İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
05.09.2002
Perşembe
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür-Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  English
  Reklam
  Künye / İletisim
  Basın özetleri
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi
 
 

YAZARLAR


İSKENDER PALA i.pala@zaman.com.tr
 

Gittiğin yoldan dön aramıza!

“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir; yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” Atatürk


Ülkemizde tarih, her zemin ve her zaman için çıldırtıcı bir muammadır. Çünkü okumak yerine ahkam kesmekle yetinen bir milletiz. Okumuş yazmışlarımızın kimisine göre tarih örnek alınacak bir övünç sayfası, kimisine göre de tek kalemde siliniverecek bir beyhude zamanlar dilimidir. Kimisi tarih deyince şaha kalkmış atların zafer hücumlarını göz önüne getirir, kimisi halkını ezen monarşist ve zalim idarecileri hayal eder. Yazık ki, her ikisi de yanlış, her ikisi de abartılı örneklerdir bunların. Ve yazık ki bu tavır, tarihini bilmeyen insanların kârıdır yalnızca; tarihini bilmeyen, bilmediği için de kendilerine efsaneler üreten insanların...

Tarihin ara sokaklarında dolaşanlar bilirler, orada pek çok insana rastlarsınız, kâh önceden adını hatırladığınız, kâh ilk defa tanışacağınız. İtiraf etmeliyim ki ben o yolculuklarımda ne sefere giderken üzümünü kopardığı asmaya akçe kesesini bağlayan atama rastlayabiliyorum, ne de harem havuzunun çevresinde yarı çıplak cariye kovalayan sultana. Bazan bir adam tanıyorum, eteğine yapışıp kurtulmak için günümüzde yaşamasını çok istediğim; bazan bir herifle karşılaşıyorum, “Bu benim atam olamaz!” diye isyan ettiğim. Ne var ki her ikisinin de genleri benim genlerime uyuyor bu kişilerin ve kabullenmek zorunda kalıyorum ki ben onların varisiyim.

Doğrular ve gerçekler uzun bir süre ne gizlenebilir, ne de saptırılabilir?! Özgür insan zekasıdır ki, belli bir süre dikte ettirilen yahut dayatılan fikirlerin doğru biçimlerine ulaşır, belgelerde gerçeğini görür. Böylece yanlış değerlendirmeler ve taraflı hükümler üzerine bina edilmeye çalışılan toplumsal yapı kısa sürede bir bunalım yığınına dönüşüp dikilir karşımıza. Bunu aşmanın yolu, belki genç kuşaklara tarih kültürünü sevdirmek; onlara doğru tarihi, abartısız tarihi öğretmektir.

Okuma disiplini olmayan bir coğrafyada yaşıyoruz ve insanımız öğrenmek yerine eğlenmeyi tercih ediyor nedense. Belki öğrenmeyi eğlenceli biçime getirerek bu süreci tersine çevirebilir ve kendi kültürüne yabancı veya düşman nesiller yerine dünya insanı olmayı hedeflemiş gerçek aydınların sayısını çoğaltabiliriz. Bunun için en önemli şart toplumda sağlam tarih bilinci uyandırmak ve en önemli vazife de bu misyona uygun davranmaktır şüphesiz.

Dünyanın son yüz yılı, daha önce yaşanmış onbinlerce yıldan daha önemli gelişmelere sahne oldu. Terazinin bir kefesine 21. yüzyılı, diğerine de geri kalan dünya zamanını koysanız, hiç şüphesiz 21. yüzyıl ağdıracaktır. Yazık ki 21. yüzyıl Türk milleti için bir çözülmenin tarihi olmuş ve bu çözülmede bizatihî tarihin ilminin kendisi za’fa uğramış, millette tarih bilinci diye bir bilinç oluşmasına zemin hazırlanamamıştır. Belki de Allah, bu yüzyılın Türk milletini tarih bilincinden uzaklaştıkları için de sorumlu tutacak; tarihçilerin gayretlerine ise iyi veya kötü, karşılığını mutlaka verecektir.

Tarihçiler geçmişe ait herkes ve her şeyi yargılayıp her olayı değerlendirirken dünyanın sınırsız yetkilerle donanmış en büyük yargıcı konumuna yükselirler. Tarihi olayların ne akışları, ne zaman ve zeminleri, ne de tarafları hiç değişmez. Onlar geçmiş zamanların içerisindeki yerlerini almışlardır. Ne var ki bu olayları yargılayan bir tarihçi, bize onları iyi veya kötü gösterme yetkisini kendisinde bulur da, sübjektif yargılarla tarihî kâh mahkum eder, kâh göklere çıkarırsa, milletin tarih bilinci de, tarih sevgisi de kendiliğinden fersudeleşir. Sanırım bu tür tarihçiler huzur–ı İlahi’de mahrum kalacaklardır.


05.09.2002


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (29.08.2002) - Tavan arasına atılan...

> (22.08.2002) - Şiir ve minyatürler

> (15.08.2002) - Nezaket, yine nezaket!..

> (04.07.2002) - Kahve molası

> (27.06.2002) - Şerefle şanla!..

> (20.06.2002) - İnsan sözden ibarettir ve şair ne güzel insandır

> (06.06.2002) - Ağlamaktan korkma gözüm!

> (30.05.2002) - Kanaat masalı

> (23.05.2002) - Merhamet!.. Merhamet!..

> (16.05.2002) - Analı kuzu, kınalı kuzu




GAZETE SAYFALARI


 



Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

NURİYE AKMAN

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.