|
Kıs parayı, düşür enflasyonu!
Bir önceki aya göre ağustos ayında tüketici fiyat artışı yüzde 2,2, toptan eşya fiyat artışı ise yüzde 2,1 oranında gerçekleşti.
Bu bağlamda ağustos sonu itibarıyla yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 40,2, toptan eşya fiyatlarında yüzde 43,9 oldu.
Bu rakamlardan yola çıkıldığında, ekonomik programda yıllık yüzde 35 olarak kabul edilen enflasyon hedefinin yıl sonunda tutturulma ihtimalini güçlendiriyor. Gelinen bu nokta kuşkusuz memnuniyet verici. Ancak her şeye rağmen temkinle karşılanma durumunda. Çünkü bu gelişme reel ekonominin canlanmasının bir sonucu değil. Bu tedirginliğin gerekçesi, uygulanan enflasyonla mücadele politikasının daha çok mali ve parasal önlemler üzerine bina edilmiş olması.
Halen enflasyonla mücadele adına yapılan basit bir anlatımla şu; parasal önlemlerle piyasalara tüketici cephesinden gelebilecek ilave talebin baskı altına alınması ve böylece enflasyonun göreceli olarak gerilemesinin kendiliğinden sağlanması.
Uygulanan yöntem çok basit. Ücret ve maaşlara enflasyon hedefinin gerisinde artış verilecek. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, yerel yönetim yatırımları dahil kamusal harcamalar kısılacak. Kur ithal ürünlerin fiyatlarını pahalılandırma ve ithalatı caydırma aracı olarak kullanılacak. Sosyal güvenlik dahil vergi yükü artırılarak piyasadaki fazla emilecek. Kamu ve özel bankaların kasasında oluşan, kredi olarak piyasaya akması gereken fonlar risksiz cazip getiri imkanı yaratılarak kamuya çekilecek. Kamu ve yerel yönetimler tarafından üretilen ürünlerin veya verilen hizmetlerin fiyatlarına aylık enflasyon kadar hatta üzerinde otomatik zam yapılacak. Netice piyasaları harekete geçirecek kanalların kapatılması ile dolaşımdaki para miktarının artmasına müsaade edilmemesi olarak karşımıza çıkıyor.
Enflasyon hedefi yüzde 35 iken ücret ve maaşlardaki artışın tüm yıl için yüzde 20 seviyelerinde sabitlendiği, genel bütçe harcamaları içerisinde en düşük payın yatırım harcamalarına ayrıldığı, dalgalı kur marifetiyle döviz fiyatlarının yüzde 90 seviyesinde arttığı, sosyal güvenlik dahil vergi yükünün yüzde 33,3’e yükseltildiği, yüksek reel faiz uygulaması ile kredi olarak piyasaya gitmesi gereken kaynakların kamu tarafından emildiği, elektrik, akaryakıt, gaz, şeker, tekel ürünleri, çay, toplu taşıma, su gibi kamu ve yerel yönetim tarafından üretilen veya verilen hizmet ekonominin temel girdilerine otomatik zam yapıldığı son bir yıl içinde yaşanan ve bilenen gerçekler.
Kuşkusuz son 8 aylık dönemde dolaşımdaki para miktarının 5 katrilyon TL ile sınırlı kalması uygulanan bu politikaların bir sonucu. Dolaşımdaki para miktarının kısılması kaçınılmaz olarak ekonominin talep cephesini arz cephesi seviyesine çekiyor. Bu ise arz cephesinin kendisini talebe göre yeniden biçimlemesini, hatta üreticilerin kâr marjlarını düşürmesini beraberinde getiriyor. Arzın kendini talebe endekslemesi kuşkusuz ekonomik küçülme ve fiyat artışlarının frenlenmesi sonucunu doğuruyor. Bu kaçınılmaz bir durum. Eğer uygulamacılar alım gücünün düşürülmesi, işsizliğin artması, ekonominin küçülmesi pahasına elde edilen bu durumu, yani hedeflenen enflasyon oranının tutturulma ihtimalinin görünmesini başarı olarak kabul ediyorlarsa söylenecek bir söz yok.
Ancak unutulmamalı ki, sosyal dengelerin bozulması başka tür sorunların da ortaya çıkmasına yol açabilir. Dahası enflasyonla mücadele adına üretimi ikinci plana iterek uygulanan bu yöntemler ekonomiyi stagflasyon batağının içine de çekebilir.
05.09.2002
|