İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
23.08.2002
Cuma
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


AHMED ŞAHİN a.sahin@zaman.com.tr
 

İntihar edenin namazı kılınmaz mı?

Çevresinde sohbet konusu olmuş. Kimileri demişler ki: – İntihar edenin namazı kılınmaz. Çünkü intihar günahların en büyüğü, hataların en dehşetlisidir.


Kimileri de demişler ki:

– Gerçi intihar günahların en büyüğüdür. Onda şüphe yoktur. Ama yine de intihar eden insan imanlı insandır. İmanlı insanın namazı kılınır. Sahip olduğu imanı namazını kıldırır, mahrum bırakmaz.

Okuyucum da bu durumda gerçeği bilememiş, hangisinin doğru olacağını ifade ile bize sormuş:

– İntihar edenin cenaze namazı kılınır mı, kılınmaz mı?

***

Önce intihar günahının büyüklüğüne kısa bir göz atalım. İntihar, Allah’ın binasını yıkmak, hakkı olmayan bir bedeni ortadan kaldırmak demektir. Herhangi bir insanın böyle bir Allah binasını ortadan kaldırmaya hakkı olamaz. Çünkü bu bedenin hiçbir organını o insan kendisi yaratmamıştır. Ne elini, ne gözünü, ne kulağını, ne de ayaklarını ve kafasını, kalbini... Hepsini de Allah (cc) yaratmış, cümlesini de O inşa etmiştir. Öyle ise bunların hayatına son verme selahiyeti de bunları yaratana ait olur, bunlara emanet olarak sahip olana değil.

Bu bakımdan intihar şirkten sonra gelen en büyük günah, en korkunç cinayettir.

Bununla beraber, intihar eden yine de imanlı kimse sayılır. Zira intihar sebebi imansızlık değil, belki iman zayıflığıdır. Maruz kaldığı bela, musibet imtihanına karşı sabrını tüketmiş, takatini yitirmiş, çekilmez, aşılmaz bir bela ile karşı karşıya kaldığını zannetmiş. Sonunda büyük günaha teşebbüste bulunmuştur.

Halbuki maruz kaldığı bela, musibet asla sandığı kadar büyük ve ebedi değildir. Biraz sabredebilse, birazcık tahammül gösterse, Yaratan’a sığınsa, ‘Bu da geçer ya hû!’ diyebilse, görecek ki gerçekten de o da geçecek, güzel günler, renkli devreler yine hayatına aksedecek, hayatın tadı tuzu tekrar dönecektir. Ama insan bu, bazen denizlerde yüzer bir şey olmaz, bazen de küçük bir suda boğulur, dışına çıkamaz.

Bundan dolayıdır ki Efendimiz (sas) Hazretleri ashabına sormuş:

– Pehlivan kime derler? Tabii cevap alıştığımız cinsten:

– Rakibini yere serip göğsü üzerine oturan kimse!

‘Hayır’ diyor Efendimiz. Sonra da şöyle tarif ediyor gerçek pehlivanı:

– Pehlivan; bela, musibet geldiği anda sabreden öfkesini, gazabını yenen; beklemesini bilen kimsedir!

Sonra sabrın zamanını da şöyle tarif ediyor:

– Sabır, belanın geldiği, musibetin çarptığı ilk anlardaki sabırdır.

Evet, bütün mesele burada, belanın musibetin çarptığı ilk anda... Gösterilecekse sabır bu ilk anlarda gösterilecek, gerçek pehlivanlık da bu anlarda meydana gelecektir.

Şurası bir gerçektir ki, Rabb’imiz insana götüremeyeceği yükü yüklemez, kaldıramayacağı imtihanı vermez. Ne var ki insan sabrını bazen geçmişe, geleceğe dağıtır, bu gidişinin sonu ne olacak, diye ümitsizliğe kapılır. Bir de bakarsınız ki akla gelmeyecek yanlışa teşebbüs etmiş, ihtimal verilmeyecek hataya cür’et etmiştir. Güya sıkıntıdan böyle kurtulacak.

Halbuki dünyanın hiçbir sıkıntısı ve elemi cehennem kadar büyük ve dehşetli ve aynı zamanda da ebedi değildir. Bu bir bakıma sineğin ısırmasından kaçıp yılanın sokmasına kendini hedef etmek gibidir.

Sıkıntı ve zorluk geldikçe Allah’a sığınmalı, ‘Bu da geçer ya hû!’ diyerek geçiştirmeye gayret etmelidir.

Alimler, intihar edenin imanı mevcut olduğundan dolayı namazının kılınacağına hükmetmişler, geride kalanların da affına, mağfiretine dua etmelerinde fayda olacağına işarette bulunmuşlardır.

Rabb’imiz insanlara sabırlar ihsan eylesin, böylesine büyük bir vebale cür’et etme hislerini yok etsin, tevekküllerini geliştirsin. Çünkü dünyanın hiçbir bela ve musibeti cehennem kadar dehşetli ve ebedi değildir.

– Bu da geçer ya hû! demekten geri kalınmasın.


23.08.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (21.08.2002) - Zararlı hayvanlar öldürülür mü?

> (19.08.2002) - Müslüman’da komşu hakkı sigortası

> (31.07.2002) - Ben nasıl olmalıyım?

> (09.07.2002) - Ben nasıl olmalıyım?

> (05.07.2002) - Tahrik zemininden uzak durun!

> (03.07.2002) - Hanımların namazdaki farklılıkları üzerine

> (02.07.2002) - Müslüman’da yönetim anlayışı

> (28.06.2002) - Cuma namazı ve hanımların durumu

> (26.06.2002) - “Herkesi Kucaklayan İslam”

> (25.06.2002) - Moral FM Radyosu’ndaki konuşmalarımdan




GAZETE SAYFALARI


 



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

NURİYE AKMAN

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.