İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
01.09.2002
Pazar
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 

YAZARLAR


MELİH ARAT m.arat@zaman.com.tr
 

Ne soruyon!

Ne sorusu nasıl sorusundan önemlidir. İnsanların birçoğu, değişik şeylerin nasıl yapılacağı ile ilgilidir. Örneğin, nasıl konuşma yapılacağı elbette önemli bir konudur.


Konuşma yapmayla ilgili, nasıl sorusunun cevabını bulmak için insanlar hitabet ya da diksiyon kurslarına gidebilirler. Ancak, nasıl sorusu “ne” sorusunun cevabını vermez. Hitabet etme ya da konuşma yapmanın nasılını öğrenebilirsiniz, ama “ne” konuşacağınız daha önemlidir. Muhteşem bir konuşmacı, “ne” konuşacağına dair iyi bir cevap veremezse, nasıl sorusunun cevabı boşa gider. Elbette, “nasıl” sorusunun cevabı da bir o kadar önemlidir. Çünkü bazen harika bir mesaj da, işin nasılı iyi becerilemezse boşa gidebilir.

Diğer bir deyişle, ne yapılması gerektiğini bilebilirsiniz, ama nasıl yapılacağını bilmiyorsanız da başarısız olursunuz. ‘Bilenler ve yapabilenler’ diye bir deyim vardır. Bilenler, ne ve nasıl yapılacağı hakkında bilgi sahibi olabilirler; yapabilenler ise nasıl yapılacağını bilen ve uygulayabilenlerdir. Uygarlık tarihi, değişik şeylerin nasıl yapılacağı konusunda cevapların bulunmasıyla ilerlemiştir. Yemeğin, roketin, baskının, yönetimin, ampulün, bilgisayarın ve milyonlarca değişik şeyin nasıl yapılacağını bulmak uygarlığın gelişmesine yol açmıştır. Ancak, her nasıl sorusunun önünde “ne yapılacak” sorusunun cevabını bulmuş olmak vardır.

“Nasıl” sorusunun günümüzde yarattığı tuzak şudur: Birçok değişik problemin “nasıl” çözüleceğine ilişkin bilgi bulunmuştur; ama yaygınlaşmamıştır. Birçok insan, başkalarının bulduğu “nasıl” sorusunun cevabının peşine düşer. İşte tuzak buradadır. Bir başkasının bir şeyin “nasıl” yapılacağına ilişkin cevabı bulmuş olması, o şeyin yapılması gerektiğini göstermez. Bu tuzaktan çıkış yolu, biz bunu “neden” ve “ne için” yapıyoruz sorusunu sormaktır.

“Neden” ve “Ne için” soruları, aynı anlama geliyor gibi sanılsa da farklı anlamlar içerir. “Neden” sorusu, “neden dolayı” demektir. Yapmamız gerektiğini düşündüğümüz eylemin öncesindeki olaylar “nedenleri” oluşturur. “Ne için” sorusunun cevabı ise, yapacağımız eylemin sonucunda ulaşacağımız amaçları içerir. Özetlersek, “neden” yapacağımız eylemin öncesinde, “ne için” ise yapacağımız eylemin sonrasındadır.

Dolayısıyla bir şeyin yapılması gerektiği herhangi bir şekilde ileri sürülürse, onu “nasıl” yapacağımız sorusunun cevabına atlamadan önce onu neden, hangi nedenlerden dolayı; ne için, hangi amaca ulaşmak için yapmamız gerektiğini iyice tarif etmemiz gerekir.

Çocuğumuza özel ders aldıralım, diye düşünecek olursak, önce neden, ne için diye soralım. Özel ders aldırmak, aslında bir nasıl sorusunun cevabıdır. Ne için sorusunun cevabı, “çocuğumuz dersleri daha iyi öğrensin” ise, bu amaca ulaşmanın herhalde tek yolu özel ders değildir. Örneğin, çocuğumuzun başka çocuklara ders vermesini sağlamak, çocuğumuzun ekstradan hazırlanmasına yol açabilir. Hemen “nasıl” sorusunun cevabına odaklanmak, insanın düşünme sistemini kilitliyor ve belki de yanlış eylemleri gerçekleştirmek için sadece zaman ve kaynak harcıyoruz.

“Ne, nasıl, neden, ne için” sorularının üstünde tek tek durmak koşullanmışlıklarımızı kırma fırsatını yakalamamıza yardım edecektir.

Elbette, bu sorulara “neden olmasın” ya da “olmasa ne olurdu” gibi sorular da eklenebilir. Doğru cevaplara, ancak doğru sorularla ulaşılabilir.


01.09.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (26.08.2002) - Ga–ni–met

> (18.08.2002) - Deneyim ekonomisi

> (11.08.2002) - İş yaşamında olgunluk

> (04.08.2002) - Kiminle evlenmeli?

> (28.07.2002) - Kale burcu

> (21.07.2002) - Siz ne elmasınız, ne de bilgi...

> (14.07.2002) - Arada sırada kaza yapın

> (07.07.2002) - Diğerini anlamak

> (30.06.2002) - Yemeğe ne dersiniz?

> (23.06.2002) - Bu yazıyı hızlı okumayın!




GAZETE SAYFALARI


 



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

NURİYE AKMAN

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.