Amerika’nın savaş açması için bir yanlış ve bir de doğru yol var. Açıkça, eğer Amerika bir saldırıya uğrarsa bütün kudreti ile cevap vermelidir. Aynı şey, bir müttefiki saldırıya uğradığında da geçerlidir. Ancak, bir saldırı değil de bir tehdit mevzubahis olduğunda mesele daha karmaşık bir hal almaktadır. Böyle bir durumda, Amerika, hem dünyanın üstün gücü olarak kendisi için hem de bir bütün olarak uluslararası sistemin uzun vadeli evrimi açısından hareketlerinin sonuçlarını dikkatli bir şekilde düşünmek zorundadır.
ABD, Saddam Hüseyin’i Irak iktidarından düşürmek için savaşa girmek zorunda kalabilir. Çünkü komplocu terörizmle Saddam Hüseyin’in ürettiği söylenen kitle imha silahları arasındaki potansiyel bağlantı öyle gamsız bir şekilde göz ardı edilemez. Ancak savaş fazlasıyla ciddi bir iştir ve özellikle alevlenebilecek bir bölgede, kişisel sorun, demagojik bir şekilde ifade edilen korkular veya bulanık gerekçelere dayanan iddialardan dolayı girişilemeyecek kadar dinamik sonuçları itibarıyla fazlasıyla önceden tahmin edilmez bir durumdur.
Eğer savaş olacaksa, ABD’nin global hegemonyasını meşrulaştıran ve aynı zamanda daha güvenilir bir uluslararası güvenlik sistemine katkıda bulunan bir usul ile idare edilmelidir. Bundan dolayı bazı temel adımlar takip edilmelidir:
1– Başkanın kendisi, bir ulusa sesleniş konuşmasıyla tehdidin açık yönleri üzerinde, dikkatli, mantıklı ve slogandan uzak bir şekilde durmalıdır.
Tehdidin hem ciddi hem de yakın olduğuna işaret eden detaylı delillerin sunulması gerekmektedir. ‘Şer ekseni’nin bir üyesinin neden diğerlerinden daha fazla tehdit olduğunu izah etmek de zorunludur. Başkanın yaklaşımı, aynı zamanda Kongre, kilit konumdaki müttefikler ve diğer ilgili devletler ile ciddi ve araştırmacı bir konsültasyonun temeli olarak da hizmet edebilir.
2– Irak’ın uluslararası topluma meydan okuması, dünyanın ilgilenmesi gereken ana meseledir. Dolayısıyla, ABD’nin ilgisi Saddam Hüseyin’in kişiliğinden ziyade, Irak’ın BM kararlarını ihlal ederek gizlice üretmeye çalışıyor olabileceği kitle imha silahları üzerinde olmalıdır. Üstelik, Irak’ın kitle imha silahları kadar, ABD açısından, caydırıcılığın neden artık daha fazla yeterli olmadığı konusu da ikna edici bir şekilde ortaya konmalıdır. Sıklıkla zikredilen, Saddam’ın kitle imha silahlarını (özellikle gaz) kendi halkına karşı kullandığı gibi temelde demagojik olan formül, onun bu silahları, ABD ve İsrail’in cevap verme kapasitesine olması, yani caydırıcılıkları bulunması nedeniyle 1991’de bu ülkelere karşı kullanamadığı gerçeğini görmezlikten gelmektedir.
3– ABD, kapsamlı ve gerçekten davetsiz giren bir denetleme rejiminin detaylı planlarının formüle edilmesinde başa geçmelidir. Bu rejim, Irak’ın uluslararası toplumun iradesine uyması için oyunun kurallarını tarif edecektir. Amerika’nın Avrupalı müttefikleri, bu yaklaşımı reddetmekte zorlanacaktır. Bu arada, Irak’ın buna, gerek açıkça reddederek, gerekse daha sonra denetleme sürecini sabote edecek çabalarla muhalefet etmesi ise askeri bir operasyon için meşruiyeti yüksek bir ‘casus belli’ sağlayacaktır.
