|
NURİYE AKMAN |
 |
Alarko’nun Genel Koordinatörü Ayhan Yavrucu, Garih cinayetini yorumladı: Resmi söylemin aksini ortaya
koyacak gücümüz yok
Üzeyir Garih cinayeti, bütün deliller katilin Yener Yermez olduğunu gösterse bile, vicdanlarda aydınlanmış kabul
edilemiyor.
Dünkü yazımda detaylarını aktardığım muhteşem anma törenini izlerken, Alarko’nun bu ölüme dair kendi özel sorularını merak ettim. Şirketin 25 yıllık yöneticisi, Genel Koordinatör, Garih’in en yakın dostu Ayhan Yavrucu beni kırmadı ve sorularımı yanıtladı. Ne yazık ki, Faruk Mercan’ın Boğazın Şövalyesi kitabından da yararlanarak hazırladığım sorularım, asıl merak ettiğim “onların zihnindeki özel soruları” alamadı. Söyleşi, patronu öldürülmüş bir şirketin psikolojisini çok yönlü olarak yansıtıyor ve hediye olarak, Garih’in öldürüldüğü gün bagajından çıkan 10 bin doların sırrını açıklıyor.
Garih’in çok önemsediği, devlet arazi tahsis etmediği için çok üzüldüğü Gapropark (GAP’ta teknoloji parkı kurup, tarımsal üretimde kalite ve ürün çeşitliliği sağlayıp, dünya pazarlarına aktarmayı amaçlayan, İsrailli, Hollandalı ve Amerikalı şirketlerin de içinde yer alacağı 5,5 milyar dolarlık bir proje) hangi aşamada?
Ön fizibiliteyi yaptık, nihai fizibilite için TDA denen kurumdan fon sağlamak için müracaat ettik. O kararı bekliyoruz. Karar verildikten sonra nihai projeyi, Türk otoritelere ve bu işi birlikte yapmayı öngördüğümüz firmalara takdim edeceğiz.
Garih cinayeti, Gapropark’ın gerçekleşmesiyle çıkarları zedelenecek birtakım odakların işi olabilir mi?
Zannetmiyorum. Üzeyir Bey herkesle çok iyi diyaloğu bulunan, ilişkilerini sevgi ve saygı içerisinde tutmaya çalışan bir insandı.
Ama “GAP, Musevilere parsellenecek” düşüncesinde olan bazı gruplar var.
Olabilir. Bundan kendilerine başka başka şeyler çıkartmış olabilir bazı insanlar. Bunları önlemek mümkün değil ama ben bunlarla ilgili olduğunu zannetmiyorum.
Garih, ölümünden bir gün evvel İsrail’den gelen üç işadamıyla ne görüştü?
Ben o görüşmeyi bilmiyorum. Üzeyir Bey yüzlerce insanla görüşürdü. Çoğunu bilmezdim. Bunların içerisinde üç İsrailli de gelmiş, niçin görüşmüş, bilmiyorum.
İddiaya göre, bu görüşmeyi ayarlayan kişi, Erol Evcil’in uçağıyla, İsrail’den getirtilen ve tartışması hâlâ süren, gizli silahları temin eden Ertaç Tınar. Bu kişinin, Öcalan’ı ortadan kaldırmaya dönük bir operasyon için, İsrail’e ödenen paralara da aracılık ettiği söyleniyor. Tınar, Garih’in yakın dostu olduğunu, üç işadamının İsrail’deki bir politikacı arkadaşının tavsiyesi ile geldiklerini, Garih ile yapılan bu görüşmede de iş kurmak için bir anlaşma yapıldığını söylemiş.
Üzeyir Bey’e zaman zaman serzenişte bulunurdum, “Bu kadar vaktiniz bol mu, herkese randevu veriyorsunuz?” diye. Şirketimizde anlaşmaları profesyoneller yapar. Üzeyir Bey ve İshak Bey anlaşma yapmazlar. O şahısla görüşmüş olabilir ama “Bir anlaşma yaptık” lafının doğru olması kesinlikle mümkün değil. Anlaşma yapılacaksa, benim mutlaka haberim olur.
Peki ama hiç merak etmediniz mi, kimmiş o İsrailli üç kişi diye?
Hiç merak etmedim. Detayını da sizden öğreniyorum şimdi.
Kayıtlara da mı bakmadınız?
