İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
29.08.2002
Perşembe
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 

YAZARLAR


İSKENDER PALA i.pala@zaman.com.tr
 

Tavan arasına atılan...

Ağustos, zaferlerimiz ve tarih... Bazı eşyalarımız vardır; önce atmaya kıyamayıp tavan arasına kaldırırız da sonra unuturuz hani...


Yıllar akıp geçtikten sonra bir gün, artık hayal meyal hatırladığımız ve işimize yarayacağına inandığımız bir şeyi aramak için, paslanmaya yüz tutmuş kilidini açarız tavan arasının ve uzun bir ömre ait bütün eski eşyalarımızı orada buluruz, güzel ve çirkin, neşeli ve üzgün... Hemen bir şey alıp çıkmak için alelacele girdiğimiz bu yarı aydınlık ve tozlu mekanda, her neye el atsak bizi gülümseyen bir çehre ile karşılar ve biz hiç farkına varmadan, dimağımıza uzak hatıraların lezzetini bırakarak zamanımızı hızla eleyip geçer. Birkaç zaman sonra ne aradığımızı tam olarak biz de bilmez oluruz artık ve orada her neye el atsak başka bir anıyla karşılaşır, ayrı bir sahneye temas ederiz. Bir yerlerden bize tanıdık gelen eşyaların kimisi iyiden iyiye pörsümüştür kimisi hâlâ yepyeni durur. Onun yeniliği ile bizim sahiplenme duygumuz arasında doğrudan bir bağlantı vardır aslında. Hatta onu antika değeriyle ölçenimiz; yahut insan gerçekliğinin aksine, geçen zamana direndiği için eskisinden de değerli bulmaya başlayanımız bile olur. Böyle zamanlarda tavan arası, sandık sandık hazineler gibi kıymetli gelir bize ve o sandıkların kapaklarını açmak kadar heyecan verici bir hazzı daha evvel hiç tatmadığımızı fark ederiz. Her parçası yeni bir medeniyet, her eşyası eski bir kültürdür artık tavan arasının ve orada yolunu şaşırmış zamanın muztarip günleri bir bir dökülür üzerimizden, iksir bulmuş gibi dinç ve tazelenmiş olarak döneriz hayata. Geçmiş zamanın loş ve tozlu koridorlarında yaptığımız yolculuk, birkaç zaman dudağımızda buruk bir gülümseme olarak yaşar ve zamanla, ufukta kaybolan bir gemi misali uzaklaşır gider hayatımızdan...

Tavan arasında iyi de vardır, kötü de; yarar da vardır, fuzuli de. Tavan arasında asıl eşya değil de aksesuar; gövde değil de ayrıntı bulunur. Oraya insan hep başka bir şeyi aramak için girer; ama hiç aramadığı pek çok şeyle karşılaşır. Bunun için bir tasnifi, bir düzen ve tertibi yoktur tavan arasının, demirbaş kaydı da bulunmaz üstelik. Raflara dizili eşyalar yerine, dağıtılmış parçalar yer alır orada, ve orada ıssızlık ile sessizliktir her şeyi birdenbire eskiten, zamanın dışına iten ve bir daha bize hatırlatmayan.

Bir tavan arasının eşyası, yeniden kullanılmak için değil, kurtulunmak için oraya konulmuş gibidir nedense. Belki de bu yüzden, orada eşyalar, gözden çıkarılmışlığın, terk edilmişliğin, unutulmuşluğun, vefasızlığın acısıyla başlarlar her günkü sohbetlerine; ve her gün ahlaktan, faziletten, adaletten, erdemden, insaniyetten oluşan hatıralarını tazeleyerek tekrar ağlaşırlar eski sahiplerinin yeni hayatlarına.

Evin gençleri ve çocukları, hep uzak tutulur nedense tavan arasından. Oysa çocuklar için büyülü bir mabet, gençler için karanlık bir zaman tünelidir tavan arası; sırlarla dolu, ayrıksı ve meraklı... Bir çocuğun tavan arasında oynayacağı öyle çekici oyuncaklar; bir gencin de orada çözeceği öyle gizemli şifreler vardır ki!.. Onlar belki de hayatlarına anlam katacak iksiri bir tavan arasında bulacaklardır.

Geçmiş zamanın puslu hatıralarıdır kimlikler giydiren ruhlarımıza, ve geçmiş zamanlar neşeleri ve sevinçleriyle, hüzünleri ve acılarıyla en çok tavan arasında saklanırlar. Biz onları keşfettiğimiz vakit adını tarih koyarız. Ve yazık ki bizim ülkemizde tarih, henüz keşfedilmeyen bir tavan arasıdır.


29.08.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (22.08.2002) - Şiir ve minyatürler

> (15.08.2002) - Nezaket, yine nezaket!..

> (04.07.2002) - Kahve molası

> (27.06.2002) - Şerefle şanla!..

> (20.06.2002) - İnsan sözden ibarettir ve şair ne güzel insandır

> (06.06.2002) - Ağlamaktan korkma gözüm!

> (30.05.2002) - Kanaat masalı

> (23.05.2002) - Merhamet!.. Merhamet!..

> (16.05.2002) - Analı kuzu, kınalı kuzu

> (09.05.2002) - Mutlak güzellik




GAZETE SAYFALARI


 



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

NURİYE AKMAN

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.