından denetlenmesini öneren uzmanlar, çoğulcu demokrasi hedefinin gerçekleşebilmesi için de, Hazine yardımının seçimlerden önce bütün partilere eşit miktarda dağıtılması gerektiğinin altını çiziyor. Siyasetin finansmanı hakkında kapsamlı bir çalışması bulunan Doç. Dr. Ömer Faruk Genç, Hazine yardımları için öngörülen şartların adil bir rekabete imkân tanımadığını ifade ediyor.
“Genel seçimlerde en az yüzde 5 oy alan bütün partilere eşit miktarda para yardımı yapılmalı.” diyen Genç, demokratik ülkelerde partilere belli bir sınırın üzerinde bağış yapanların kimliğinin açıklandığını hatırlattı. Genç’e göre, parti hesaplarının denetimi için Sayıştay ya da Yüksek Seçim Kurulu’nun dahil olacağı yeni bir örgütlenmeye gidilmeli. Parti hesaplarına ait denetim raporları Resmi Gazete’nin yanı sıra, ulusal çapta yayın yapan gazetelerde de yayınlanmalı. Partilere yapılan devlet yardımlarının eşit dağıtılmadığını ifade eden Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Besim Tibuk da SPK’nın değiştirilmesi gerektiğini kaydediyor.
Emekli Büyükelçi Pulat Tacar, ‘Siyasetin Finansmanı’ konulu araştırmasında, seçimlerdeki kampanya harcamalarının olağanüstü boyutlara ulaştığını belirterek, kampanyaya maddi destek sağlayan isimlerin Meclis’e gittiğini savundu. Partilere aynı yıl içinde yapılacak bağışlarda getirilen üst sınırın da (2002 için 8 milyar lira) kaldırılmasını isteyen Tacar, “Partiler için, Anayasa Mahkemesi’nin nihai denetiminden önce bir ön denetim mekanizması kurulmalı. Bu da Sayıştay olabilir.” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu da, seçimlere katılma hakkı kazanan bütün partilere Hazine’den eşit miktarda mali yardım yapılması gerektiğini kaydediyor. Avrupa Genç İşadamları Konfederasyonu Başkan Yardımcısı Muharrem Yılmaz ise, partileri devletten çok sivil toplum kuruluşlarının finanse etmesinin şeffaflığı beraberinde getireceğini belirtiyor.
‘Parası olmayan Meclis’e giremiyor’
18 Nisan 1999 seçimleri öncesinde ANAP’tan Erzurum milletvekili adayı olabilmek için Gelirler Genel Müdürlüğü görevinden istifa eden Nevzat Saygılıoğlu’nun yaşadıkları para–siyaset ilişkisinde ağırlığın paradan yana olduğunu ortaya koyuyor: “Arkadaşımın ofisini kullandığım halde bana 8 milyar yetmedi. O günkü şartlarda benim elimdeki para sadece poster ve afişe yetmezdi. Parası olmayanın aday olup mücadele etmesi mümkün değil. Elden paraların dağıtıldığı ve bunun hiçbir denetiminin yapılmadığı bir ortamda siyasi etikten nasıl bahsedilebilir? Batı’da olduğu gibi Hazine yardımları yerine, özel sektörün yaptığı bağışların masraftan düşülmesi gibi bir uygulama daha şeffaf bir yapı sağlayacaktır. Böylece kayıt dışı yardımların önü kesilecektir.”
|