|
Kalmadı birbirimizden farkımız...
Erken genel seçim tarihi yaklaştıkça seçime katılması kesinleşen siyasi partilerin de programları belirginleşmeye başladı.
Özellikle halen Parlamento’da temsil edilen partilerin hemen hepsi, belki bir DSP ve Saadet Partisi bunların dışında tutulabilir, söz birliği etmişçesine sosyal ve ekonomik konulara yönelik çözüm önerileri bakımından yaklaşık aynı görüşleri paylaşıyor.
İster IMF ile ortak yürütülen programı sahiplenmeleri, isterse seçim sonrası programın uygulanmasına dönük yenilik adı altında getirmek istedikleri açılımları bakımından da birbirlerinden pek farklı düşünmedikleri anlaşılıyor.
Hepsinin ortak noktası, uygulanan ekonomik programın seçim sonrası gözden geçirilmesi ve revize edilmesi için IMF ile masaya oturmayı planlamaları olduğu görünüyor.
Bir diğer ortak noktaları ise kuşkusuz IMF ile olan mevcut ilişkilerin sürdürülmesinden yana daha işin başından deklere ettikleri yaklaşımları gösterilebilir.
Fakat hepsinden önemli olan bariz ortak noktaları, ülkenin ekonomik ve sosyal meselelerine yönelik hiç birinin kendi siyasi dünya görüşleri bağlamında somut çözüm önerisinin olmaması.
Siyasi partilere göre Türkiye’nin başlıca sorunu üretimsizlik, iç ve dış borçların çevrilebilmesi etrafında yoğunlaşıyor. Ancak, hiç birinin ne üretimin artırılması ne de iç ve dış borçların çevrilmesi noktasında elle tutulur gerçekçi bir çıkış yolu yok.
Aynı şekilde işsizlik başta olmak üzere eğitim, sağlık, yaşlılık garantisi, çarpık kentleşme, gelir dağılımında adaletin tesisi gibi sosyal sorunların çözümüne de inandırıcı açılımlar getirmekten çok uzaklar.
Çünkü tüm bu sorunların çözümü için ilave kaynak yaratılması gerekiyor. Zaten Türkiye’nin sorunlarının temelinde bu kaynak yetersizliği yatıyor. Sokaktaki sade vatandaş dahi artık bunun bilincinde. Vatandaşın ülkenin yönetimine talip olan siyasi partiden beklentisi de bu noktada bütünleşiyor.
Peki, siyasi partilerce kaynak yetersizliğine üretilen ortak çözüm nedir?
Genel yaklaşım yurtdışına kaçan, kimine göre 120, kimine göre ise 150 milyar doların ülke ekonomisine geri kazanılması. Bir başka çözüm yolu ise, AB’den üyelik müzakerelerinin başlatılması için bir tarih alınması sonrası ülkeye akması beklenen yabancı sermaye girişi. Tabii bunlara ilave olarak IMF ve Dünya Bankası’ndan gelecek mali destek de söz konusu.
Ancak, siyasi partilerin kamuoyuna yaptıkları açıklamalardan kaynak yetersizliğine elle tutulur bir çözüm önerisi getiremedikleri gerçek. Kaynak yetersizliğine çare üretememeleri, bu itibarla bir başka ortak çıkmazları haline dönüşüyor. Bu çıkmazdan kurtuluş adına topluma sunulan afaki çözüm yolları ise inandırıcı olmadığı için söyleyeni kurum ve kişi olarak kamuoyu nezdinde tartışılır noktaya taşıyor. Dolayısıyla bu gibi tutarsız davranışlarına bağlı kaybettiklerinin geri dönüş yollarını da kendiliğinden tıkıyor.
Bir de kimin ulusalcı kimin küreselci, kimin AB’den yana kimin AB karşıtı, kimin IMF ile birlikte kimin IMF’siz hareket etmekten yana olduğunun birbirine karıştığı bir durum mevcut. Aynı şekilde kimin liberal demokrat, kimin sosyal demokrat, kimin milliyetçi, kimin muhafazakar olduğunun belirsizleştiği ve dolayısıyla ekonomik ve sosyal programların birbirinden farksızlaştığı bir yapı siyasete hakim.
Bu kimliksizleşme, sonuç itibarıyla demokrasi, ekonomi ve insan konusunda tek tip görüşü ortaya çıkartıyor. Doğal olarak bu da siyasi partilerin hemen hepsinin tek bir düzlemde değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. Bu ise kendilerini bir yerlere oturtma arayışına cevap bulamayan geniş seçmen kesiminin sayıları artarak kararsızlar safında yer almasını ve hatta depolitize olmasını beraberinde getiriyor.
29.08.2002
|