|
Bu, ne biçim erken seçime gitmek?
Siyasetçiler, sevdiklerini birer birer öldürüp sonra da intihar eden gözü dönmüş aşıklara benzemeye başladılar.
499 milletvekilinin kabul oylarıyla seçim kararı alan bir Parlamento, şimdi entrikalara alet edilerek ülke, bir kaosun içine itilmek isteniyor. Siyasetin ve siyasetçinin, bizzat parti liderleri eliyle yıpratıldığı, demokrasinin sulandırıldığı bir ortamda “ahlâksız teklifler”le erken seçimin iptaline çalışılıyor. Ve böyle bir ortamda siyasetin namusunu askerler savunuyor. 30 Ağustos’ta emekliye ayrılacak olan Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu, Meclis Başkanı Ömer İzgi’ye veda ziyaretinde; “Meclisimiz bir karar vermiştir. Bu kararın uygulanması en doğru çözüm olacaktır. Bundan sonra ülkenin kaosa gitmesi hiçbir zaman hiç kimsenin arzu edeceği bir husus değildir.” diyor.
DYP Genel Başkanı, “Başbakanlık karşılığında bana seçimi erteleme teklifi yapıldı, şahidim var.” diyor. ANAP Genel başkanı “teklifi yapan Çiller” diyor. Farkında değiller ki kamuoyu nezdinde ikisinin de güven problemi büyüdükçe büyüyor. Teklifin kimden geldiği önemli değil ki... Bu tür çabaların ikisine de, yakıştırılması önemli. Halbuki bu iki lider; Demirel, Ecevit, Erbakan portrelerinden sonra siyasette genç yüzler olarak kendilerinden yeni siyaset anlayışları umulan insanlardı.
Son olarak Sayın Çiller diyor ki: “Bu hükümetle seçime gidilmesini istemiyoruz. Seçim tarihi ayrı; ama bu siyasî meşruiyetini bitirmiş bir hükümettir. Bu hükümetin yıkılması için Saadet Partisi’nin geçen temmuzda verdiği gensoruyu destekleyebiliriz.”
Şimdi insaf edilsin, şurada erken seçime iki ay kalmış. Mevcut hükümetle seçime gidilirse kıyamet mi kopar? Belli ki barajı rahat geçeceğini söyleyen DYP lideri gerçekten seçimi erteletmeye çalışıyor.
Bakınız, siyasetçiler, kendi iplerini kendileri çekiyorlar.
Sayın Ecevit’in hastalığını bahane edip DSP’yi ortadan ikiye bölenler ve Sayın Derviş’e güvenerek iktidar düşü görenler siyasete onur mu kazandırdılar? Şimdi başlarına geleceği görerek seçimi erteletmeye çalışmakla Parlamento’nun itibarını mı kolluyorlar?
Partilerinin barajı aşamayacağını görüp, değişik bahanelerle parti değiştirenler doğru mu yapıyorlar?
En kötüsü de şu: Pek çok kimse ve kurum, bir seçim yapılmasını istemediği halde dürüstçe ve mertçe ortaya çıkıp bu seçime karşı çıkmıyor.
Perde gerisinde olan biteni az çok bildiğimiz için inanın haberleri dinlerken elimde olmayarak ekran karşısında “Yalan söylüyorsunuz” demekten kendimi alamıyorum.
Mesela şu SP’nin HADEP’le koalisyon yapma konusu. Neredeyse el sıkışma noktasına geldiklerini ben biliyorum. Üstelik benim de şahitlerim var. Ama SP tabanından öyle tepkiler geldi ki istemeye istemeye bu ittifak düşüncesinden vazgeçtiler. Şimdi de “yok öyle bir şey...” diyorlar.
Siyaset halka hizmet vasıtası ise bu entrikalar, bu siyasî rüşvetler, “ahlâksız teklifler” neden?
Siyaset kurumu bugün toplumun en az güvendiği iki kurumdan biridir. Diğeri de medyadır. Ne acıdır ki bugün seçimi erteleme rüşvetleri–pazarlıkları çabalarının orta yerinde medya da var.
Siyaset, bizzat siyasetçiler eliyle, medya da bizzat gazeteciler eliyle yıpratılıyor.
Ahlâksız demokrasi olmayacağı gibi, etik kuralları hiçe sayan ve yozlaşabildiği kadar yozlaşan medya da olmaz.
Yönetemeyen demokrasi, yolsuzluk ekonomisi, siyaset ve medyanın kirlenmesi bu ülkenin kaderi değildir. Türk milleti, içine itildiği bu badireyi de aşacaktır. Ekonomik cenderelerle geleceğine ipotek konulmasına da izin vermeyecektir.
Seçim barajı korkusunu yaşayanlar unutmamalı ki, korkunun ecele faydası yoktur.
29.08.2002
|