| |
‘Vatan’ gazetesinin yeniden yayınlanışı üzerine nostaljik düşünceler
Sabah Gazetesi’nden ayrılan Zafer Mutlu ve arkadaşlarının, ‘Vatan’ gazetesini yayımlamaya başlamalarının, eski bir ‘Vatan’ çalışanı olarak, benim için çok özel, çok farklı bir anlamı var.
1957 yılı Şubat ayında, 20 yaşını henüz doldurmuş bir üniversite öğrencisiyken, ‘Vatan’ Gazetesi’nin Mollafenari Sokağı’ndaki üç katlı ahşap binasında (şimdi yerinde yeller bile esmiyor!), o zamanki adıyla ‘Tashih’ servisinde, ‘musahhih’ (‘düzeltmen’) olarak çalışmaya başlamıştım. Geçen yıl yayınlanan ‘Ceviz Sandıktaki Anılar’ kitabımda, ‘Vatan’a girişimi uzun uzadıya anlattı idim; burada tekrarlamayacağım. Türkiye’de gazetelerin tarihi yazılmadığı için, bugün çoğu kimsenin, ‘Vatan’ın uzun yıllar yayımlanmış, eski bir gazetenin adı olduğunu bilmediğinden eminim.
Bundan yaklaşık elli yıl öncesinden, Ahmet Emin Yalman’ın sahibi olduğu ‘Vatan’ Gazetesi çalışanlarından çok azı yaşıyor bugün. Allah uzun ömür versin, benim yazı işleri müdürüm Selami ağabey (Selami Akpınar); köşe yazarları Sadun ağabey (Sadun Tanju), Oktay ağabey (Oktay Akbal), Naim ağabey (Naim Tirali), Özcan ağabey (Özcan Ergüder), Tunç ağabey (Tunç Yalman) ve muhabirlerden Yılmaz ağabey (Yılmaz Çetiner), Ali (Ali Gevgilili) ve Alaettin (Alaettin Kutlu) hayattalar Allah’a şükür... Sevgili Nail Güreli ile Turhan Tükel de... Gazetenin ressamı Sait Maden dostumuz da berhayat. Ama ölenler oldu. Benim İstihbarat Şefim Kemal ağabey (Kemal Aydar) öldü; Orhan Veli’nin küçük kardeşi sevgili Adnan Veli ağabey, 1973’te 57 yaşındayken ölmüştü. Burhan ağabeyi (Burhan Arpad), Emil ağabeyi (Emil Galip Sandalcı) son on yıl içinde yitirdik. ‘Gittikçe artıyor yalnızlığımız...’
‘Vatan’cılar, birbirlerine çok bağlıdırlar;– ‘bağlıydılar’ demek, galiba daha doğru! Çünkü, en son, bundan yaklaşık yirmi yıl önce, bir araya gelmiştik. Bu çözülmede biraz da, ‘Vatan’ın sürekli olarak el değiştirmesinin de payı var galiba... 1960’larda Ahmet Emin (Yalman) bey, Naim Tirali ve arkadaşları anlaşmazlığa düşünce gazeteden ayrılmak zorunda kaldı ve Özcan Ergüder’le birlikte ‘Hürvatan’ı yayımlamaya başladı. ‘Vatan’ın imtiyaz hakkı Tirali’de kalmıştı çünkü. Naim ağabey, bir süre daha dayandı, sonunda, yeni edindiği bir ortakla birlikte, gazeteyi Ankara’ya taşıdı. Belleğim beni yanıltmıyorsa, ‘Vatan’ın Ankara’da yayımlanmaya başladığı tarih, 1962 olmalıdır. Her neyse, ‘Vatan’ daha sonra bir defa daha el değiştirdi. Bu defa imtiyaz sahibi, 27 Mayıs’ın Milli Birlik Komitesi üyelerinden Numan Esin’di. Esin’le birlikte ‘Vatan’ tekrar İstanbul’a döndü 1970’lerin başında. Bundan sonrası benim için meçhul! Numan Esin’den sonra imtiyaz sahipliğinde bir değişiklik olup olmadığını bilmiyorum. Zafer Mutlu ve arkadaşlarının, imtiyazı Numan Esin’den satın almış olmaları ihtimalinin ‘agleb–i ihtimal’ olduğunu düşünüyorum...
Yılmaz ağabey (Çetiner), geçenlerde Milliyet’teki köşesinde, aslında Nurettin Artam’a ait olan, ama genellikle Neyzen Tevfik’in sanılan bir dörtlük yayımladı: ‘Şu bizim dönmedolap Ahmet Emin/ Din ü imanımıza çatmadadır/ Başımız ağrımaz etsek de yemin/ Vatan’ı on kuruşa satmadadır.’ ‘Vatan’ı on kuruşa satmak’taki örseleyici tevriyenin içerdiği ağır imaya Ahmet Emin bey’in asla müstahak olmadığını düşünüyorum. (‘Vatan’ logosunun altındaki ‘Eğriye Eğri, Doğruya Doğru’ sloganına, Ahmet Emin bey’in ve gazete yöneticilerinin sonuna kadar bağlı kaldıklarını söylemek gerekiyor.) Dahası, Çetiner yazmıyor ama, Ahmet Emin bey’in ‘dönmedolap’lığı, 1946’dan 1955’lere kadar müfrit bir Demokrat Parti ve Adnan Menderes savunucusu iken, özellikle 1957 seçimlerinden itibaren 180 derece dönerek, müfrit bir Cumhuriyet Halk Partisi ve İsmet Paşa taraftarı olmasına, atıfta bulunmaktadır. Tabii, Yalman’ın Selanikli, dolayısıyla ‘avdeti’ olarak Sabetayistliğine de, yine ağır imalı bir gönderme de vardır ‘dönmedolap’ sözünde!..
Gazetelerin tarihi yazılmıyor, demiştim. Aslında, eski bir ‘Vatan’ mensubu olarak, gençliğimin dolu dolu yaşanmış beş yılını verdiğim bu gazetenin yeni yöneticilerinden, başta Güngör Mengi ve Zafer Mutlu, ‘Vatan’ın geçmişinin anımsatılmasına ilişkin taleplerim var. En azından, mesela fotoğraflarla bir ‘Vatan’ sergisi açılabilir; eski ‘Vatan’cılarla söyleşiler düzenlenebilir ve ‘Vatan’ın sadece para verilerek satın alınmış sıradan bir gazete adı olmadığı anlatılmaya çalışılabilir. Belki de sonra, mesela Tarih Vakfı ile işbirliği yapılarak yazdırılacak bir ‘Vatan Gazetesi Tarihi’? Neden olmasın?
Ne dersiniz, çok mu iyimserim?
06.09.2002
|