|
‘Kapat çeneni’ desinler mi?
Bir öğlen vakti Pforzheim’dan geçerken namaz kılmak için Fatih Camii’ne uğramıştık. 12 metre yükseklikteki kubbesi 26 metrelik minaresi ve içindeki hatlar ve Kütahya çinileri ile cami bir İstanbul camiini andırıyordu.
Pforzheim Diyanet Türk İslam Kültür Derneği tarafından 1989’da temeli atılmış, çok ağır şartlar altında büyük gayretler gösterilerek 1992’de ibadete hazır hale getirilmiş ve bir sene sonra da resmen açılış töreni ile ibadete açılmıştı. Bu hayırlı işe önce Trabzonlu Hüseyin Özdin başkanlık yapmış, on senedir de Bayburtlu Hasan Basri Okumuş başkanlık yapmaktadır. Lokali, konferans salonu ve kütüphanesi ile hizmet vermektedir. Bahçesi, dernek odası ve lojmanı ile şirin bir görünüm sağlayan bu irfan yuvasında 150 civarında çocuğumuz cumartesi pazar günleri Kur’anı Kerim öğrenmektedir. Bu bölgede yedi bin civarında Türk yaşamakta, bayram günleri 20003000’e varan bir cemaat mabedi şenlendirmektedir. En güzel tarafı da tuvaletleri dahil çok bakımlı ve temiz örnek camilerden olduğu için bu yazıyı yazdım. Hizmeti geçenleri tebrik eder hepsine teşekkürlerimi bildiririm.
Öğleyi kılıp ayrılırken yol boyunca Almanya’daki çocuklarımızın durumu üzerinde durduk. Fakat büyük bir anlayış farklılığı karşımıza çıkıyordu. Bir arkadaşımız, ‘’Kızımın durumunu öğrenmek için öğretmenine uğramıştım. Bana ‘Böyle olmaz, çok pısırık. Ara sıra bana ‘kapat çeneni’ diyebilmeli.’’ demişti. Ben de “Biz çocuklarımıza Allah’a, anababaya ve öğretmene çok saygılı olmalarını öğretiyoruz. Bizim edep ve terbiye anlayışımızda ‘Kapat çeneni!’ diye bir söz söylemek yakışmaz. Siz böyle bir şey öğretemezsiniz, diye çıkıştım.’’ dedi.
Başka bir arkadaşımız ‘’Havaalanında çalışan bir komşum söyledi. Genç bir Türk gelmiş, uçak bileti satan Alman hanımın önüne cebindeki bütün paraları atıp ‘Acele bana Türkiye’ye bir bilet bul. Kaçacağım bu ülkeden. Paralarınız sizin olsun.’ diye bağırmış. Sonra kendini yere atmış. Görevlilere ‘Benim uçağa kadar gitmeme yardımcı olun. Burada yetişmiş Alman vatandaşı bir kızla evlendim. İçgüveysinden beter. Her şeyi başıma kakarlar. Ne onurum, ne erkekliğim, ne insanlığım kaldı.’ diye inlemiş.’’ dedi.
Bir arkadaşımız da “Beş vakit namazında, dindar komşumuzu dertli gördüm. Dedi ki: ‘Bu okullarda çocuklara neler öğretiyorlar? Hiç düşünmüyoruz. Ama çocuklarımız elden gidiyor. Birisi karşıma dikilip ‘Baba bugüne kadar devletin benim için verdiği bütün çocuk paralarını istiyorum. Onlar benimdi. Alman devleti onları benim için verdi.’ dedi. Birisine kızıp bağırınca da ‘Haydi bir tokat vur da hemen bir polise gideyim. Gör bakalım o zaman ne olacak?’ dedi. Bu işin sonu nereye varacak?!” dedi.
Bütün bu bizim edep ve terbiyemize sığmayan şeyler bizi düşündürmeli. Bunun için bir durum muhakemesi ve muhasebesi yaparak kendimize çekidüzen vermek mecburiyetindeyiz.
Bütün camilerimiz bütün dernek ve kütüphanelerimiz, kültür merkezlerimiz gençlerimizin kendi kültürümüzü öğrenmesi ve terbiyemizi alması için harekete geçmelidir.
Ben zaten yukarıda yazdığım gerçekleri Avrupa’da varlığımızı korumak için gayret edenleri daha çok gayrete getirmek için yazıyorum.
Evet, biz eğer yaşadığımız ülkeye de faydalı olacak isek, kendi parlak renklerimizle her zaman taptaze kalmalıyız. Aile hayatı paramparça olmuş anneye babaya sevgisi saygısı ve hiçbir bağı kalmamış, kalabalıklarda yapayalnız insanlara, insanlık adına yepyeni bir hayat anlayışını ancak bizim kültürümüzle yoğrulmuş olanlar yani Anadolu insanları verebilirler. Onun için biz, asimile olmadan sapasağlam kalmalıyız. Eğer bizi ve çocuklarımızı da kendilerine benzetirlerse, biz onlara faydalı olamayız. Çünkü onların aile hayatını ve yaşlıların durumunu görüyor, üzüntü ile seyrediyoruz.
NOT: Mainz Başkonsolosluğu Eğitim Ataşesi Veli Öz Bey’den bir yazı aldım. ‘’Gazetenizin 19 Ağustos 2002 tarihli nüshasında yayınlanmış olan ‘Sonderschule’ başlıklı yazınızı okudum. Böyle önemli bir konuyu yazınızda işlediğiniz için size teşekkür ediyorum. Avrupa’da yayınlanan veya Avrupa’ya yayın yapan Türk medyasının en çok üzerine eğilmesi gereken konunun ‘eğitim’ olduğu düşüncesindeyim. Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız, sizin de çok isabetli tespit ettiğiniz gibi eğitimin önemini henüz yeterince kavrayabilmiş değiller.’’ diyor.
Veli Öz Bey ‘Alman Eğitim Sistemi Hakkında Bilmek İstedikleriniz’ ve ‘Sorularla Eğitim Sistemi’ isimli kitaplarını da göndermiş. Kendisine çok teşekkür ederim. Eğitim ataşesi olarak gayretlerini takdirle karşılıyorum.
07.09.2002
|