Hayır hiç bakmadım, zaten o araştırmayı gerek MİT, gerek polis yaptı. Ben öyle mi oldu, böyle mi oldunun içine girmedim. O araştırmaların sonunda bize denen, Yener Yermez’in cinayeti işlediği. Aksi ispat oluncaya kadar buna inanmak zorundayız.
Enerji alanında Garih’in ortaya koyduğu vizyon, içeride ve dışarıda bazı çevreleri rahatsız etmiş olamaz mı?
Üzeyir Bey’in vizyonu geniş olabilir. Fakat biz, herhangi bir kişinin ayağına basıp da, bize cephe almasını sağlayacak büyüklükte değiliz. Türkiye’nin, 27 bin megawatt kurulu gücü var. Üç bin megawatt da şu anda devreye girmekte; 30 bin megawatt. Bizim ilgilendiğimiz gücün hepsi 500 megawatt. Kimin ayağına basacağız?
“Katil yakalandı” diye kalbinizde bir müsterih olma durumu mu var, yoksa “Keşke şu soruların da cevaplarını alabilseydik” diyor musunuz?
Kamu vicdanı çoğu kez, resmi olaylarla denk düşmeyebilir ama, sizin aksini ortaya koyacak bir gücünüz yok.
Sorumlu bir şekilde konuşma ihtiyacınızı anlıyorum. Kalbinizde hangi soru işaretleri var?
Üzeyir Bey benim için, bir baba, bir ağabey, bir çalışma arkadaşı olmuştur ama hiçbir zaman patron olmamıştır. Ölüm şekli, kabul edebileceğim bir ölüm şekli değil ama ötesinde soru sormaya kendimde hak görmüyorum. Çünkü ben profesyonel kadronun en başındaki insanım.
Alarko’nun, Garih’e borçlu olduğunu, ölümüyle ilgili soru işaretlerini aydınlatacak bir birim kurması gerektiğini, bunun için herkesten yararlanılmasını, hatta MOSSAD’dan bile yardım istemesi gerektiğini düşünüyorum ben. Sizin böyle bir şey yapmamanıza şaşırarak abartıyor muyum?
Hayır, hayır. Dış perspektiften bakan bir insanın yaklaşımını sergiliyorsunuz. Sonsuz da saygım var. Kesinlikle bu düşünceniz yanlıştır diyemem.
Neden yapmadınız bunu?
Bu bizleri çok yorar çünkü. Şirketimizin bütün gücünü sonuna kadar açardık, eğer Üzeyir Bey’i getirme imkanı olsa. Onu getirme imkanı olmayan her çaba beyhudedir ve yeni sorunları beraberinde getirmekten öte hiçbir şeye yaramaz. Halbuki biz çok rasyonel düşünen bir şirketiz. Attığımız her adım, bir değer yaratmaya yöneliktir.
Gerçeğe ulaşmak bir değer yaratmak değil midir?
Deyin ki bir an için, “Bu zat öldürmedi de, x öldürdü”, bunu da bulduk. Bu bize bir şey getirmez. Psikolojik olarak bizi rahatlatır mı? Ona da çok emin değilim. Ölüm o kadar karışık bir olay ki, insanın ruhunda yarattığı etkiler nedeniyle, “Gerçek o muydu, bu muydu?” araştırması bize boşa zaman kaybettirmekten başka hiçbir işe yaramaz.
Eşi ve çocukları da böyle mi düşünüyor?
Onların ne düşündüğünü bilmiyorum. Ne onlarla ne İshak Bey’le konuştum bunu. Benim Alarko’ya karşı sorumluluklarım var. Mantığım ve duygularım arasında bir denge sağlamaya çalışıyorum.
Yener Yermez’le ilgili kanaatiniz?
Ne adını duymak, ne fotoğrafını görmek istiyorum. “Bu muydu, o muydu?” tartışmasını iç dünyamda başlatmamak için, kendimi çok kararlı bir biçimde motive ettim. Allah belasını versin! Başka bir şey söylemiyorum.
Rahmetlinin gözlerini mi oymuş Yermez?
Hayır öyle bir şey yok.
Olay yerine ulaşan bir kişinin böyle bir iddiası var. Hatta Boğazın Şövalyesi kitabında Jak Kamhi bile diyor ki, “Gözlerinin oyulması çok önemli bir işaret.” Biliyorsunuz “mürtetleri” oyuyorlar…
Ben gidip görmedim tabii, ama hiç öyle bir şey duymadım. İzzet Bey gördü, kızı gördü. Bana hiç öyle bir şey söylemediler.
Bu bagajdan çıkan 10 bin dolar ve “dul kadın” meseleleri nedir?
