İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
01.09.2002
Pazar
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 

YAZARLAR


ORHAN OKAY o.okay@zaman.com.tr
 

Geçmiş zaman kitapçıları II

Önceki yazımda benim gözümle, hafızamda ve hatıralarımda kaldığı kadar Babıali’nin elli–altmış yıl önceki bazı kitapçılarını ve onların yayınlarından kütüphaneme ilk giren kitapları tanıtmaya başlamış, Yokuş’un Büyük Postahane tarafından girildiğinde kitapçıların çoğunun yer aldığı sağ kaldırımdan yukarıya doğru İnsel Kitabevi’ne kadar gelmiştim.


Bu kitabevinin hemen üst tarafında o zamanlar, belki şimdi de Babıali’nin en büyük ve gösterişli binası gelir. Bu o zamanlar Hakkı Tarık Us ve kardeşlerinin çıkardıkları epey popüler, satışı da bol olan Vakit, Zaman, Kurun (üçü de aynı manada), Haber gibi gazetelerin idarehanesi idi. Dört katlı, galiba oymalı şahnişinleri, caddenin her iki tarafını görebilen pencereleri bulunan binanın adı da Vakit Yurdu idi. Ben lise ilk sınıfında öğrenci iken İlhami Safa’ya bir davetiye götürmek için adresini bulmak maksadıyla, Vakit gazetesinde yazı yazan kardeşi Peyami Safa’yı bu binanın karmaşık odalarında aradığımı hatırlıyorum.

Galiba hemen o binanın yanında Millî Eğitim Bakanlığı’nın yayınevi bulunuyordu. Burası kaliteli, ucuz, ayrıca öğrencilere yaptığı tenzilatlı satışlarıyla, ilk çıkışlarından birkaç yıl sonra takip etmeye başladığım Türk (ilk birkaç cildi İnönü Ansiklopedisi adıyla) ve İslam Ansiklopedileriyle klasikler serisi başta olmak üzere en sık alışveriş ettiğim yayınevi olmuştur. Birkaç dükkân yukarıda galiba artık İstanbul’un en eski kitap ve yayınevi olan Remzi Kitabevi vardı, halen de şubeler açarak faaliyetini sürdürmektedir. Yayınladığı telif ve tercüme pek çok kitap arasında “Dünya Muharrirlerinden Tercümeler” diye başlattığı dizi, Millî Eğitim Klâsiklerinden evvel bu alanda kaliteli ve zengin bir kütüphane teşkil etmişti. Küçük boydaki “Kültür Serisi” de değişik konularda, yetiştirici eserleri ihtiva etmekteydi. Remzi’den aldığım ilk kitaplar arasında Hasan Ali’nin Goethe’nin hayatını anlatan Bir Dehanın Romanı’yla İsmail Habip’in Avrupa Edebiyatı ve Biz’i hatırlıyorum. Lise yıllarımda da İbrahim Hoyi’nin tercümesiyle Tagor külliyatı başucu kitaplarımdı. Anatole France’ın Thaïs’i de (Nasuhi Baydar’ın tercümesi) delikanlı yaşlarımda beni büyüleyen, hatta ilk sayfalarını ezberlediğim bir roman olmuştu. Yine o yıllarda merakla takip ettiğim, Ömer Rıza Doğrul’un çıkardığı Selamet adlı dini muhtevalı bir dergide tefrika edilen Ferideddin Attar’ın Şeyh San’an hikâyesiyle Thaïs arasındaki benzerlikler de dikkatimi çekmişti.

Remzi Kitabevi’nin yanında Arif Bolat Kitabevi bulunuyordu ki oradan da, okuduğum yıllarda bana epey tesir etmiş olan, yazarının adına bir daha rastlamadığım Marie Correlli’nin Uçurum adlı romanını almıştım. Çok sonraki yıllarda geniş hacmi, çekme ve bodrum katlarıyla dört katlı Dergâh Kitabevi de bu kitabevinin yerinde açılmıştı. Burası eğer yanılmıyorsam Babıali’nin gelmiş geçmiş en büyük kitabevi olmuştu.

