|
SERBEST VURUŞ - Tesis yeterli; ama dolma yalancı
‘Öldürücü olan son darbedir’ derler. Aslında F. Bahçe salı akşamına gelene kadar epey ölümcül yara aldı. İsterseniz kısaca göz atalım: Japonya ve G. Kore’de Dünya Kupası Finalleri yapılıyor...
Yeryüzünde futbolla profesyonel olarak ilgili kim var ise orada... Türkiye liglerinin mütevazı takımlarının hocaları bile, ‘Aaba ucuza işe yarar topçu bulabilir miyiz?’ düşüncesiyle kampları, antreman sahalarını, stadları arşınlıyorlar. F. Bahçe kulübünden ne doğru dürüst bir yetkili, menajer, ne de Lorant yok ortalarda. Fenerli medyadan tek bir cümle de yok. Sadece elenen Arjantin maçlarına dikkat çekilip; ‘Orti harikalar yaratacak!’ türü mangal edebiyatından ileri gitmedi.
İkinci ölümcül hata, hazırlık maçlarındaydı. Tiraj ve reyting peşinde koşan futbol medyası, Alman 5. lig takımlarına takımlarımızın attığı 15’er golü başarıymış gibi sundu. Hatta hiç sıkılmadan bir de hazırlık dönemi istatistikleri yapıldı: ‘57 attı, 10 gol yedi.’ Başkanından, teknik patronuna, antrenöründen medyasına kadar herkes hazırlık döneminde alınacak mağlubiyetlerin taraftarların hoşuna gitmeyeceğini, başta kombine biletlerin satılmaması olmak üzere, maç dekoder satışlarını bile etkileyeceğini çok iyi biliyorlardı. Bu sebeple bu yalancı dolmayı herkes iştahla hazırladı ve yedirdi.
Bir zihniyet düşünün ki, Avrupa maçı öncesi iyi bir hazırlık sınavı sayılabilecek G. Antep maçını erteletiyor, onun yerine Kartalspor ile maç yapıyor. Tabii alınan 4–1’lik galibiyet kısa bir süre daha gözbağcılığa yarayacak!
Bir başka ölümcül hata; yapılan transferlerde futbol medyasının ayaklarını yerden kesmesi. Mesela Almeyda denen bir adamdan bahsedildi. Bir iki saniyelik görüntü dışında tek satır bilgi sahibi olmayan medya Almeyda’yı göklere çıkardı. Aynı şey Washington için de geçerli. Adam daha havaalanındayken, ‘Washi–gol geldi!’ diye müjdeli haberler uçuruldu. Garibim Washi ise hazırlanan bu çarkın kısa süre sonra kendisini öğüteceğini bilemezdi elbette. Çünkü F. bahçe gerçeğini bilmiyordu.
Aslında Werner Lorant yaklaşan tirajik sonun farkındaydı. Bu sebeple küçük oğlunun kolundan tutup plaza plaza futbol medyasını gezdi. Derdini anlattı, aman diledi. Ancak onlarca senedir böyle giden bu devranı değiştirmek ne Alman çalıştırıcının haddineydi ne de varını yoğunu koyan Aziz Yıldırım’ın.
Yıldırım, Fenerli medyanın her an tüketen, yok eden bir çarkın en büyük dişlisi olduğunu ve vakti zamanı geldiğinde onu da yutacağını çok iyi biliyordu. bu sebeple, kimsenin inkar edemeyeceği bir düzleme çekti dikkatleri: Tesisleşme! Gerçekten yıllarca berbat zeminlerde, berbat mekanlarda başarı yakalamaya çalışan Türk futbolu için kimsenin inkar edemeyeceği tesisler kazandırdı. Anlayacağınız artık tesis yeterliydi! Tesis tamamdı da, medyanın önderliğinde hazırlanan yemek yalancı dolma.
Bakın bu satırlar F.Bahçe–Ankaragücü maçı sonrasında yazılan bir eleştiriden alınma: ‘Benim aklım ise Feyenoord’daydı hâlâ... Ankaragücü futbolcularına zihnimde o formayı giydirip seyrettim maçı. Birkaç tanesi dışında çok da benziyorlardı. Yani burada Fenerbahçe’nin işi kolay olmalı...’ Sevgili yazarımızın ismini buraya yazmanın anlamı yok. Ancak gelin bir de Feyenoord maçı sonrası yazılana bakalım: ‘Washington’u Fenerbahçe’ye santrfor olarak peyleyip, satın alanlar bir yana; neden Herr Lorant, Sarı–Lacivertli forma içinde “sevaptan çok günah işleyen” bu özürlü forveti sezon başından beri devam eden maç manzumesinde böylesine himaye halkası içinde ısrarla oynatıyor ki, anlamak çok güç.’
Ben esas Fenerbahçe taraftarına hayret ediyorum. Allah aşkına, neredeyse her yıl tekrar oynanan bu oyunu daha kaç defa kapalı gişe izleyeceksiniz? Bakın şu sistematiğe, medya kendi kendine balonla bir ‘efsane takım’ oluşturuyor, sonra ilk ciddi sınavında, rakip bize ayna tutuyor. Bunun üzerine medya hemen kurbanlar itiyor ortaya. Başkan, teknik direktör ve oyuncular. Açın arşivleri bakın, inanın defalarca aynı şeyin tekrarlandığına şahit olacaksınız. Böylesi bir çarka değil Lorant, değil Denizli, Terim; Van Gaal da dayanmaz, Scolari de, Arsen Wenger de... F.Bahçe’de bu tesisleşme onlarca yıllardan beri var. Değirmen gibi; geleni gideni yutuyor! Değişmesi gereken hoca, teknik direktör, oyuncu değil, bu acımasız çark manzumesi!
30.08.2002
|