İşin aslı şu: Kazakistan’da, Hazar denizinin kuzey kıyısında Atraov diye modern, büyük bir şehir kuruluyor. Biz de müteahhidiz. Bu projeyi geliştiren bir Amerikalı ile Üzeyir Bey telefonla görüştü. Bu görüşme 24 Ağustos Cuma günü saat beş civarında oldu. Ben oradaydım bilfiil. Amerikalı dedi ki, “Programda bir değişiklik oldu, orada özel bir uçak kiralamamız gerekebilir, yanınızda gelirken para getirin.” Üzeyir Bey bana dedi ki, “Ya Ayhan Bey, bana bir 20 bin dolar bulabilir misin?” Ben “Bu saatte nereden bulayım, bankalar 4’te kapandı” dedim. O zaman “İshak Bey’e sorayım” dedi. Düğmeye bastı, onların çünkü direkt linki var. İshak Bey’e dedi ki, “20 bin dolar verebilir misin?” İshak Bey de “Bende 10 bin dolar var.” demiş. “Peki sen o 10 bin doları ver. Ben 10 bin için de bakarım.” dedi. Aynen böyle konuşma. Ve 10 bin dolardır. Ne dul kadını, ne bilmem nesi! Nitekim bileti var Kazakistan’a. Ertesi gün bu öldürme olayı olmasa, Üzeyir Bey Kazakistan’a gidiyor. Ve o projeyi hâlâ biz takip ediyoruz.
Rahmetlinin, İsrail–Filistin uyuşmazlığında aldığı roller, bazı fanatik grupları rahatsız etmiş olabilir mi?
Üzeyir Bey, Yaser Arafat’la da görüştü birkaç defa, İsrailli yetkililerle de. Ama İsrail–Filistin savaşını durdurmak gibi bir hedefi olmadı. Üzeyir Bey yapabileceği işlere soyunurdu, mantık adamıydı. Bir arabulucu veya barışı sağlayacak faktörlerden biri gibi hiç hareket etmedi. Gazze’de bir havaalanı projesi vardı. Onun müteahhitliğini üstlenebilir miyiz düşüncesidir onunki. Bu proje, Avrupa Birliği’nden, Dünya Bankası’ndan realize edilecekti. Bu paraları vermedikleri için de biz girmedik o işe.
Alarko, Filistin’e herhangi bir şey yaptı mı?
Hiçbir çivi çakmadık.
Bir suikast ihbarı olsa, MOSSAD size haber verir mi?
25 yıldır bu şirketteyim. Kazandığımız her parayı bu ülkenin hizmetine sunduk. Bu kriz ortamında biz 70 milyon dolarlık bir enerji santralı yapıyoruz. İsrail’de bir kuruş yatırımımız yok. 5 bin kişilik şirketimizde, Musevi kökenli çalışan 5 kişi var. Bizim ne MOSSAD’la, ne de başka bir teşkilatla bir bilgi ağımız olabilir. Biz apolitik bir şirketiz. O yönden bize hiçbir uyarı, ima gelmedi.
İsrail, Musevi şirketlerinden, bir şekilde, şu ya da bu kurumuyla pay alır gibi bazı aptal komplo teorileri vardır...
Kaynaklarımızın hepsi bellidir. Yılda üç dört defa edit edilir ve raporları yayınlanır. Hibe yaptığımız kurumlar bellidir. Şöyle bir soru gelebilir insanların aklına: “Tamam, siz resmen böyle bir şey vermiyorsunuz, ama patronlarınız temettü alıyor. Onunla özel birtakım ödemeler yapıyorlardır.” Benim patronlarım, kimseye bir kuruş gereksiz ödeme yapmazlar. Bugün Musevi lobisi ABD’de müthiş egemendir. Hatırlayın, Türkiye aleyhinde kongreye gelecek yasanın önlenmesinde bu lobi olağanüstü bir rol oynadı. Bu milyarlarca doların döndüğü yerde, biz versek ne vereceğiz Allah aşkına? Bu koca teşkilatın, bizden alacağı üç beş kuruşa mı ihtiyacı var? Alarko’nun parası o okyanusta damla bile olamaz. Ayrıca bizim şirkette, Musevi kökenli kişilerin, bire bir karar mevkiinde rolleri yok. Alarko bir Musevi şirketi değildir. Şirketlerin dinsel karakteri olamaz. Pazar koşullarında Alarko ile rekabet etmek çok zordur. Alarko ile yarışamayıp, alttan vurmak isteyenler, böyle şeylere pirim verebilirler; ama şirketimizde böyle bir etiket yoktur.