Yokuş buradan sonra sağa kıvrılarak daha dik ve dar Cağaloğlu Yokuşu’nu teşkil eder. Asıl Ankara Caddesi ise bu sokağa sapmadan karşıya geçerek devam eder. Ankara Caddesi’nin o yakasında 1940’lı yıllarda nelerin bulunduğunu hatırlamıyorum. Demek ki benim yolum bu noktadan sonra daha çok Cağaloğlu Yokuşu idi. Bu dar yokuşun sağ başında çok defa kartvizit basan küçük bir basımevi vardı: Rıza Koşkun Matbaası. O tarihte burada, henüz adını bile duymadığım Beşir Fuad’ın evinin bulunduğunu ve hazin intihar olayının da bu evde geçtiğini nereden bilecektim? Bu evin karşısında da meşhur Saatli Maarif Takvimi’nin yayıncısı Maarif Kitabevi bulunmaktaydı. Buranın da vaktiyle Osmanlı döneminin maruf kitapçı ve yayıncılarından Ermeni asıllı Arakel Efendi’ye ait olduğunu, Beşir Fuad’ın bir dostuna, kendi evinin adresini verirken yaptığı tariften anlıyoruz. Cağaloğlu yokuşunda kitapçıdan çok kırtasiye ve matbaa malzemesi satan dükkânlarla matbaalar vardı. Şimdi de öyledir. Yalnız Maarif Kitabevi’nin yanında Faruk Gürtunca’ya ait Hergün gazetesinin idarehanesi ve matbaası bulunuyordu. Yine Faruk Gürtunca’nın çıkardığı, ilk okul yıllarımın güzel dergilerinden olan Çocuk Sesi ve Afacan’ın ise bu binada basılıp basılmadığını hatırlamıyorum. Bu yokuşun çıkarken sağ tarafında Acı Musluk ve Narlı Bahçe adlarını taşıyan, birbirine paralel ve devamında birleşen iki sokak vardı. Daha sonraki yıllarda karikatürist Cemal Nadir Güler’in ölümüyle Acı Musluk Sokağı’na Cemal Nadir’in adı verildi. Sokağın köşesine de üzerine Cemal Nadir’in imzası ve o yıllarda çok meşhur olan kahramanı Amcabey’in bir karikatürü hakkedilmiş kırmızı bir sokak tabelası çakıldı. Bu galiba resimli ilk ve tek sokak tabelası idi. Bilmem ne zaman, tabelalar mavileşirken bu güzel hatıra da ortadan kalktı. Cemal Nadir’in çalıştığı Akşam gazetesi ile bir devrin en çok okunan magazin dergisi Yedigün (ki daha sonra Hürriyet gazetesinin de ilk yıllardaki idarehanesi olmuştu) de Acı Musluk Sokağı’nda idi.

Cağaloğlu yokuşu, sağ tarafta heyulâ gibi yükselen İran Konsolosluğu’nun duvarlarıyla son bulur. İstanbul’da bulunan pek çok konsolosluk gibi burası da Osmanlı döneminde elçilik binasıymış. Babıali’yi takip etmek için buradan yolun, yani Ankara Caddesi’nin karşı tarafına geçmek gerekir. Konsolosluğun tam karşıda simetrik mimarisiyle Millî Eğitim Müdürlüğü yükselir. Burası Osmanlı döneminin Maarif Nazırlığı’dır. O yıllarda iki taraflı mermer merdivenlerinden binanın ikinci katındaki giriş kapısı kullanılırdı. Sonraki yıllarda yolun genişletilmesi için bu giriş ve merdivenler yıkılmıştır. Bu binanın alt tarafında 1940’lı yılların sonlarına doğru yeni açılan, o zamana göre Babıali’nin en pahalı ve şık kitaplarını, özellikle tıp ve hukuk kitapları basan İsmail Akgün Yayınevi vardı. Yokuş’un bu sırasında, İstanbul Valiliği’nden önce hatırladığım tek bina, Vilâyet’in hemen karşısındaki İzettin Han’dır. İç içe geçmiş iki küçük odasıyla Türk Kültür Ocağı’nın lokali olmasaydı her halde bu hanın hafızamda yeri kalmayacaktı. 1946’da kurulmuş olan Türk Kültür Ocağı, daha sonraki yıllarda muhafazakâr milliyetçi akımın odak merkezlerinden olan Milliyetçiler Derneği’nin çekirdeği idi. Ben 1948 ve 1949 yıllarında devam ettiğim sıralarda önce yüksek mimar Sedat Çetintaş, sonra da o yıllarda üniversitede asistan olan Faruk Kadri Demirtaş (daha sonra Timurtaş) Ocağın başkanı olarak bulunuyordu. Fazla dışarı açılmayan, yetiştirici seminer ve toplantılarında Fethi Gemuhluoğlu’nu, Rahmi Eray’ı, Gökhan Evliyaoğlu’nu tanımış olmamın benim için ayrı bir kazanç olduğunu burada hatırlatmak isterim.

İstanbul Valiliği binasının, Osmanlı döneminde sadrazamlık olduğunu, yani Devlet–i Aliyye’nin idare merkezi olan asıl Babıali olduğunu söylemeye gerek var mı? Semte adını verdiren, zamanla ve hâlâ basın–yayın merkezi manasını kazanmasını sağlayan da bu binadır. Hemen önünde, cadde üzerinde bulunan ve Babıali mescidi de denilen Nallı Mescit’te benim bildiğim zamanlarda imam bulunmamakta, basın–yayın esnafından bir hayır sahibi teberrüken namaz kıldırmaktaydı. 1947–1948 yıllarında kendi adını taşıyan matbaa sahibi Burhanettin Erenler, Nallı Mescit’te yazın öğle ve ikindi, kışın akşam (yani iş saatlerinde) namazlarını kıldırdığını biliyorum. Mekânın özelliği dolayısıyla muhtemelen sabah ve akşam vakitlerinde kapalı olmalıydı.


01.09.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (04.08.2002) - Geçmiş zaman kitapçıları

> (07.07.2002) - Sinema yılları

> (02.06.2002) - Boğaziçi hâlâ güzel

> (05.05.2002) - İstanbul’un bostanları

> (14.04.2002) - Çiçek medeniyeti

> (04.03.2002) - Kitap sevdası

> (03.02.2002) - Ey köhne Bizans...

> (06.01.2002) - Kültürden kurtulmak




GAZETE SAYFALARI


 



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

NURİYE AKMAN

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.