İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
25.08.2002
Pazar
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 

YAZARLAR


MEHMED NİYAZİ m.niyazi@zaman.com.tr
 

Yabancı gözüyle biz

Nasıl ki insan kendini zor tanır, şahsı hakkında hüküm verirken sübjektifse, bir millete mensup bir kişi de milletini değerlendirirken sübjektiftir.


Bir millet hakkında yabancılar, önyargılı değillerse daha objektif kararlar verirler. İsmail Hami Danişmend’in “Garb Menbalarına Göre Türk Seciye ve Ahlâkı” adlı kitabını okuyan herkes, “Nereden nereye düştük!” diye mutlaka hayıflanıyordur. Danişmend, hiçbir yorum yapmamış, sadece on altı ve on yedinci yüzyıllarda ülkemizi ziyaret eden seyyahların hatıralarını kaynak göstererek tercüme etmiş. Diyelim ki onlar çok eskilerde kaldı; köprülerin altından çok sular aktı; o muhteşem tablolar yalnızca maziden birer fotoğraftırlar; onlarla geçmişimizi ve günümüzü değerlendiremeyiz.

Ama şimdi elimizde Knut Hamsun’un ve Hans Christian Andersen’in değerlendirmeleri var. Bu iki önemli beynin hakkımızdaki gözlemlerini, değerlendirmelerini “İstanbul’da İki İskandinav Seyyah” adıyla Sayın Banu Gürsaler Syvertsen nefis Türkçesiyle dilimize kazandırmış. Banu hanımefendi sadece dilimizi iyi bilmiyor; dinimizi ve kültürümüzü de çok iyi bildiğini dipnotlarından anlıyoruz.

Andersen, Danimarkalı ünlü bir masalcıdır; Norveçli Knut Hamsun ise romancı, kültür insanı, aynı zamanda yabana atılmaz bir mütefekkirdir. Aralarındaki idrak farkını da bize bakışlarında, içimize nüfuz edişlerinde müşahede ediyoruz. Hamsun’un şu satırlarından da nasıl bir vicdan sahibi olduğunu görüyoruz: “Norveç’te Yahudilerin devlete karşı açık ya da gizli düşmanlık gösterdiklerini, hatta silahlı mukavemette bulunmak arzusuyla tutuştuklarını düşünelim. Sonra? Sonrası isyanı bastırır, isyancıları kurşuna dizerdik.” Yapacaklarını belirtmekle kalmıyor, sözü bize getiriyor: “Harpers Monthly Magazine adlı dergide bir muharrir, son Ermeni isyanı çıktığı sırada payitahtta vazifeli bulunan yüksek dereceli memurların % 25’inin Ermeni asıllı olduklarını bildiriyor. Demek ki İslam’ın halifesi bütün kuvvetini Hıristiyanları yok etmekte kullanmamış, devlete düşmanlık göstermeyenleri bir kenara ayırmış. Türk devletinde en kuvvetli kimseler Hıristiyan Ermeniler ve Rumlardır. Sultanın başmabeyncisi Ermeni’dir. Türk diplomatlarının yarısı Rum asıllıdır.”

On dokuzuncu yüzyılın son senesindeki durumumuzu değerlendirdikten sonra gözlerini tarihimize çeviriyor: “Türk üç yüz yıldır devamlı geriye gitmekte. Halbuki bir zamanlar bambaşkaydı. Kudretli Sultan yenilmez ordulara kumandanlık ediyor, attığı her adımda Avrupa’yı titretiyordu. Yedi cihana hakimdi, konuştuğu zaman dünya sükut ederdi.” Aynı sayfada Romalıların ihtişamlı hale getirdiği İstanbul’a bizim neler kattığımızı şöyle anlatıyor: “... Orta Asya’dan, Hindistan’dan, Arabistan’dan sanatkarlar ve alimler buraya akın etti; üniversiteler, müzeler, kütüphaneler kuruldu; camiler, türbeler, çeşmeler, eyvanlar, kuleler yaptırıldı. Deve kervanları durmak yorulmak bilmeden şarkın zenginliklerini İstanbul’a taşıdılar... Zaman zaman hükümdarın bu dev kuvveti taşıyamaz hale geldiği olurdu. Bu müthiş azamet onu ezerken, etrafına bakıp bu mutlak kuvvete karşı koyamayacağını anlar, kendine dönerdi. O zaman da kendisiyle konuşulmamasını emrederdi. Nereye mi giderdi? Kalbini Allah’a açmak üzere bahçesine çekilir, kibrinden arınmak üzere dervişlere, dağlara, tefekküre gider, çile gömleği giyer, çileye girer, gece gündüz oruç tutardı.” Ve bugünkü durumumuzu şöyle özetliyor: “On sekizinci asırdan itibaren gerilemeye başladı; cengaver millet rüyaya daldı.”

Sorumluluk duygusuna sahip bütün insanlarımızın baş meselesi bu rüyadan nasıl uyanacağımız, bu gerilikten nasıl kurtulacağımız olmalıdır. Hangi zihniyetle hazırlanırsa hazırlansın, bütün sosyal değerlendirmeler, kurtuluş reçeteleri gelip insana dayanır. Ehliyetli, çalışkan her insanın kara taşın üzerinde hane olacağına dair ne güzel atasözlerimiz var. İnsan ne kudret helvası gibi gökten düşer, ne de hüda–i nabit gibi yerden biter; o kültürün ürünüdür. Et ve kemik olarak bu fani aleme ayak basan insana şahsiyet üniformasını kültür giydirir. Kültürün de ana unsuru üçtür: Metafizik, tarih, coğrafya. Bir karanlıktan gelip bir karanlığa giden insanın macerasını önümüze seren metafizik, maddenin künhünü kucaklarken, içimizdeki canavarı gemler. Nasıl coğrafya durdurulmuş tarihse, tarih de zamanla derinleşen coğrafyadır. Rüyadan uyanmak kuru arzuyla değil, şahsiyetle olur. Onun da kaynakları bellidir; ama biz onlara sırtımızı döndük. Hiç düşünmüyoruz ki, onlara sırtını dönen şahsiyete, yani kendisine sırtını döner.


25.08.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (18.08.2002) - Halkımızın feraseti

> (11.08.2002) - Hukuk ve vicdan

> (04.08.2002) - Çileli Ortadoğu

> (03.08.2002) - Filistin ve Atatürk

> (28.07.2002) - Manasız sözde yektayız

> (14.07.2002) - Senaryolar, senaryolar

> (07.07.2002) - Hesabı sorulmayacak mı?

> (30.06.2002) - Onları tanıtmalıyız

> (23.06.2002) - Beyni olana çok şey öğrettiler

> (16.06.2002) - Kıbrıs ve Avrupa Birliği




GAZETE SAYFALARI


 



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

NURİYE AKMAN

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.