Garih ve Alaton bütün sosyal faaliyetlerin içinde, Tv programlarında sık görünürlerdi. Vefattan sonra, İshak Bey de biraz çekildi, NTV’deki programını bitirdi. Sanki Alarko stratejik olarak içine kapandı...
Böyle bir stratejimiz yok. Sadece İshak Bey bir strateji değişikliği yaptı: Genç bir nesil geliyor. Kendimi emekli ettiğime göre, artık ben öne çıkmamalıyım, genç hissedarlar grubunu çıkarmalıyım. Bir yere geldiğinizde, artık kurucuların sahneden çekilmesi gerekiyor. Türkiye’de birinci kuşaktan ikinci kuşağa, ikinci kuşaktan üçüncü kuşağa henüz bir geçiş olmamıştır. Biz birinci kuşaktan gelen, iki kurucumuzdan birini maalesef kaybettik. Diğer kurucumuz yaşıyor ve sembol olarak şirketin başındadır. Ölüm belki bu değişikliği hızlandırmıştır; ama bu değişiklik zaten 2004’te olacaktı. Şu anda hiçbir içe dönüklüğümüz yok. Ben bir sürü Tv programına, panele katılıyorum. Bir aşamaya gelecek, genç hissedarlarımız da bu gibi toplantılara katılacak. Alarko kabuğuna çekilemez. Sadece aktörleri değişmiştir.
İzzet Bey, babasının boşluğunu doldurmak gibi bir zorunluluk içinde mi?
Fazlasıyla doldurur. İzzet Bey son derece akıllı ve çalışkan bir insandır. İzzet Bey’de bu ölüm nedeniyle bir kırgınlık vardır. Bu da ilelebet süremez. O da bu bulunduğu konumdan, ona verilen mevkiye ister istemez kendini taşıyacak ve yoluna devam edecektir.
Evladın babanın rolünü devam ettirme görevi, psikolojisine zarar verebilir bazen.
Hayır. İzzet Bey bu şirkette 20 yıldır çalışıyor. Çok önemli projelerin altına imza attı. Böyle bir düşünceye kapılamaz. Ne buna hakkı vardır, ne de backraundu onu böyle bir çizgiye itebilir. Üzeyir ve İshak Beylerin çocuklarına telkin ettiği bir şey vardı: Siz profesyonel kadrolarla çalışacaksınız, bir işin nasıl kurulduğunu, nasıl yürütüldüğünü, nasıl sonuçlandığını öğreneceksiniz, ama siz bu şirkette patronluk yapacaksınız. Yönetim kurulunda oturacaksınız, şirketin hissedarları adına, gidişini gözleyecek, yolundan sapmasına müsaade etmeyeceksiniz. Kimse zaten bir başkasının rolünü oynayamaz. Önemli olan, patronluk mesleğini yürütecek donanıma sahip olmasıdır. İzzet Bey’de bu fazlasıyla var. Ve İzzet Bey göreceksiniz, zaman içinde, yürütebilecek bir konuma gelecek. Kendisine biçilmiş o elbiseyi giyecek ve yoluna devam edecek.
Garih’in iç dünyasına yön veren ilkelerden bazıları Masonluğu ile ilgiliydi. Faruk Mercan’ın kitabından öğrendiğime göre oğlunun da Mason olmasını istemiş, ama İzzet Bey olmamış.
Gerçekten öyle mi olmuş? Hiç bilmiyordum, sizden duydum bunu. Üzeyir Bey kimseye bir şey empoze etmez. İzzet Bey belki o zamansal boyutu itibariyle kendisi açısından bunu uygun bulmamıştır. Bir de şu olabilir: Yani ben oğluma “şunu yap, bunu yap” dediğimde, belki o düşünceye inanıyor da, ona reaksiyon gösteriyor, babamdan geldi diye.
Siz Mason musunuz?
Hayır. Bizim koordinatör dediğimiz arkadaşlardan bir sürü mason arkadaşımız var. Ben de olurdum ama benim o reguler toplantılara gidecek kadar vaktim yok. İşimin konsantrasyonundan kopmamam lazım. Ben ne Rotary, ne Lions kulüplerine üye oldum; ama arkadaşlarımın olmasını teşvik ederim. Bu şirketimizin imajı için de, oradaki dayanışma, sosyal oluşumlar için de gerekli.
|