İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
01.09.2002
Pazar
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 

YAZARLAR


MEHMED NİYAZİ m.niyazi@zaman.com.tr
 

Avrupa’yı Avrupa’da arıyoruz

Geçtiğimiz günlerde Almanya’nın değişik bölgelerinde meydana gelen sel felaketinde evlerini, işyerlerini, dükkanlarını kaybedenler hayat mücadelesi verirlerken bazı vicdansızların da televizyonlarını, cep telefonlarını, fotoğraf makinelerini, video cihazlarını yağmaladıklarını gazetelerde okuduk.


Sadece Saksonya eyaletinde yirmi dört kişi gözaltına alınmış. Kim bilir Almanya’nın tamamında, diğer Avrupa ülkelerinde ne kadar yağmalama olayı olmuştur. Gazetelerde sel felaketlerine dair haberleri okurken gözlerimin önüne ilkokul, ortaokul sıralarındaki yıllarım geldi.

Bu okullarda okurken öğretmenlerimiz bize Avrupalıların çok medeni olduklarını, kesinlikle hırsızlık bilmediklerini anlatırlardı. Hatta öyle ballandırırlardı ki; İsviçre’nin dağlarında açık dükkanlar varmış, peynirin, zeytinin üzerlerinde fiyatları belirten etiketler bulunurmuş, avcılar kendilerine lazım olanı tartar, alır, parasını kasasına koyarlarmış. Sonra da kılıcı bize çevirirlerdi. Bizim medeniyet dairesi dışında kaldığımızı, hatta dilimizdeki “çalışmak” kelimesinin “çalmak” fiilinden geldiğini söylerlerdi. Bizler de o masal ülkesine dair anlatılanları ağzı açık dinlerdik.

Gün geldi, oralara gitmek nasip oldu; bir akşam şehrin bir bölümünde iki dakika elektrikler kesildiğinde, marketlerin yağmalandığını duyunca şoke olmuştum. Daha sonra Avrupa’daki büyük marketlerin özel polisleri bulunduğunu öğrenince de hepten şaşırmıştım.

Zürih’ten Köln’e gitmek üzere tren bekliyordum. Karşımdaki sandalyeye yaşlı bir İsviçreli gelip oturdu. Ona ufka doğru uzanan dağları göstererek, orada içinde sahibinin olmadığı açık dükkanların bulunup bulunmadığını sorunca, adamcağız bana şüpheli şüpheli bakmaya başladı. Kaçık mı olduğumu, alay mı ettiğimi, şaka mı yaptığımı anlamaya çalışıyordu. İhtiyarcık, okullarımızda böyle hayal ürünlerinin anlatıldığını nereden bilebilirdi?

Bize bunlar öğretilirken Avrupa İkinci Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmıştı; oralarda açlık kol geziyordu; bir yumurtanın, bir dilim ekmeğin bile çok önemi vardı. Böyle şartlardaki Avrupa’da neler olup bittiğini bilmiyoruz. Bundan birkaç yıl önce ise, o zamanki Almanya’nın başbakanı Kohl, “O kadar zenginleştik ki, artık zenginliğimizden utanıyorum.” demek zorunda kalmıştı. Almanya sosyal bir devlettir; sosyal dairenin görevi maaşları, ücretleri takip etmek; fakirlik sınırının altında bulunan aileleri tespit edip yardımda bulunmaktır. Veya bir Alman vatandaşı, “Bıktım bu çalışmaktan; artık çalışmak istemiyorum.” diyerek sosyal daireye başvurursa, ona hemen dört yüz elli mark maaş bağlanır; eğer tekrar bir işe girerse, o maaş derhal kesilir. Böyle bir ortamda sel felaketinden yararlanıp dükkanları yağmalayanlar, bir yumurtanın, bir dilim ekmeğin kıymette olduğu dönemde neler yapmazlar. Bizler de o yıllarda dağlarda açık bulunan dükkanların masalını dinlediğimiz bir eğitim sistemine nasıl inanabiliriz? Bunları uyduranlar hiç düşünmüyorlar ki, tespit edilen bir yalan, diğer doğrulara inanmayı da tehlikeye sokar. Elbette ki genç dimağlar güzel örneklerle donatılmalıdır; ama bu yapılırken çocukların tarihlerinden koparılmamasına dikkat edilmelidir. Bizim muhteşem tarihimizde doğruluğa, dürüstlüğe özendiren örnekler bulunmazsa, yabancılardan örnekler vermek anlaşılabilir. Yüksek meziyetler bakımından Batılı devlet adamları arasında bir Hz. Ömer, bir Alparslan, bir Osman Gazi, bir Fatih, bir Yavuz var mıdır? Hakka riayete, milletin iyi niyetini sarsmamaya, onda telakki edilen üstün vasıflara layık olmaya gayret eden İbrahim Edhem’e, İmam Azam’a, Mevlânâ’ya, Yunus’a Batı kültüründe rastlamak çok zordur. On altıncı, on yedinci yüzyıllarda İstanbul’a gelip akşamları dükkanların kapanmadığını gören Avrupalıların ağızlarının açık kaldığını gene bizzat kendileri yazmaktadırlar. O yüzyıllarda medeniyetimizde insanın ne olduğunu, ona nasıl değer verildiğini gerek Batı kaynaklarından, gerekse bizim kaynaklarımızdan öğreniyoruz. Bazı onurlu insanlar muhtaç oldukları halde durumlarını gizleyebilirlerdi; kimileri de yardım etmek istedikleri halde, insan haysiyetine çok saygı gösterdikleri için yardım edemeyebilirlerdi. Yardıma muhtaçlarla yardım edenleri buluşturmak gayesiyle İstanbul’un çeşitli yerlerine sadaka taşları konmuştu. Yardım etmek isteyenler o taşlara bırakırlardı; ihtiyaç sahipleri de, arzu ederlerse, gece, kimsenin görmediği zamanlarda o taşlardan alabilirlerdi. Şimdilerde o taşları meydanlara koysak, yerlerinde bulabilir miyiz?

İnsanoğlunun büyük işleri başarması bir yana, biyolojik olarak ayakta durabilmesi için kendine güvenmesi lazımdır. En basit örnekleri kendi tarihinde bulamayan bir millet kendine nasıl güvenebilir? Kendine güvenmeyen milletten ne beklenebilir? Şairin “Roma’da Roma’yı aradım” dediği gibi, bizlerin de “Avrupa’da Avrupa’yı aratan” eğitim sistemimizi ciddi bir şekilde sîgaya çekmemiz gerekmez mi?


01.09.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (25.08.2002) - Yabancı gözüyle biz

> (18.08.2002) - Halkımızın feraseti

> (11.08.2002) - Hukuk ve vicdan

> (04.08.2002) - Çileli Ortadoğu

> (03.08.2002) - Filistin ve Atatürk

> (28.07.2002) - Manasız sözde yektayız

> (14.07.2002) - Senaryolar, senaryolar

> (07.07.2002) - Hesabı sorulmayacak mı?

> (30.06.2002) - Onları tanıtmalıyız

> (23.06.2002) - Beyni olana çok şey öğrettiler




GAZETE SAYFALARI


 



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

NURİYE AKMAN

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.