|
SERBEST VURUŞ - Hakan Şükür olayı...
Ekrana yansıyan bilgilere dayanarak olayı ana çizgileriyle şöyle özetleyebiliriz: 1) Bir ay kadar önce Yurdeşen Karahasan, Hakan Şükür’ün babasını arıyor ve Canaydın’ın da bu teşebbüsten haberdar olduğunu belirterek, Hakan’ın Galatasaray’a gelmesi konusunu bir teklif halinde kendisine iletiyor.
2) Bunun üzerine Hakan Şükür, bu “dolaylı teklif”i memnuniyetle karşılıyor ve 700 bin dolarlık alacağından vazgeçme mukabilinde bonservisini alıp serbest kalıyor.
3) Fakat, serbest kalan Hakan’a buraya gelip tesislerde tedavisini sürdürdüğü halde, yapılan teklifin gerçekleştirilmesi yönünde herhangi bir açık davette bulunulmuyor. Fatih Terim, kendisine bir şey söylemiyor. Karşılaşıp görüşüyorlar; ama bu konu açılmıyor. Bir ay önce Hakan’a duyurulan teklif adeta unutulmuş gibi görünüyor!
4) Bu noktada, farklı değerlendirmeler var. Bazılarına göre, Hakan’ın Fatih Terim’e açıkça “Ben Galatasaray’da oynamak istiyorum hocam” demesi gerekirdi. Bazılarına göre ise Hakan’ın bunu yapması daha doğru ve münasip görülse bile, psikolojik şartlar bakımından bunu yapamaması ihtimali de dikkate alınmalıdır. Bonservisinin elinde olduğu biliniyor. Daha önce kendisine bilvasıta ulaştırılmış bir teklif var. Hakan’a bütün gün oradayken ve şartlarını muhtemel bir transfere uygun hale getirmişken, “şu işi bitirelim” denilmesi makul bir davranış olurdu. Bu gerçekleşmeyince, Hakan’da, “acaba istemekten vaz mı geçtiler?” çekingenliğinin doğması normaldir.
...Bu iki görüşten ben de ikincisini benimsemekteyim.
5) Sonra Fatih Terim’in kulaklarımla duyduğum bazı cümlelerini hatırlıyorum... Santrfor ihtiyacından söz ediliyordu. Hakan’ın adını zikrettiler. “Öyle değil, golcü arayışı içinde değilim. Başka özellikler üzerinde duruyorum!” gibisinden sıkıntılı ve zor kurulmuş cümleler sarf ederek geçiştirdi. O an anladım ki Fatih Terim, tahmin edemediğim sebeplerle bu işe sıcak bakmıyor. İçimden geçen şuydu: Bu tavır, takımın Hakan’a ihtiyacı olmamasından değil, Fatih Terim’in Hakan’ın davranışlarıyla ilgili bazı düşüncelerinden kaynaklanıyor.
6) Kurduğum bağlantı şöyleydi: Hakan Avrupa’ya giderken, Fatih Terim tek cümlelik bir reaksiyon göstermişti: “Beni arayıp herhangi bir şey sorma lüzumunu hissetmedi.”
7) Bana göre Fatih Terim, o reaksiyonunu halin güncelliği içinde de yenilenmiş olarak koruyor. Kanaatimce şöyle diyordur: “Galatasaray’a dönmeyi düşünüyorsan, bana sormak, açılmak yok mu? Teklifi kim iletirse iletsin benden teyid alma ihtiyacını duymak yok mu?”
8) Son günün akşamında Hakan Şükür’ün babası, Y. Karahasan’ı arıyor ve Hakan’ın dönmesi meselesinin hallini istiyor. Ama olmuyor. Yapılan açıklama, “Yeni santrafor aldık.” şeklindedir.
***
...Eksiği gediği önemli değil, olan bitenin “esasta” doğru anlatımı bundan ibaret.
9) Tanju, eskilerden Kadri Aytaç, Fenerbahçe’de oynadı. Ama bir Metin Oktay’ın Fenerbahçe’de oynaması tasavvur edilemezdi; nitekim Müslim Bağcılar’ın “rakamları sen yaz” diyerek uzattığı sözleşmeyi elinin tersiyle itmiştir. Bu sadece fedakarlık değil, aynı zamanda akıllılıktır. Çünkü gitseydi, psikolojik sebepler yüzünden oynayamazdı. Turgay da gitseydi oynayamazdı. Bazı oyuncular zımmen bir manevi angajman içindedirler. Metin–Turgay öyleydi; Kadir değildi. Hakan Şükür de öyledir, Fatih Akyel değildir... Mustafa Denizli Fenerbahçe’ye geçebilir; Fatih Terim geçemez. Bu örnekler çoğaltılabilir.
Buna göre önce “Hakan Şükür kimdir?” ile “Fatih Terim kimdir?” sorularını yerli yerine oturtalım. İkisi de zımnen manevi angajmanları olan üst seviyedeki Galatasaraylılardandır. Ve hatalar yaşla–başla mütenasip olarak mütalaa edilirler.
10) Bir başka sanal fotoğraf sunayım size: Metin Oktay yurt dışından bonservisini alarak tedavisini sürdürmek üzere Galatasaray tesislerine gelmiş ve hocası Gündüz Kılıç’la karşılaşmış olsun! Nasıl bir durum doğardı? Ben söyleyeyim: Birbirlerine sarılırlardı ve onları kimse ayıramazdı. “Fark var”ları geçelim; fark varsa, tek yönlü değildir o farklılık. Siz asıl, unsurların değil, dengedeki benzemezliğin durumuna bakın!
11) Hakan Şükür olayı, Galatasaraylılık ruhu açısından; Hakan için de Fatih Terim için de, yönetim için de kaybedilmiş bir imtihandır.
12) Fatih Terim’in jest yapmayı seven mizacından bunu beklemezdim. Galatasaray’dan Avrupa’ya gidenlerin başarılı olamayacaklarını, (Hakan Şükür ile Fatih Terim de dahil) ben daha başlangıçta yazmıştım. Avrupa’da başarı kazanmak için birinci şart “az duyarlı olmak”; ikinci şart, “genel geçer” vasıfların önde olması ile “zamanla anlaşılabilir özellikler”e bağlı bir anlaşılma ihtiyacının bulunmamasıdır. Bunların tam karşılığıdır Alpay! Ama şu da doğrudur: “Genel geçer” vasıfları büyük takım, büyük oyuncu “büyük örnek” olunamaz.
13) Şunu unutmamalıdırlar: G.Saray’ın başarısı; sonu paraya dayanan genel–objektif bir toplamın değil, özel buluşmaların, özel gayretlerin ve özel bir terkibin sonucuydu. “Bunu Şenol Güneş anlama yolunda iken bazıları unutma tutumunda mıdır acaba?” diye bir şüphe doğdu içime.
14) Şimdilik bu kadarı yeter; yeri gelince yine döneriz. Yalnız şu cümleyi bir düşünce konusu olarak vermek istiyorum: “Bazen başarıları taşımak onları kazanmaktan bile zordur.”
03.09.2002
|