4– ABD savaş pozisyonu alırken, taraflara baskı yaparak İsrail–Filistin çatışmasını yatıştırmak için daha aktif olmak zorundadır. Ariel Şaron ile Yaser Arafat arasında halihazırda var olan soğukluk, İsrail ve Filistin halklarına büyük acılar vermiş ve İzak Rabin ile Arafat’ın Oslo sonrası gerçekleştirdiği ilerlemenin büyük bir kısmını yok etmiştir. Bush yönetiminin İsrail ve Filistin taraflarını barışa itmek için ciddi çaba göstermediği bir ortamda Irak’a yapılacak Amerikan saldırısı, bölgede (ve muhtemelen Avrupa’da da) İsrail ve Amerika’nın Iraklı ve Filistinli sivil kayıplara aldırış etmeksizin Ortadoğu’da yeni bir düzen empoze etme çabası olarak algılanmak gibi büyük bir risk taşımaktadır.
5–ABD, kolektif güvenlik mevcudiyetinin sürmesi ve ülkenin sosyal rehabilitasyonunun uluslararası finansmanı planlarını da içeren savaş sonrası Irak’a ilişkin düzenlemeleri, müttefikleri ve aralarında Arap ülkelerinin de yer aldığı diğer ilgili güçler ile kısa süre içinde tartışmaya başlamalıdır. Böyle yapmak aynı zamanda, şiddet kullanmadan çözümün mümkün olmadığı ispatlanan olaylarda ABD’nin güce başvurma kararlılığının kredibilitesini kuvvetlendirecektir.
Yukarıdakileri takiben Amerika’nın savaş başlatması için yanlış bir yolu olduğu da söylenebilir. Bu kısaca şöyle açıklanabilir:
1– Savaş ilanı, Amerikalıların veya global kamuoyunun fikrine bakılmaksızın, Başkan ve sadece atadığı birkaç kişi tarafından gizlice kararlaştırılmamalı.
2– Kamuoyu desteği, bir kısmı Amerikan–Arap düşmanlığını beslemekte stratejik çıkarları olan bazı gruplar tarafından cesaretlendirilen korku istismarı veya demagoji ile sağlanmamalı. Bu bağlamda, Pentagon’un Savunma Politikası Kurulu’nun bazı üyelerinin Irak ile savaşa ek olarak Suudi Arabistan–ABD ilişkilerinde bir yüzleşme için bastırdıkları yönündeki haberler bilhassa rahatsız edicidir.
3– Savaş, beklenmedik bir şekilde başlamamalı, Irak’ın uluslararası kuralları kabul etmekteki açık isteksizliğinin bir sonucu olmalıdır.
Aniden başlatılan bir savaş, bir yandan dünya için, ani ve diğerinden önce davranılan saldırılarla nitelendirilen Darwinci bir uluslararası sistemin tehlikeli bir örneğini oluştururken, bir yandan da dünyanın çoğunu Irak’ın daha sonra kitle imha silahlarını bile kullanarak ABD veya İsrail’e yapacağı misillemeleri meşrulaştırmaya yöneltecektir.
Amerika’nın sponsoru olduğu yaptırımların Irak halkını kötü ve haksız bir şekilde etkilediği yönünde zaten var olan yaygın görüş de göz önüne alınarak savaş, sivil kayıpların en aza indirgenmesine yönelik titiz bir dikkat gösterilerek başlatılabilir.
Eninde sonunda, bu işten kazanılacak veya kaybedilecek olan şey Irak’ın çok ötesindedir: Uluslararası sistemin karakteri ve öbürlerinden kat kat üstün olan, en güçlü devletin bu sistemdeki rolüdür. Ne Beyaz Saray ne de Amerikan halkı şu gerçeği göz ardı etmemelidir; Amerika’nın düşmanları ne olursa olsun ABD’yi evrensel bir gangster olarak göstermek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır. Saygı duyulan ve meşru bir kanun uygulayıcı olmaksızın global güvenlik ciddi bir tehlike içindedir. Dolayısıyla Amerika, güç kullanımı gibi konuları ne zaman, hangi şartlarda başlatacağını ve böyle durumlarda nasıl hareket edeceğini kararlaştırırken ince bir çizgide yürümek zorundadır.
ABD Başkanı Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı (Washington Post, 18 Ağustos 2002)
20.08.2002
|