|
Sahabi hanımların savaşlardaki hizmetleri
Silahlı Mekke müşrikleri Medine’nin yanı başındaki Uhud’a kadar gelmişlerdi. Maksatları toprak kazanmak değil, bir inancın mensuplarını yok etmekti.
Durum böyle olunca yok etmek istedikleri inancın mensupları da sayı bakımından az olmalarına rağmen bunlara karşı koymakta tereddüt etmediler. Efendimizin (sas) kumandasında Uhud’da, mütecaviz müşriklere karşı koyarken, hanımlar da geri kalmamış, birer ikişer halde bu hizmette yer almayı dini ve vatani bir görev bilmişlerdi.
Hanımların savaştaki bu fedakarlıklarını, olayın içinde bulunan şahitlerden dinleyelim isterseniz. İlk dinleyeceğimiz insan da, Hazret–i Enes olsun. Şöyle anlatıyordu Uhud’da annesinin de içinde bulunduğu sahabi hanımların hizmet ve fedakarlıklarını:
“Uhud’da çok zor anlar yaşamıştık. Bir ara öyle olmuştu ki Resulüllah’ın yanında on iki kişi kalmıştı. Bir de bazı hanımlar... Bunların içinde Efendimizin hanımı Aişe ile benim annem Ümmü Süleym de vardı. Kimi hanımlar mücahitlere atacakları oku taşıyor, kimileri de geriden su getirip susuzluktan düşmek üzere olanlara kırbalarla su yetiştiriyordu. Bu sıralarda yaralanıp da su içemeyecek halde sıcak kumların üzerinde yatanların da ağızlarına su boşaltıyor, yüzlerini gözlerini ıslatarak biraz daha dayanmalarını sağlıyorlardı.” Hz. Enes’in anlatımı böyle.
Bir de Efendimiz’le birlikte tam yedi savaşa katılmış olan Ümmü Atıyye’yi (ra) dinleyelim. Bakalım o ne hizmet görüyordu katıldığı bunca savaşlarda. Şöyle anlatıyordu O da:
“Allah Resulü Efendimiz’le yedi savaşa katıldım. Ben meydanda kurulmuş olan çadırların arasında dolaşır, yemeklerini pişirir, elbiselerinin yırtıklarını diker, yamalarını yamar, yaralıların yaralarını sarar, en çok da bunalanlara su yetiştirirdim. Bilhassa hasta olanlarla yaralananların bizim hizmetimize ihtiyaçları çok fazla olurdu. Bu hizmetlerimiz Allah Resulü tarafından da hep takdirle karşılanırdı.”
Hanımların savaştaki bu hizmetleri başta Efendimiz (sas) Hazretleri olmak üzere öylesine takdir edilir, unutulmazdı ki yıllar sonrasında da bu gayretin sahiplerine hep öncelik tanınır, göstermiş oldukları fedakarlıkları hep değerlendirilirdi. Nitekim bir defasında Hazret–i Ömer (ra) Medine’de ihtiyaç sahibi hanımlara elbise dağıtıyordu. Bir tane de elinde artmıştı. Bunu görenlerden biri:
–Bu kalan elbiseyi de hanımınız Ümmü Gülsum’a verseniz, dedi. Halife:
–Düşünüyorum, dedi. Buna layık olan hangi hanımdır diye de, hep şu Ümmü Sülayt aklıma geliyor, hak onun olduğuna inanıyorum.
–Ümmü Sülayt ne yapmıştır ki Ümmü Gülsum’a tercih ediyorsunuz? dediler. Şunları anlattı Hazret–i Ömer:
“Biz Uhud’da çok zor anlar yaşadık. Böylesine tehlikeli anlarda Ümmü Sülayt koşarak gider, kırbaları doldurup getirir, susuzluktan düşmek üzere olanlara kırbalarla su dağıtırdı. Çarpışma sırasında yırtılmış, sökülmüş elbiseleri de hemen oracıkta bir anda yamar, diker yine giyilecek hale getirir, perişanlıktan kurtarırdı. Onun bu fedakarlığını unutmak büyük bir vefasızlık olur. Onun için tercihe layık görüyor, hak Uhud kahramanının diyorum.”
Savaşlarda hayatını tehlikeye atarak hizmet etmiş olan hanımları Halife hiçbir zaman unutmaz. Onları hep kollamayı bir vefa borcu olarak görürdü. Bunu halifeliğinin devamı müddetince hep gösterdi.
Bir defasında dağıtılmak üzere yine giyim eşyası getirmişlerdi hayır sahipleri. Bir tane elbisenin ise yeni ve değerli olduğu anlaşıldı. Bu sırada çevreden teklifler geldi:
–Bunu yeni evlenmiş olan oğlunuz Abdullah’ın hanımı Safiyye’ye verseniz uygun olur. Elbise pek güzel. Abdullah da yeni evli. Hazret–i Ömer’in cevabı tereddütsüzdü:
–Bu elbiseyi dediğinizden daha hayırlı bir hanıma vereceğim. Bu hanım Uhud kahramanlarından biri olan Nüseybe’den başkası değildir, dedikten sonra şöyle devam etti:
– Resulüllah’tan (sas) bizzat dinledim. Buyurdu ki:
“Uhud gününde tehlike çok fazla büyümüş, müşrikler bana çok yaklaşmışlardı. Bu sırada baktım bir hanım hayatını hiç düşünmeyerek bir sağımda bir solumda koşuşturuyor, yaklaşan müşriklere karşı koymaktan çekinmiyordu. Bu hanım, Kab’ın kızı Nüseybe’den başkası değildi.”
Hazret–i Ömer sözünü şöyle bağlar:
–İşte ben beğendiğiniz bu elbiseyi Nüseybe’ye layık görüyorum.
Evet, sahabi hanımlar böyle hizmet ediyor, böyle de vefa görüyorlardı. Bilmem bize verilen ders var mı bu hizmette ve bu vefa örneklerinde.
06.09.2002
|